Akıl nedir? Zekâ nedir?

Bu kelimeleri genelde aynı manayı ifade ediyormuş gibi kullanıyoruz, oysa zekâ ve akıl birbiriyle çok bağlantılı fakat aynı anlama gelmeyen iki kavram, bu yüzden iyi anlaşılması için değişik kaynaklardan bolca örneklerle ifade etmeye çalışalım. Akıl için “Anlama âleti. Düşünme kabiliyeti. Zekâ. Zihin.”, “Madeni kalp ve ruhta, şuaı dimağda bulunan bir nur-u manevî.” gibi değişik tarifler yapılmıştır.

Akıl bir alettir ve iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etmek için kullanılır. Nakli tasdik etmek için iş görür. Zekâ ise bu aklın dünyevi olarak kullanılmasına vesile olur. Dolayısıyla bir insan çok zeki olabilir. Ama bu insan aklını doğru yolda kullanmıyorsa veya vahye değilde kendisine güveniyorsa, bu insana akıllı değildir -şayet zekâsı varsa- zeki denilir. Aklın kullanılması cüz’i ihtiyari ile olur. Fakat zekânın verilmesi Allah’ın vergisidir. Bu nedenle Allah’ın yanında kıymetli olan çok zeki olanlar değil, aklını iyi kullananlardır. Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zekâ ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yeteneğidir.

Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekâsıyla yapar. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Zekâ, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farklılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zekâ IQ denilen testle ölçülebilir. Zekâ nasıl yapıldığını bilmek, akıl ne yaptığını bilmektir. Kimse yağmur yağdığı için ıslanmaz şemsiye kullanmadığı için ıslanır, yani aklımızı doğru kullanabilirsek çok şeyden zarar görmeden kurtulduğumuz gibi çok güzel şeylere de sahip olabiliriz. Bir başka ifade ile, başımıza gelen olumsuz ya da kötü şeyleri şu ya da bu olaya bağlamamalıyız. ”size ne iyilik gelirse Allah’tan ne kötülük gelirse kendinizden bilin.”

Ektiğiniz bahçede domatesler, biberler olgunlaşıp büyüyorsa küçük bir katkınız olmakla beraber bu sizin marifetiniz değildir, ama sulamayı terk eder kurutursanız bu sizin suçunuz. Akıl hastası deriz ama zekâ hastası demeyiz zekâ özürlü deriz akıl hastalanır ama zekâ hastalanmaz. Hastalıkla özür aynı şeyler değildir, eliniz, bileğiniz, ayağınız ağrıdan dolayı işlevini yapmazsa bu hastalık, ama elinizin bileğinizin ayağınızın olmaması özürdür. Akıl herkese eşit olarak paylaştırılmış gibi görünse de herkes ‘akıllı’ sıfatıyla anılmaz. İnsanlar güzel olmadığını söyler, zengin olmadığını söyler ama aklı olmadığını kıt olduğunu pek kabul eden yoktur.

Akıl sağlığı yerinde olanlar, akıl hastası olanlar vardır, birde aklını kullanamayanlar grubu vardır, adamın bankada milyarları vardır ama yaşantısı parasıyla doğru oranda değildir, aynen bunun gibi. Zekâ duygulardan olaylardan etkilenmez bir problemi kızgın haliyle de çözer. Akıl olaylardan etkilenir duygularına göre hareket edebilir, doğru inandığı şeyi çevresinin etkisiyle değiştirebilir. Zekâ telkinden etkilenmez, akıl etkilenir. Çok zeki profesör işinde çok başarılıdır ama etkilenip yanlış kişiyi tercih ettiği için iyi bir evlilik yapamamış olabilir, her türlü kandırılabilir, dolandırılabilir.

Takdir ettiğiniz insanların zekâsını överken maşallah dediğimiz gibi, Allah akıl versin, verdiği aklı doğru yerlerde kullanmayı nasip etsin inşallah demekte fayda var. Zekâ beyin gücünü, kavramları kavramadaki ustalık ve çevikliği ifade eder, zekâyı iyiye ya da kötüye kullanabilirsiniz,akıl ise sağduyuyu, isabetli karar verebilme yetisini çağrıştırır, doğru ve mantıklı, vicdana uygun hareketler sergilemeyi öngörür. İkisi arasındaki en önemli fark, bir başkasından akıl alabilirsiniz ama zekâyı asla. O, her insanın kendisine mahsustur.

