Anlamaya Oruçluyum

Anlaşılmak, günümüzün  en mümkün olmayan hallerinden biri diye düşünüyorum.

Anlaşılmak; güven, huzur ve mutluluk duygusu yükler bize.

Zira bu kıymeti herkes yükleyemez. Çünkü bu yükü sırtlanmaya önce talip olmak gerekir.

İnsanlığın gereği olan bu davranışı göremez ve uygulayamaz hale geldik.

Oysa anlaşılabilmek kime nasip olsa. o gönle  sevgi aşılar.

Sevgi dolu gönüller, iyi haller içinde olur. Birbirlerinin hallerinden hallenirler.

Şu zor ve meşakkatli günlerde nasıl da ihtiyacımız  var bu insanlara.

Kalpler biz kavramına gebe olur anlaşıldığı vakit .

Aslında ne  geldiyse başımıza “ben” den gelmedi mi?

Her söze başlarken “ben” Her işin bitiminde “ben” demiştim vurguları.

Bu nasıl bilmişlik halidir akıllara zarar.

Oysa Âyeti Kerimelerde Yüce Allah (c.c) biz ifadesi ile kullarına seslenirken, biz acizler nasıl bir akıl tutulması içindeysek “ben” nidaları ile dolaşıyoruz yeryüzünde gafil haller içinde.

“Anlamaya ne gerek var ben biliyorum” edaları doyumsuzluğumuza ışık tutuyor adeta.

Aslında empati duygusu devreye girdiği zaman,  umutlarını yarınlara taşır o kalplerin.

Umudun yeşermesi insanlığın canlanıp hareketlenmesi anlamına gelir. Heyecan ve gayret sirayet eder bedenlere.

Anlayan, anlaşılan, farkı farkeden ve ecdadın değerlerine sımsıkı sarılan bir nesil demektir bu.

Bu enerjiyi üstlenen insanlar, başarıya talip olurlar. Başarı değerlerine sahip çıkan  güzel ahlaklı bir toplum demektir.

Din kardeşinin haklarını kendi hakkın gibi gözetmek, toplumun kalite seviyesini ve muhabbetini yükseltir.

Aldığı bu güven ile  ufku genişler, hayaller kurar beyinler. Fikirler büyüdükçe büyür.

Anlaşılmak, sarıp sarmalayan bir etkiye sahiptir.

Anlaşılmak, özel hissettirme halini saklar içinde. Anlaşıldığını hisseden her  kalp güzel bir duygu seline kapılır.

 Çok kıymetli bir duygudur, zira  her kula nasip olmaz. Çokça dua etmelidir insan, bu değerli duygu ile buluşması ve uygulaması için .

Çünkü anlaşılmayı mum ile aradığımız bir dönemdeyiz.

Ne üzücü!  Anlamaya oruçlu zamanlara  girmiş bulunmaktayız. Ölümüne oruçluyum der gibi davranışlarımız.
Bu nasıl bir  inatlaşma halidir? Sanki anlamamaya yeminli gibiyiz.

Çaresiz bir derde yakalandık. Hepimize geçmiş olsun.

Bu dert bizi empatiden uzaklaştırıyor. Bu dert bizi samimiyetten uzaklaştırıyor. Bu dert bizi güvenden uzaklaştırıyor .

Kısacası insan olmaktan yoksun bırakıyor. Giden bu duygunun yerine: ön yargılar, şüphe, kurgu, bencillik ve hayali senaryolar alıyor.

Anlamak yerine yargılıyoruz. Anlamak yerine iftira atıyoruz. Anlamak yerine hüküm veriyoruz.

Hüsnü zan ile bakmak yerine sui zan ile bakmaya doyamıyoruz.

Bakın mübarek  İmam Gazali  ne güzel ifade buyurmuş; “Zan ile başkasının kötü olduğunu kabul eden, gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir, bu da helakına sebep olur.”

“Ben biliyorum” bakış açısı bizi dinimizin gereği olan güzel ahlak olgusundan da yoksun bırakıyor.

Bizi biz yapan iyimser düşünmek varken, beni ben yapan kötümser düşünmeyi  daha çok önemser hale geldik.

“Mümin müminin aynasıdır.” Hadisi Şerifi bünyemizde deprem etkisi yapmalı ki hakikati görelim.
Gönüllerimiz  zehirli düşünceler besliyorsa, baktığı yüzlerde de aynısını görmeye mahkumdur.

Gönüllerimiz  şifa ve hayırlı düşünceler besliyorsa, baktıkları yüzlerde de  iyiliğe ve güzelliğe mahkumdur.

Olumlu düşünce içinde olan gönüller olumlu gönülleri görür. Hayırlı düşünceler mıknatıs gibi hayırlı temennileri yakalamalı.

Anlamak kritik yapabilme yetisi kazandırır kişiye. Makul ve mantığı sırtlanarak yükünü hikmetli kılar kişinin.

Peşin kararlı ve ön yargılı  olmak kişiye bencillik  yolunda  kaybettirir hedefini.

Adeta anlamaya oruçluyum diye bağıran hallerimiz, iftarını anlamak ikramı ile ne vakit açar acep ?

Nagehan İpek – cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin