Aile Nimetinin Kıymetini Kaybedince mi Anlayacağız?

Bir izci lideri olarak doğaya gittiğimde ve akşam vakti uyumam gerektiğinde aklıma şu düşünce gelir: Evin çıplak yeri bile ne rahatmış! İki dakika oturacağım bir koltuk olsa, keşke rahatça uyuyabilsem diye düşünürüm. Buz gibi soğukta akşam vakti kafanızı ve vücudunuzu rahatsız bir pozisyonda sıcak tutmaya çalışırken insan hep evini hayal ediyor. O evin yerine bile razı geliyorsunuz.

İşte aslında izciliği yapmamın sebeplerinden biri de bu. Bana elimdeki nimetlerin kıymetini hatırlatıyor. Evimdeki yatağın değil, evin sert yerinin bile aslında ne büyük lütuf olduğunu fark ediyorum.

İnsan, elindeki nimetin değerini anlamakta çok yetersiz. Çoğunlukla kaybettikten sonra anlıyoruz elimizdekilerin kıymetini. Örneğin kimse nefes alırken bunu olağan dışı görmez çünkü günde ortalama 23 bin kez nefes alıyoruz. Yalnız 23 binin arasından 100 tane bile alamazsak ölüyoruz. 3 günden fazla su içmezsek veya sıvı tüketmesek ölüyoruz fakat hiçbirimiz su içerken suya bakıp “vay be bunu içmezsem ölürüm” demiyor.

Özel anlamda bu ihtiyaçlarımızı tam takdir edemesek de genel anlamda bunları karşılamak için yüzyıllardır sistemler oluşturuyoruz. Suları kullanmak ve tahliye etmek için kanallar ve borular; yiyecekler için seralar, tarım arazilerinin oluşturulması gibi genel düzenlemeler ve oluşturulan sistemler mevcut.

Soyun ve neslin devamı, toplumsal düzen ve sağlıklı karşı cins ilişkileri içinde oluşturduğumuz sistem AİLE sistemidir. Aile, insanlık tarihinin başından beri devam ede gelen bir sistemdir ancak bugün ekonomik, bilimsel ve siyasi başarılar övülürken bunların asıl arkasında yatan aile mefhumu geri planda kalmakta ve nedense umursanmamaktadır.

Bir annenin yaptığı fedakârlıklar bir günlük facebook paylaşımından öteye gidememektedir. Bunun en büyük kanıtı da herkesin ortak bir iş adamı adı, ortak bir bilim insanı adı veya ortak bir siyasetçi adı bilirken çok az kişinin ancak kendi babası veya annesi dışında çok iyi bir babaydı veya anneydi diyebileceği ortak bir isim olmayışıdır.

Evet, özel anlamda anne, baba veya aile mefhumunun önemini bilememiz insan tabiatı ile açıklanabilir çünkü elimizde olanı kaybedene kadar ne yazık ki tam anlamıyla kıymetlendiremiyoruz fakat aileye karşı yapılan saldırılara sessiz kalmamız veya kendimizin de aile kurumunu kötülememiz anlayışla karşılanamaz. Aileye saldırının aslında insanoğlunun tabiatı ve nesline saldırı olarak görülmesi gerekmektedir çünkü insanoğlu fıtratında aile kurma ve onun üzerinden neslini devam ettirme, evlat yetiştirme güdüsüne sahiptir. Bunun doğru bir şekilde yapılabileceği en eski ve tek kurumda ailedir.

Ailenin bir alternatifi bugün en modern toplumlarda bile geliştirilememiştir çünkü alternatifi yoktur. Gene de aile mefhumuna ciddi bir savaş açılmaktadır. “Aileniz sizin, özgürlüğümüz bizim olsun”  gibi açıktan dövüşenler olduğu gibi, evlenip aile kurup ne yapacaksın keyfine bak şeklinde dolaylı olarak yanlışa yönlendirenler de bulunmaktadır. Aslında dolaylı yolu izleyen kişiler kendileri tam anlamıyla bunu kast etmeseler de dedikleri bu sonuca ulaşır. Özellikle evliliği ve ailesini şikâyet eden kişilerin aile dışında bir alternatifin olmadığını bir kez daha düşünmeleri gerekmektedir.

Sonuç olarak aile mefhumuna özellikle bu çağda toplumsal olarak daha fazla önem vermeliyiz. Aile kurumu ile ilgili çalışmalar ele almalı. Ailenin anne, baba, abi, abla, kardeş vb. her öznesine ayrım yapmadan sahip çıkmalıyız. Yanlış telkin, politika ve uygulamalarla üstüne gidilen aile dengesi bozulursa alternatifi olmayan bu kurumun devrilerek hayattaki öbür tüm alanlara olumsuz bir domino etkisi yapacağı çok bariz ortadadır. Bu etkinin sonucu olarak da toplumun en alt kademesinden, en üst kademesine kadar tüm kurumlar ve sistemler etkilenecektir. Bu sebeple aile nimetinin kıymetini onu kaybetmeden önce iyice anlamalı ve korumalıyız.

Ziyaeddin Halid İpek – cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin