Aklımıza ve İdrakimize Sığmayan “GERÇEKLER”

Başka bir ifadeyle; insan olarak maalesef “tam idrak edemediğimiz bazı gerçekler” var.

Yarım asrı geçen düşünce hayatımda, bazı gerçekleri idrak edemediğimi gördükçe, kendi kendime çok kızıyordum ve üzülüyordum.

Ancak insanlığın neredeyse tamamının bu problemi yaşadığını fark edince, bir nebze rahatlıyorum.Bu düşüncelerle; akıllara kapılar açarak, belki bu konuda zevkli mesafeler alınabileceği ümidine kapıldım.

Birtakım manevi tedbirlere vesile olacağını düşündüm. Bu önemli konuda, inşallah bendenize yardımcı olan dostlarım çıkacaktır…

1.     “SONSUZLUK” kavramını asla idrak edemiyoruz, yanı aklımıza sığdıramıyoruz. Şayet bu kavramı aklımıza sığdırmış olsak, 70-80 sene değil, BİR MİLYAR sene ömrümüz bile olsa, bu ömrün tamamını, SONSUZ Ahiret hayatımızı kazanmak için kullanma azmi ve kararlılığı içinde olurduk.Çünkü sonsuz hayat burada kazanılacak…

Evet, matematik kurallarına göre, SONSUZLUK gerçeği karşısında BİR MİLYAR da değil, Katrilyon üzeri kentrilyonlar bile SIFIR hükmüne düşüyor.

Oysa bizler max. 80-100senecik ömrümüzü çok zannedip, bukısacık ömrümüzün bile büyük bir çoğunluğunu boşa harcıyoruz. Gafletle geçiriyoruz. Sanki hiç değeri yokmuş gibi veya çok fazladan artmış gibi, bazı etkinliklerimizi“vakit öldürmek için” düzenliyoruz. “Oofff, vakit geçmiyor” diyerek, özel bir maksatla bizlere verilmiş olan o çok değerli vaktimizi öldürmek için TV seyrediyoruz.

Bakınız muzır ve günahlı olanları bile söylemiyorum, dama, satranç v.b. oyunlar oynuyoruz. Vaktimizin her saniyesinin hesabını vereceğimizi hiç düşünmüyoruz. Musa AS’ın kavminin şu ferasetli sitemlerini hatırlayınız: Musa AS kavmine, Hz. Muhammed ümmetinin ömrünün 60-70 sene civarında” olacağını söyleyince, çok şaşırırlar ve şu tepkilerini sergilerler. “Ya Musa, bizim gibi 400-500 sene yerine, sadece 60-70 yaşayacak olan Hz. Muhammed ümmeti, o kısacık ömürleri için acaba EV yapacaklar mı?”..Şimdi bizim halimizi ve (yazlık-kışlık) evlerimizi v.d. düşününüz…

2.     “Yüce Yaratıcımızın Esma ve Sıfatlarının SINIRSIZLIĞINI”da idrak edemiyoruz. Mesela; O’nun c.c. İLİM, KUDRET, SEMİ’ (işitmesi), BASAR (görmesi), İRADE v.d. sıfatlarını, bizimkilerden belki YÜZ kat fazla, (hadi çok çok zorlamayla)bir trilyon kat fazla olduğunu zannedebiliyoruz belki.

Oysa yukarıda arz ettiğimiz gibi “..matematik kurallarına göre, SONSUZLUK karşısında BİR MİLYAR da değil, Katrilyon üzeri kentrilyonlar bile SIFIR hükmüne” düşüyordu. Bu basit zannetme sebebiyle de O’nun emir ve yasaklarına karşı LAKAYT davranıyoruz. Namazdayken, bir valinin, başkanın veya bir generalinhuzurundaymış gibi bile duruş sergileyemiyoruz ve maalesef o huzurugeçiştiriyoruz.

Bu sınırsızlığı ve sorumluluğu bir nebze idrak eden Hz. Ali’nin, her namaz öncesi limon gibi sarararak, bayılacak hale gelmesini hatırlayınız. Bediüzzaman Hz.’nin namaz öncesi mahkeme edilirken bile veya kış ortasında yolda arabasını durdurarak, buz ve karlar üzerine seccadesini serip, 15 dakika öncedenİlahi randevuyu huşu içinde beklediğini hatırlayınız. Bir de bizlerin bu konulara olan hassasiyetlerimize (!) ve geçiştirmelerimize bakınız. Elbette bana hak vereceksiniz…

3.     Kur’an’da vaat edilen “Ebedi Cehennem azabı” ikazlarını da idrak edemiyoruz. Eğer bu “EBEDİ cehennem” azabını idrak edebilsek, kendimiz ve neslimiz adına tedbir için, inkarın zıddı olan İMANI sağlamlaştırabilme yolunda, bir üniversite tahsili gibi masraflar ve uzun zamanlar harcardık. Oysa ahvalimiz ve ihmalimiz ortadadır…

4.     Buluğa erdikten sonra, layıkıyla kılamadığımız (hatta mazeretsiz olarak geciktirdiğimiz)her bir vakit NAMAZ için, Cehennem azabı ikazlarını idrak edemiyoruz. Oysa Kur’an’da namaz ile ilgili,asla hafife alınmaması gereken 83 ayrı emir ve ikaz vardır.Meryem S., 59. Ayet: “..Sonra, onların arkasından namazı savsaklayan ve nefislerinin azgın arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar ileride cehennemin en derin yerini boylayacaklar.” Buyruluyor. Müddessir S., 42. Ayet’te ise gelecekten bir sahne anlatılıyor:

Cehennem ehline sorulacak, “Sizi cehenneme sürükleyen sebep nedir?” Derler ki:“Biz namaz kılanlardan değildik…”Her bir vakit namaz için 80 sene Cehennem azabı değil, 60-70 derecelik kızgın çöl ortasında(veya 75-80 derecelik saunada) 8’er gün bekletme cezasına bile inansak, (!) acaba namaza ne kadar çok önem verirdik? Ahvalimize bakıldığında, idrak edemediğimiz çok net anlaşılıyor, değil mi?…

5.     Ölümün, hepimize aynı mesafede olduğunu da idrak edemiyoruz. Ölümü, sadece hastalara, yaşlılarave başkalarına mahsus zannediyoruz.Necip Fazıl’ın;“Dün geçti bugünü düşünüyorum, yarın var mı? Gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı?”..mısraını hiç düşünemiyoruz ve bu gerçeği benliğimize maalesef kabul ettiremiyoruz.

Meşhur bir fıkra vardır. Temel’in küçük oğlu Cemal, bir gün babasına:

“..Uy, babacığım. Babaannem çok hasta, acaba ölecek mi?” der. Temel:

-“Oğlum Cemal, hayat böyledir işte, insan doğar, büyür ve ölür.” Cemal:

-“Babacığım dedem de ölecek mi?” Temel, yine gayet sakin:

-“Evet oğlum, o da bir gün ölecek.” Cemal:

-“Babacuğum, peki, ben de ölecek miyim?” Temel:

-“Oğlum, söyledim ya hayat böyledir. Herkes ölecek ve sen de bir gün öleceksin.” Cemal:

-“Peki babacuğum, sen de ölecek misin?”..deyince, Temel hiddetle bağırır:

-“Sus lan kerata! Ağzundan yel alsın! O ne biçim laf?…”

Evet dostlarım, bu bir fıkradır, fakat bu gerçeğin bir nevi tebessümlü anlatımıdır…

·         Aklımıza sığdıramadığımız veya idrak edemediğimiz(elektronların, çekirdek etrafında 300000 Km./Sn. hızla dönüşü, Kainattaki IŞIK YILI mesafelerdeki makro alemler gibi) daha birçok konular var, fakat bendeniz sadece birkaçını arz etmeye çalıştım. Sizler yorum olarak eklemeler yapar, bendenize yardımcı olursanız, sevineceğim…

A. Raif Öztürk

Sende yorum yazabilirsin