22 Aralık “Kış İnkilab Noktası”na, Mana-yı Harfi İle Bakmak…

Devredip giden, devrini tamamlayan zamanın akışı içindeyiz…

Bize verilmiş olan ömür müddetini geçirirken, kâinattaki sayısız devridaimlerden bazılarının bazı muayyen noktalarına, muntazam zaman aralıklarıyla tekrar geldiğimizi fark ediyoruz.

Okullarda Coğrafya derslerinde de öğretildiği gibi, üzerinde yaşadığımız, ortalama çapı 12740 km. olan yerküremiz 13,5 milyar seneden beri yolunu, yörüngesini ve hızını hiç şaşırmadan, 23 derece 27 dakika eğimini muhafaza ederek hem kendi etrafında ve hem de güneşin etrafında dönmeye devam ederken, kendi etrafındaki bir devrinde sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinin; güneşin etrafındaki bir devrinde de İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış mevsimlerinin, ard arda ve çok muntazam bir şekilde tekrar geldiğini görüyoruz.

Dünyanın güneş etrafındaki dönüş yörüngesinde iki inkilab noktası vardır: 22 Haziran ve 22 Aralık. Bu iki tarihte, gündüz ve gecenin uzunluk farkları azamîye ulaşır. Bunlara “Yaz inkilab noktası” ve “Kış inkilab noktası” adları verilir. “Yaz inkilab noktası”nda en uzun gündüz ve en kısa gece, “Kış inkilab noktası”nda ise en uzun gece ve en kısa gündüz hali, her yıl büyük bir intizamla tekrar gelir. 22 Aralık, dünyanın güneş etrafındaki bir yıllık devrinde “Kış inkilab noktası” olarak mühim bir tarihtir.

İlkbahar ekinoksu” denilen 21 Martta ve “Sonbahar ekinoksu” denilen 23 Eylül’de; yani bir yıl içindeki sadece iki günde ise, gece ile gündüz müddetleri dünyanın her yerinde birbirine eşit olur. “Ekinoks”, Latince (gündüze) eşit gece manasındaki “equi nox” kelimelerinden meydana gelmiştir.

Dünya güneş etrafında dönerken, elips şeklindeki bir yörünge üzerinde ve güneşten ortalama 150 milyon km mesafede hareket etmektedir. Güneş etrafındaki bir devrini tamamlayıncaya kadar, kendi etrafında da 365 1/4 defa döner. Bu sayı, bir senedeki günleri verir.

Takriben 24 saat (aslında 23 saat 56 dakika 4 saniye) süren bu devri esnasında dünya küresinin sathındaki muhtelif yerler tedrîcen güneşe yaklaşmakta ve sonra uzaklaşmaktadır. Dünya sathındaki muhtelif yerler, böylece bazen aydınlık bazen de karanlık içinde kalmakta; şafakta ve fecirde olmak üzere günde iki defa da, karanlık ve aydınlık bölgeler arası hududu teşkil eden “aydınlanma dairesi” tarafından katedilmektedir.

Dünya, Batıdan Doğuya doğru dönmektedir. Bu dönüş istikameti, güneşin, ayın ve yıldızların ne taraftan görünüp tekrar ne taraftan görüş sahamızın dışına çıktığı meselesi ile alâkalı olduğu gibi, okyanus akıntılarının ve rüzgarların yönlerinin üzerinde de tesirler icra eder.

Güneşten ve dünyanın güneş etrafındaki yörünge hattından geçen düzleme “Ekliptik düzlem” denir. Dünyanın kendi etrafındaki muhayyel dönüş ekseni bu ekliptik düzleme ne paraleldir ne de diktir; bu ekliptik düzleme dik muhayyel bir hatla takriben 23 derece 27 dakikalık bir açı yapar. Dünyanın bu eğimi daima sabittir, bu sebeple senelik devr-i daiminin muhtelif mevkilerinde dünyanın bu ekseni, daha evvel bulunduğu her hangi bir mevkideki eksenine paralellik arz eder. Buna “eksenin paralelliği” denir.

Dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseninin eğiklik derecesi, bu eksenin paralelliği, dünyanın basık küreye benzeyen özel şekli, kendi ekseni etrafında devretmesi, yeryüzünde insan için çok önemli bazı hadiselerin sebebini teşkil ederler. Bunların en başta gelenlerinden bazıları, güneş enerjisinin yeryüzünde dağılma miktarının ve mevsimlerin değişmesidir.

Dünyanın, kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki devri, zaman ölçüsü olarak gün ve senenin mahiyeti, menşei, gece ile gündüzün, şafağın, fecrin ve mevsimlerin meydana gelmeleri, güneşin, ayın ve yıldızların göründükleri ve kayboldukları istikametlerle ilgili olarak, okullarda takip edilen ders kitaplarında da bulunan bu fennî bilgilerden böylece özet olarak bahsettikten sonra, teferruatı o kitaplara havale edelim.

***

Fen ilimleri asrımızda çok fazla inkişaf etmiş, mevcut birçok ilim dalı, kendi içinde de birçok dallara bölünmüştür. Bunu Müslümanlar olarak büyük bir memnuniyet, şevk ve heyecanla karşılamamiz icabeder. Çünkü, fen ilimleri olarak şimdiye kadar elde edilmiş bilgiler ve dünyanın her tarafında yapılan ilmî araştırmalar neticesi bu bilgilere yapılan yeni ilaveler, aslında Allah’ın kâinattaki nizamının inceliklerini, mükemmeliyetini insanlara gösteren Vahdaniyet delilleridir; Allah’ın varlığının, birliğinin, kudret ve azametinin birer ispat vasıtasıdırlar. Bunları, ilimlerin başı ve en kıymetlisi olan Marifetullah’ın (Allah’ı isim ve sıfatları vasıtası ile bilmenin) vasıtaları olarak değerlendirebilmeliyiz.

İnsanlardaki gaflet, çeşitli şekillerde tezahür ediyor. Onun bir tezahür şekli de, kâinatta tekrarlanan tabiat hadiselerine ülfet, ünsiyet, alışkanlık nazarıyla ve lâkayt olarak bakmaktır.

İnsanlar, senelerin birbirini takibi, güneşin doğması ve batması, günün tam ortasında gölgelerin çekilmesi gibi değişikliklerin büyük bir intizamla meydana geldiğini ve tekrarlandığını eski devirlerden beri fark etmişler; fakat onların ekserisi, bu gibi değişiklikleri “tabiî ve olağan” (!) görerek, üzerinde gereği gibi durup düşünmemişlerdir.

Bu hadiselerin büyük bir nizam ve intizam içerisinde, muntazam fasılalarla tekerrür etmesi, “daha evvel de benzerini görmüştüm” tarzındaki bir alışkanlık nazarıyla ehemmiyet verilmemesinin ve üzerinde gereği şekilde düşünülmemesinin haklı bir sebebi olabilir mi?

İnsana ömrü boyunca kâinattaki bazı hadiselerin muntazam fasılalarla tekrarının gösterilmesi, o hadiselerin çok mânidar olması, üzerinde ehemmiyetle, ibretle ve hikmet nazarıyla bakılarak düşünülmesi için de olabilir. İnsan ise, ekseriya aksini yapar; tekrar eden hadiselere karşı lâkayt bir tavır alır!.

Bir öğretmen, talebelerine bir ders mevzuunu, muntazam fasılalarla birçok defa tekrar etse, o ders konusunun bu şekilde tekrarlanarak verilmesi, ehemmiyetine mi yoksa ehemmiyetsizliğine mi atfedilebilir? Talebe, o ders mevzuunun tekrarlarındaki sebeplerin neler olabileceğini hiç düşünmeyip “Bu benim daha evvel de dinlemiş olduğum bir ders..” diyerek, daha evvel dinlemiş olmasını o dersin tekrarlarına kulaklarını tıkamanın gerekçesi yapsa, neticede zarar görmesi çok muhtemel değil midir?

Bakmak; daima görmek, her şeyi her şeyiyle görebilmek olmadığı gibi, dinlemek de her işitileni tamamen anlayabilmek manâsına gelmez. Muhtelif hayvanların ve insanların birbirlerine nispeten görüş, duyuş gibi kabiliyetlerinde farklılıklar vardır. Bundan başka, aynı insanın hayatının muhtelif anlarında bu gibi kabiliyetleri vasıtası ile kazanabildiği alışkanlıkları da farklı olabilir.

