Allah’ın varlığını Risale-i Nur ispat eder

Allah’ın varlığına iman edilmez ve -hâşâ- Allah inkâr edilirse her bir zerrenin hem hâkim hem de mahkûm olduğu kabul edilmek zorunda kalınır. Hâkimlik ve mahkûmluğun maddi bir zatta bulunması ise mümkün değildir. Şöyle ki:

Nasıl ki bir binayı meydana getiren taşlar bir ustaya is­nat edilmez ve kendiliğinden oluştuğuna itikat edilirse, her bir taşın hem hâkim hem de mahkûm olduğu kabul edilmesi lazım. Çünkü bir araya gelerek bir bina yapmaya karar vermiş­lerdir. Hem de mahkûmdur, çünkü bu kararlarından vazgeçip binayı terk edemezler.

Aynen bunu gibi, -eğer bu vücudu Cenab-ı Hak değil de atomlar yaratmışsa- vücuttaki zerreler bu kusursuz organları meydana getirmek için bir araya gelmişler ve bu organları yapmaya karar vererek hâkim ve kanun koyucu vasfını kazanmışlardır.

Evet, bir araya gelmişler ve mesela kalbi yapmaya karar vermişlerdir. Bu karar bir hükümdür, bu kararı veren hâkim olur. Daha sonra da koydukları bu kanuna itaat ederek kendilerini mahkûm etmişlerdir. Zira hiçbir zerre meydana getirdiği organı terk edememektedir. Bu da bir mahkûmiyettir.

Başka bir bakışla: Bir atom diğer atomları emrine itaat ettirip hâkim olmuş. Hem de başka atomların emri altına girerek mahkûm olmuştur.

Hâlbuki hâkimiyet ve mahkûmiyetin bir şahısta toplanması mümkün değildir. Dünyada hem hâkim hem de mahkûm olan maddi bir kimse gözükmemiştir. O hâlde Allah’ı inkâr edebilmek için, vücuttaki sayısız hücrelerde bu iki sıfatın bulundu­ğunu kabul etmek gerekir? İşte küfrün içinde böyle binlerce batıl fikir bulunur.

Allah’ın varlığına dair delillerin sonu yoktur sonsuzdur çünkü hiçbir varlık diğer birine benzemiyor ve her varlık en iyi bir şekilde yapılmış, yani ondan daha iyi olamaz.

Yazılarımızın her yerinde dediğimiz gibi, başta Allah’a iman ve diğer iman hakikatlerinin ispatı hususunda söz hakkı Bediüzzaman Said-i Nursi ve Risale-i Nur külliyatına aittir. Çünkü Kuran’ın feyziyle hiçbir eser iman hakikatlerini Risale-i Nur külliyatı kadar net ve berrak bir şekilde ispat edemez. Çünkü Üstadı Allah bu asra gönderdiği sebebi şu ki: Fen hakim olduğu devirde ispat konuşur. Bu asırda da fen hakim olduğu için Allahın varlığını insanlara kabul ettirmek için inkȃr edilemeyecek bir şekilde kabul ettirmeye mecburuz.

Delilmi istersin? Risale-i Nur eserleri meydana çıkmadan önce Müslüman nineler dedeler yani fen ilmi ile ilgisi olmayanlar. Tahsillilerden çok az var idi ise de imanını gizli tutuyorlardı. 600 küsur sene dine hakim olan Osmanlının torunlarından yalınız 4-5 tane imanlı Prof vardı,onlardan bir tanesi de Turgut Özal idi Aptal Kenan Everen diyor ki: O imanlı olduğunu bilse idim tayin etmezdim.

Allah’ımıza ne kadar şükretsek azdır şimdi ise her Risale-i Nur dersinde bir kaç tane Fakülte birmiş zat olmadan olmaz. Ve elhamdülillah şimdi Risale-i Nur eserlerini devlet basıyor. Bu eserler Halk Partisi devrinde yazıldığı için, Hapishanede yazılmışlar hem de 28 sene zindanlarda, türlü türlü işkencelerle mahkum, 3 ay hücre hapsinde kapalı olduğu halde yazmış 19 defa zehirlemişler fakat Allah Üstadi öldürmemiş. Şimdi ise 54 dile tercüme edilmiş. bu sevabı kazanmaya çalışanlardan bir tanesi de benim Arnavutçaya tercüme ettim ve 100.000 tane kendi elimle halka bilhassa gençlere parasız dağıttım. 20 senedir her snee ikişer sefer birer aylığına gidip balkanlarda 4 devlette yaşayan Arnavut kardeşlere dağıtıyordum. Erkeklere de kızlara da, Üniversite talebelerini müsait bir yerde toplayıp 1 saat kadar bir ders verdikten sonra kendilerine kitap verir idim.

        Bizim yaptığımız bu çalışmanın hedefleri şunlardır:

  1. Risale-i Nur okumayan kardeşlerimizin Allah’ın varlığı hakkındaki şüphelerini yok etmek.
  2. Bu kardeşlerimize Allah’ın varlığının delillerini öğreterek, kâfirlerle girdikleri münazaralarda onların galibiyetine bir vesile olmak ve Allah’ın varlığı hakkında şüphe içinde olan Müslümanlara bir ab-ı hayat yetiştirmelerini sağlamak.
  3. Burada yazılan hakikatlerin menbaı ve kaynağı olan Risale-i Nur’a dikkatleri çekip onlar ile Risale-i Nur arasında bir köprü olabilmek. Zira “Meyvedeki lezzeti hisseden, ağacını merak eder.” sırrınca, bu yazılar bir meyve olup Risale-i Nur külliyatı bu meyvenin ağacıdır. Ümidimiz şudur ki: Sizler de bu meyvenin ağacını merak edin ve o ağaca kavuşun.
  4. Risaleleri okuyan kardeşlerimiz için de istifadelidir. Her ne kadar onlar Risale-i Nur’ları okusalar da, Risalelerde geçen bazı hakikatleri anlayamayabilirler. İşte bu eser onların ufkunu açmak ve anlayışlarını geliştirmek hususunda Risale-i Nur’da anlatılan hakikatlerin şerhleridir.

Bu yazıları sizinle paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Sende yorum yazabilirsin