Akıl, insanı hayvandan ayırt eden en önemli faktördür, zekâ hayvanda da vardır. Akıl insan olgunlaştıkça da değişiyor ve insanın kendisi de bunun farkına varıyor “Ah şimdiki aklım olsaydı” lafını çok işitmişizdir. Bir insan değişik fikirlerle diğerinin aklını karıştırabilir. Hayret verici, şaşırtıcı şeyler insanın aklını durdurabilir.

Bir şeyin içeriğini anlamamak ‘akıl erdirememek’ olarak nitelendirilirken başkalarının çözemediği bir sorunu çözen kişiye bir tek o akıl etti denilir. Birine bir yol göstermek ona akıl vermektir. Bir şeyi hatırlamak, unutmamak akılda tutmaktır. Akılsız tanımı ise doğru ve isabetli düşünemeyen anlamında kullanılır. Akıl insan için hayati önem taşıyan ve bir anlamda insanı insan yapan en önemli özelliklerinden birisidir. Akıl insan hayatının her alanında kendini belli eden bir ayrıcalık ve üstünlüktür. Ayrıca aklımızı kullanarak bir konuda düşünce yürütebilir fikir beyan edebiliriz, kendi davranışlarımızı bilir ve kontrol ederiz. Derin düşünmek incelikleri kavrayabilmek hikmetli konuşabilmek ancak akıl sayesinde mümkün olabilir. Akıl biz insanlara bir yol göstericidir. 

Albert Einstein – “Akıl, sorunu gerçekleşmeden çözer, zekâ ise gerçekleştikten sonra.” 

Akıl, fikir vb. duygularla ilgili Bediüzzaman Hazretlerinin görüşleri de şu şekildedir. “Sonsuz rahîm olan Hâlık-ı Azîmin kusursuz olan bu kasrını temaşaya doyamayan ruh, kendine avdet ediyor. Rahmetin nihayet derecede incelikleriyle tanzim ve idare edilen cisme bakıyor. Duyguları arasında yalnız muhayyilesine hasr-ı nazar ediyor. Bu muhayyilenin dimağda kendisine tahsis edilen mahalli, bir hardal tanesi kadarken, her zaman bütün âlemi sinema şeritleri gibi hayal hanesinde dolaştırır. Hafıza bir çeşit, akıl ayrı bir çeşit, fikir başka bir halde, kalb daha başka, kâmil insanlarda hal-i faaliyette olan diğer letaif daha başka bir şekilde, bâsıra, sâmia, zâika, lâmise, şâmme gibi havass-ı zâhirînin istiâb ettikleri mânevî sahalara nisbetle, nihayet derecede küçük bir dimağımda yerleştikleri halde, yekdiğerine karışmayarak, biri diğerinin vazifesine müdahale etmeyerek, ayrı ayrı vazifelerde, ayrı ayrı dairelerde gayet muntazam çalıştıklarını ve hattâ etibbânın bile senelerce tahsil ederek içinden çıkamadıkları vücud-u beşerin herbir kısmının, herbir uzvunun inceliklerini görüyor.(Barla Lahikası)

“Hem de bir şeyi akıl görür, kabul eder.Fikir uğraşır, teslim eder. Bazan arzu fikir suretini giyer. Şahs-ı muhteris, arzu-yu nefsaniyesini fikir zanneder.(Hutbe-i Şâmiye ) Tâ ki fikir dağılmasın, kalb boğulmasın, ruh Mâbûdunu doğrudan doğruya bulsun. (On Dördüncü) Acaba fikir dediğiniz şey-el’iyazü billâh-arzu olmasın? Bazan zâlimane intikam-ı şahsî, arzuya fikir suretini giydirir.(Sünuhat ) Zira insandaki o nur-u fikir, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf, öyle bir inbisat vermiştir ki, bütün zamanları yutsa doymaz. Zira ondaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvî, kıymetini umumî, nazarını küllî, kemâlini gayr-ı mahsur, lezzet ve elemini daimî kılmıştır.(İşârâtü’l-İ’câz ) Bazan bir münevverü’l-fikir, yüze mukabildir.(Divan-ı Harb-i Örfî) Çünkü güzel ahlâkı ona güzel fikir vermiş ve güzel fikir ise, ona herşeyin güzel cihetini gösteriyor.(Sekizinci Söz )

Çetin KILIÇ

Kaynaklar:
Risale-i Nur Külliyatı.
Sorularla Risale
Sorularla islamiyet
http://www.bilimist.com/blog-39/akil-ile-zekâ-arasindaki-fark-nedir.
Düşünce ,akıl ve zeka(akıl ile zeka aynı şey midir?) başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Psk. İzzet Güllüye aittir ve makale yazarı tarafından tavsiyediyorum.com kütüphanesinde yayınlanmıştır.

Sende yorum yazabilirsin