Buna göre, daha evvel bakıp da görülmesinde bize faydalı cihetlerini yakalayamadığımız; fakat aslında nice ibretleri ihtiva eden varlıkları ve hadiseleri, bize yeniden şans ve imkan verilerek tekrar nazarlarımıza arz ediliyorsa, hakikatiyle görmeğe ve anlamağa çalışmalıyız.

Gündüzlerin gecelere, gecelerin gündüzlere değişmesi, mevsimlerin değişmeleri, güneşin ve ayın hareketleri, insanın ömrü boyunca en fazla tekrarlandığını gördüğü hadiseler olduğundan, onun en fazla ülfet ve alışkanlık nazarıyla baktığı hadiseler de olabilir. İnsan, aslında çok mühim olan bu gibi hadiselere bakarken, “gerçekten görebilmesi”ni engelleyen gaflet perdelerini sıyırıp atması icap eder.

Okullarımızda eğitim maalesef manâ-yı harfîden uzak ve manâ-yı ismî ağırlıklı olarak verilmektedir. Newton tarafından keşfedilmiş Gravitasyon Kanununu’ndan bahsedilirken, ekseriya yalnız Newton’a dikkatler çekilmeğe çalışılmaktadır. Halbuki, Newton var olan bir kanunu keşfetmiştir. Bu kanunu kim koymuştur ve bu kanunun kâinattaki hükmünü icra ettiren kimdir? Bunun üzerinde büyük ekseriyetle durulmamaktadır.

Halen üzerinde yaşadığımız dünya küresinin kütlesi, 597 yanına ondokuz sıfır konulmakla elde edilen sayı kadar “ton“dur. Güneşin kütlesi ise, dünyanınkinin takriben 332000 mislidir. Fezada bizim güneşimizden çok büyük yüz milyarlarca başka güneşler daha vardır. Bütün mevcut güneşleri temsilen bir tanesi bize hem hergün tekrar gösterilmekte, hem de Kur’an’daki ilahî hitapla, bunun gibi varlıklara ve hadiselere ibret nazarıyla bakıp düşünmeğe davet edilmekteyiz!

Her şeye kıymeti nispetinde bir makam vermek lâzımdır. Bu büyük kâinatı her şeyi ile birlikte yaratarak büyük bir nizam ve intizam içerisinde idare eden Allah’ın, okullarımızda ekseriya “Tabiat Kanunları” olarak bahsedilen “Âdetullah Kanunları”nın perdesi ardındaki kudret mucizelerini hakikat gözüyle görmeyerek; dağ gibi hakikatleri zerre kadar basit sebeplere dayandıranlar ve nazarlarını bu sebepleri hiç yoktan icad eden ve devam ettirenden çekerek, Allah’ın verdiği akıl nimetiyle ve Allah’ın izniyle bu sebepleri keşfedebilenlere tevcihe çalışanlar; Kadîr-i Mutlak’ın her şeydeki marifet yolunu bu tarzda kapayanlar, hem Allah’ın ve hem de bütün kâinatın hukukuna tecavüz etmiş oluyorlar.

Güneşin batıdan doğup doğudan batması, fevkalâdeden bir hadise olarak kıyamete çok yakın görülecektir. O zaman, artık tövbe kapısı da kapanmış olacak ve iman etmek için vakit geçmiş olacaktır. Halen dünyada yaşayan neslin ömrü, dünyanın bu son haline yetişemeyebilir. Fakat, o büyük kıyamete rastlamasa da, her insanın “küçük kıyameti” olan ölümü bir gün ona mutlaka rastlayacak ve onu bu dünya imtihanından terhis edecektir!.

Büyüğü de küçüğü de, o “kıyamet günü” gelmeden insan, sadece güneşin batıdan doğup doğudan batmasının değil, güneşin her gün doğudan doğup batıdan batmasının da Allah’ın kudretinin bir mucizesi olduğunu idrak edebilmeli; böyle bir idrâk ve kabul ile ömür imtihanının baki kalan müddetini “Allah’a kulluk imtihanının müddeti” olarak değerlendirebilmek için elinden gelen gayreti sarf etmelidir.

Prof. Dr. Mustafa NUTKU

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin