Allah Yolunda Cömertlik ve Fedakârlık

Allah’a kul olma bilinciyle yaşayıp, onun bize verdiği sayısız nimetlere mukabil çokça şükreden bir kul olmalıyız. Ve her anımızı onun emir ve yasaklarına uymanın bilincinde olup, imkânlarımızın yettiği ve zamanımızın el verdiği ölçüde bize düşen İslami tebliğ, cömertlik ve fedakârlık vazifesini ifa etmeye çalışmak her müslümanın öncelikli görevlerinden olduğunu bilmeliyiz.

Bu dünya hayatında imtihanda olduğumuzu unutmamanın bilinciyle yaşayarak, her sıkıntının, her musibetin, Allah tarafından bize verildiğinin, tüm bunlar karşısında sabrımızın ölçüldüğünün farkında olup imtihan sırrının farkında olmalıyız.

Adaleti yüce olan Rabbimizin ötelerde bizi cennet sofralarında ağırlayacağını bilerek ve umudumuzu Allahtan kesmeyip tevekkülü de elden bırakmayarak her daim şükreden bir kul olmalıyız.

Tevbe suresi 111. Ayeti kerimesinde Yüce Rabbimiz buyurur ki: “Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp, öldüren ve öldürülen müminlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kuran’da söz verilmiş bir hak olarak cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin; bu büyük başarıdır.

Bu sebepledir ki Müslümanlar iyilikte ve hayır yolunda birbirleriyle yarışmışlardır. Çünkü amaç hep Allah rızası olmuştur, günümüzde olduğu ve her zaman olacağı gibi, insanlık için kendi nefsini düşünmeyip durmadan yardıma koşan ve yaraları saran insanlarımız her zaman varlığını sürdürecektir. Bunun örneklerini günümüzde görmek mümkündür, yakın zamanda ülkemizdeki çokça yardımsever kurum ve yardımsever insanlarımız kanayan yara Filistin için Allah rızasını gözeterek yardım severlikte, cömertlikte ve fedakârlıkta seferber olmuşlardır. “Çünkü Mü’minler, birbirlerine karşı birer vücud gibidirler.”( Hadis Meali )

Mü’minlerin birbirlerine yardım etmeleri, dünyalık bir beklenti sebebiyle olmamalı, sadece Allah (c.c.) için olmalı, bu sebeple mü’minler birbirlerinin yardımına koşmada çok fedakâr olmalıdırlar. Evet, bizler de kulluğun bir vecibesi olarak cömertliği ve fedakârlığı elden bırakmamalıyız Adeta bu yola tüm varlığımızla, malının tamamını Allah yoluna bağışlayan, “Ev halkına neyi bıraktın sualine”, “Allah ve Rasülünü bıraktım” cevabını veren Hz. Ebubekirlerin saflarına dâhil olma çabası içerisinde olmalıyız. Acaba bu soruyu kendimize sorarsak bizler de sadece Allah ve Rasülünü kendimize ve ailemize bırakabiliyor muyuz?

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin şu sözü çok manidardır: “Bu dünya dar-ül hizmettir, ücret almak yeri değildir, amel-i salihanın ücretleri, meyveleri, nurları, berzahta, ahirettedir. O baki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, ahireti dünyaya tabi etmek demektir. O amel-i salihanın ihlâsı kırılır, nuru gider. Evet, o meyveler istenilmez, niyet edilmez, verilse teşvik için verildiğini düşünüp şükreder” (Kastamonu Lahikası).

Evet, bu dünya ücret alama yeri değildir, hizmet yeridir, çünkü bu dünyada imtihandayız ve imtihan çok çetindir, bazen karşımızda musibetler olacak bazen de yolarımızda dikenler çıkacak ama sırr-ı imtihan gereği gözümüz hep ufuklardaki doğacak güneşlerde olmalı… Sınavdaki bir öğrenci nasıl ki ter döküp sıkıntı içinde sınavı kazanmak için çaba sarf ediyorsa, bu misal gibi bizler de dünya imtihanında terde dökeceğiz sıkıntıya da gireceğiz musibetlerle de karşı karşıya geleceğiz; çünkü hayır da şer de Allah’tandır. Allah Kur’an-ı Kerim’indeHanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azizdir, ğafurdur (üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur).” Mülk Suresi 2

Sonsuz Kerem Sahibi Rabbimiz Tevbe Suresi 121. Ayet-i Kerime’de şöyle buyurur: “Onların Allah yolunda harcadıkları az veya çok her şey, yürüdükleri her yol mutlaka hesaplarına yazılır.”

Evet, Sonuç olarak bizler Allah rızasını gözeterek birbirini sevmek, kimsenin kötülüklerini araştırmamak, başkalarının hatalarını aramak yerine kendi kusurlarımızı görmek ve bunları nasıl düzeltebilirim diye sürekli bir çaba içerisinde olmalı ve başımıza gelen musibetler karşısında sabrı ve tevekkülü elden bırakmamalı, iyilikte ve insanlara faydalı olma yolunda hayatımızdan fedakârlık etmeliyiz.

İster mal olsun ister maneviyat bu iki yolda da cömert davranmalıyız, biz Allah yolunda ne kadar cömert davranırsak Yüce Rabbimizin bize karşı cömertliği hem dünyada hem de Âlem-i Ahirette kat kat olacaktır. Bir Hadis-i Şerif’te “Cömert, Allah’a, insanlara, cennete yakın, cehennemden uzaktır. Cimri ise bunun aksinedir.” [Tirmizi].

Cömertlikte ve fedakârlıkta inancımız ve imanımız gereği Hz. Mevlana’nın tabiriyle adeta akarsu gibi olmalıyız, Peygamber Efendimiz ( s.a.v )’in buyurduğu gibi: İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olanıdır.” Bu hadisi hayatımıza düstur yapıp hiçbir menfaat beklemeden, insanlık adına fayda veren işlerin peşinde zamanımızı harcamalı ve bu yolda hayat istikametimize yön vermeyi kendimize görev bilmeliyiz. Allah’ın bize ihsan ettiği nimetleri onun yolunda harcamalı ve insanlara faydalı olma konusunda da hayatımızda cömertliği ve fedakârlığı asla elden bırakmamalıyız,

Asıl cömertlik, hiçbir karşılık beklemeden yalnızca Allah rızası için yapılan cömertliktir. Fedakârlıkta ve cömertlikte karşılık beklememeliyiz. Ki bize de karşılıksız yardım eli uzansın, gün gelir çıkmazlara girdiğimiz zaman hiç ummadığımız bir anda, Hz. Yusuf ( r.a.) misali yedi kapı ardında kapalı kalsak bile, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı, kalplerin sahibi Allamü-l Guyub olan Allah (c.c.)’in yardımı mutlaka bize ulaşacaktır.

Mehmet Kazar – Araştırmacı Yazar

www.NurNet.org

2 tane yorum yapılmış

  1. bahattin doğan dedi ki:

    allah razı olsun…

    cümertlik bir ağaç gibidir kökü dünyada meyveleri cennettedir..

    cimrilikte bir ağaç gibidir meyvesi dünyada kökü ise cehennemdedir….

    yüce rabbim cömert olmayı nasip etsin…

  2. rukiye deniz dedi ki:

    Allah razı olsun… Rabbim sadakada cömertliği, dünya malına cimriliği nasip etsin cümlemize….

Sende yorum yazabilirsin