Muhammed Numan tarafından yazılmış tüm yazılar

Ehl-i Sünnet müslüman ve pürmerak Risale-i Nur Talebesi instagram sayfası: risaleinurdan.vecizeler

İlgisizlik, Değersizlik Hissi ve İçsel Arayışların Psikolojik ve Manevi Boyutları

İlgisizlik, Değersizlik Hissi ve İçsel Arayışların Psikolojik ve Manevi Boyutları

 

İnsan ailesinden ve sosyal çevresinden yeterli ilgi ve değer görmemesi, temel duygusal ihtiyacın karşılanmaması olarak değerlendirilebilir.

Bu durum, kişinin değer algısında ciddi bir erozyona yol açabilir.

Sevgi ve ait olma ihtiyacı, fizyolojik gereksinimlerin ve güvenliğin ardından gelen temel bir basamaktır.  Bu ihtiyacın karşılanmaması da değersizlik hissinin kökleşmesine ve dolayısıyla içsel bir yalnızlık duygusunun derinleşmesine neden olabilir.

Bu yalnızlık, yalnızca fiziksel bir izolasyon değil, aynı zamanda kişinin anlam arayışında bir boşluk hissetmesi şeklinde de tezâhür eder. Bu boşluk ve bulamama hissi insanda çöküntü yaşatır.

Risale-i Nur’da yer alan “Bütün kâinatın mayesi muhabbettir[1] ifadesi, insan fıtratı sevgi, görülme ve değer verilme, sahiplenme ve sahiplenilme gibi duygusal temellere dayalı olduğunu metafizik bir perspektiften vurgular.

İnsan, sosyal bir varlık olarak, ilişkiler aracılığıyla kendini ispat ve onaylanma ihtiyacı duyar. Ancak bu ihtiyaçlar karşılanmadığında, bireyde bir tür duygusal yoksunluk ortaya çıkar.

Bu yoksunluk, farklı davranışsal tepkilerle kendini gösterebilir. Bazıları sosyal medya platformlarında sürekli paylaşım yaparak dış dünyada görünürlük arayışına girerken, diğerleri evlilik gibi bağlayıcı ilişkilerle bu boşluğu doldurmaya çalışabilir. Ama bu da sosyokültürel açıdan toplumda tezatlıklara sebep olur.

Kimileri ise başarı odaklı bir yaşam tarzı benimseyerek ya da alışılmadık davranışlarla dikkat çekmeye yönelerek görmek ve görülme his eksikliği telafi etmeye çalışır.

Ne var ki, bu dışsal arayışların hiçbiri, bireyin içsel boşluğunu kalıcı olarak dolduramaz. Çünkü yediği ve içtiği şeyleri paylaşmak, sürekli paylaşımlarda bulunmak, dikkatleri üzerine çekmeye çalışmak insanda ben merkezli bir anlayış geliştirir. Ben merkezli insanlarsa toplumda kabul görmeyen karekterlerdir.

Sosyopsiko araştırmaları, dışsal onay arayışının kısa vadeli bir tatmin sağladığını, ancak uzun vadede bireyin öz-değer algısını güçlendirmek yerine daha fazla bağımlılığa yol açabileceğini göstermektedir.

 

Evet lafızperestlik bir hastalıktır, fakat bilinmez ki hastalıktır…

   Tenbih: Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır, öyle de: Suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve manayı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.[2]

Özellikle günümüzün hızlı ve yüzeysel ilişki dinamikleri, bu arayışı daha da karmaşık hale getirebilir. Modern toplumda sıkça gözlemlenen bu durum, kişinin tatmin yerine hayâl kırıklığı ve tükenmişlik hissetmesine yani tükenmişlik sendromu ve mentâl yorgunluğa neden olabilir. Çünkü insanın gerçekle örtüşmeyen beklentileri ne kadar yüksek olursa hayal kırıklığı da o nisbette yüksek olur.

Çözüm önerisi olarak, bireyin mutluluğu ve değeri dışarıda aramak yerine içsel bir yolculuğa yönelmesi gerektiği öne sürülmektedir. Bu yaklaşım kişinin kendi değerini dışsal faktörlerden bağımsız olarak inşa etmesi gerektiği fikri burada merkezi bir rol oynar.

Manevi olarak bakıldığında ise, bu arayış, insanın ilahi bir bağ kurması ve varoluşsal anlamını tanımlaması şeklinde yorumlanabilir. “Teveccüh-ü ilahi” ve “sana verilen muhabbet” gibi ifadeler, bireyin değerini maddi dünyadan ziyade maneviyattan beslenerek araması tavsiyemdir.

Sefahat (aşırı dünyevi zevklere kapılma) insanın potansiyelini gölgeleyen bir faktör olarak görülürken, takva (bilinçli bir ahlâkî duruş) kişinin fıtrat değerini ortaya çıkaran bir araç olarak tanımlanır.

Bu, psikolojik açıdan öz-disiplin ve değerler sistemiyle ilişkilendirilebilir; insanın kendine yönelik farkındalığını artırarak dışsal kaosa karşı bir iç denge kurmasına olanak tanır. Aynı şekilde, “mana-yı harfiyle bakmak” ifadesi, olayları ve nesneleri yüzeysel, sathî anlamlarının ötesinde, daha derin bir değerlendirme çağrısıdır.

ilgisizlik ve değersizlik krizinin çözümü, hem psikolojik hem de manevi araçlarla kendini yeniden inşa etmesinden geçer. Dışsal arayışların geçiciliği kabul edilip, içsel bir dönüşüm hedeflendiğinde, kişi yaşamındaki anlam boşluğunu doldurabilir.

Bu süreç, öz-farkındalık, ahlâkî bir duruş ve sürekli bir yenilenme (imanın tecdidi) gerektirir. Bu dünyada geçici bir misafir olduğu bilinci ise, ona hem tevazû hem de dinginlik kazandırarak, içsel arayışını daha sağlam bir temele oturtabilir.

Problemin temeline inmek ve onu deşmek, bu dönüşümün ilk adımıdır; zira ancak bu şekilde kendi iç dünyasında saklı olan cevheri keşfedebilir dünyanın en şerefli mahlûku olan insan. Çünkü “Bir saadet-i âcile, vicdanda münderiçtir; bir firdevs-i manevî, kalbinde mündemiçtir.

Düşünmekse deşmektir; şuur ise, şiar-ı râz.[3]

Mutluluk vicdanda, cennet kalbdedir. Düşünmek içini deşmektir, şuur ise Allah’ın sırlarını görmektir. Ne mutlu bu gâyede hareket edene.

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan Özel

[1] Sözler (624)

[2] Muhâkemat | Asar-ı Bediiyye – 223

[3] Sözler (745)

Kaynak: Kastamonur

www.NurNet.org

Eğitimde Risale-i Nur Modeli Iska Geçilmemeli

Eğitimde Risale-i Nur Modeli Iska Geçilmemeli

Yeni bir eğitim ve öğretim zilleri bugün çaldı. Bu zille yeni körpe dimağlar eğitim ve öğretim sahnesine adım attı. Körpe dimağlara doğru ve sağlıklı bilgilerin verilmesi hiç şüphesiz ki özelde onu, genelde toplumu alakadar eden çok mühim bir husustur.

Dünyanın Aradığı Cevap

Bugün dünyada eğitim tartışmaları bitmiyor. Ezberci sistemler eleştiriliyor, katı öğretmen merkezli modellerin insanı körelttiği söyleniyor. Oysa bundan bir asır önce Bediüzzaman Said Nursî, bu sorunlara adeta bugünü gören bir basiretle cevap vermişti. Risale-i Nur’un sunduğu eğitim anlayışı, hâlâ taze bir model olarak önümüzde duruyor.

Merkezde Talebe Var

Bu modelin merkezinde “talebe” vardır. Talebe, sadece dinleyen değil; soran, araştıran, paylaşan ve meşveretle karar veren, talep edendir. Ferdî mütalaa ile başlayan dersler, grup müzakereleriyle olgunlaşıyor, ardından şûrâ ortamında kolektif akla dönüşüyor. Bu üçlü süreç, kişiden topluma, toplumdan ortak akla yükselen bir merdivendir. Merdivenin basamakları eksik kalırsa ya maksada ulaşılamaz veya çok müşkiller hasıl olur.

İman ve Hayat Birlikte

Eğitim ve öğretim sistemleri maalesef eğitimden uzak ve öğretim merkezi üzerine yoğunlaştığı için körpe dimağlara adeta bir yarış atı rolü, misyonu yükleniyor. Bu sürecin dozu artarak ilerde narsist, hedonist, bencil, sadist bir kimliğe bürünme süreci de başlamış oluyor.

“Tevhid, nübüvvet, haşir, adâlet ile ibadet”[1] kavramlarıyla yani tevhid hakikatleri de öğretim sistemi içinde yer edinip sadece öğretime dönmüş olan eğitim ve öğretim sistemi tekrar asliyetine dönmesi gerekmektedir. Çünkü bu hakikatlerin insanın dimağ ve ruhunda aktif olmasıyla insan eğitilir ve fen ve teknolojik bilgilerle de öğretim sistemi tamamlanır. Bazı ülkeler bu konuda yeni adım atan körpe dimağlara sadece ahlak ve maneviyat vermekte ilk senelerde. Çünkü ileriki senelerde zaten bilgi yüklemeleri yapılacak; ama ahlâk ve maneviyat olmazsa edindiği bilgileri zararlı sahalarda da kullanabileceğini biliyorlar. Tevhid’den uzaklaşan ruhlar sersem ve avare olması veya zararlı akımlara, mecralara kayması çok kolay olacaktır.

Bu sebeple sadece kuru bilgi ve ezberci modelden uzaklaşıp etkin öğrenme teknikleri her sahada aktif hale getirilmeli.

Çözüm Bediüzzaman’da

“Tevhid, nübüvvet, haşir, adâlet ile ibadet”, İhlâs, uhuvvet, hürriyet, meşveret, gibi ahlakî ve hayatı yani içtimaî konular da bu sistemde ele alınarak körpe dimağlar tam manada dindar ve vatansever bir ferd olarak yetişrilebilir. Çünkü din, hayattan kopuk bir kültür anlayışı değildir. Bizzat hayatın her sahasını forma sokan, dizayn eden doğru ve ilâhî bir sistemdir. Bu sebeple din’i eğitim basamaklarından tecrit etmek veya sembolik bir iki saatle sınırlamak çok yanlış bir metod olacaktır. Burada şunu da ifade etmek istiyorumki, hayattan kopuk din anlayışıyla, dinden kopuk hayat anlayışı kesinlikle benimsenemez.

Bugün eğitim dünyası yeni modeller arıyor. Risale-i Nur’un metodu, öğrenciye sadece bilgi yüklemiyor; onu hakikatin şahidi, hayatın öznesi ve toplumun sorumlu bir ferdi haline getiriyor. Bu, aslında modern dünyanın özlemini duyduğu katılımcı eğitim modelidir. Bu model hayatın lezzetini de kazandırmkata insane. Çünkü sadece din eğitimiyle insan taassup sahibi, sadece fen bilgileriyle de mataryalist bir anlayışa kapı aralanıyor.

Risale-i Nur’un sistemi insanın iki yüzünü de mücehhez ederek istikametli, dengeli fertler yetiştirmektedir. Bu metod, insana “bilgi sahibi” olmayı değil; araştıran, meşveretle güç bulan, şûrâ ile olgunlaşan, grup çalışmasına açık ve farklı fikirlere medenice yaklaşıp içerisinde kendine malzeme arayan girişimci, aktif, aksiyoner anlayışa sahip bir şahsiyet olmayı öğretiyor, kişilik geliştiriyor.

Bugün maarif dünyası yeni arayışlar içindeyken, Risale-i Nur’un sunduğu bu tecrübe göz ardı edilmemeli. Belki de yarınlarımızı inşa edecek nesilleri yetiştirmenin yolu bu modelden geçiyor.

Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken dileğimiz şudur: Okullarımız, gençlerimize yalnızca bilgi değil; hakikati araştırma cesareti, meşveret kültürü ve hür bir ruh kazandırsın. Çünkü ancak böyle “donanımlı ve hür insan” yetişir, ancak böyle toplum gerçek terakki yoluna girer. Aksi taktirde bilgi yüklü harddiskler halinde teorisi belki mükemmel ama pratikten yoksun ve sinik fertler toplum sahnesinde yer edinecektir. Bazı ülkelerin gerçekten teknik alanda ilerlemesinin sebebi de aktif talebe ve eğitim metodu olduğu yadsınamaz.

Etkili ve yetkili kimselerden ricamız bu meseleleri ıska geçmemeleridir. Şimdi bu etki ve yetkiyi de kısaca ifade etmem gerekecekse, kimin elinde ne kadar sorumluluk sahası varsa herkesi bu sürece dahil ediyorum. Evde ebeveynler, okulda öğretmenler, politikacılarımız.. toplumda aktif rol alan herkes bu toplumsal ödevde mesuliyet sahasındadır.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] İşaratü’l-İ’caz (12)

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Merak Edenlere: ‘Nurculuk Nedir?’

Merak Edenlere: ‘Nurculuk Nedir?’

Nurculuk, Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı etrafında şekillenen bir İslami harekettir. Ehl-i Sünnet itikad ve amelinde olan ifrat ve tecrit anlayışlardan uzak, kendi halinde bir Müsbet hareket anlayışıyla hizmet etmektedir.

Nur Talebeleri genellikle Risale-i Nur eserlerinin Kur’an tefsiri olduğunu ve iman hakikatlerini açıklamaya odaklandığını vurgular. Bu anlatım, samimi bir şekilde iman hizmeti, Kur’an’a bağlılık ve ahlâkî ilkeler üzerine kuruludur.

Nurculuk, bir mezhep ya da tarikat değil, Kur’an’ın çağdaş, manevi bir tefsiri etrafında bir araya gelen bir topluluktur.

Nurcular, bu hareketi “iman ve Kur’an hizmeti” olarak tanımlar ve Risale-i Nur’un, modern çağın materyalist ve ateist akımlarına karşı imanı güçlendiren bir rehber olduğunu ifade ederler.

Nurcular birbirine nurculuğu nasıl anlatır?

Risale-i Nur’un Merkezi Rolü: Nurcular, Risale-i Nur’u Kur’an’ın çağdaş bir tefsiri olarak tanıtır ve onun iman esaslarını aklî ve mantıkî delillerle açıkladığını belirtirler. Bunu eline bir risale alıp okuyan herkes görebilmektedir. Nur Talebeleri bu eserlerin okunması, anlaşılması ve başkalarına aktarılmasının temel bir görev olduğunu vurgularlar. Mesela, Risale-i Nur’un namazın hikmeti gibi konuları derinlemesine ele aldığı, ancak ibadetlerin nasıl yapılacağından ziyade neden yapılması gerektiğine odaklandığı ifade edilir. Bu, sûret ve şekille ilgilenmek değil işin hakikatini anlatmak ve vurgulamaktır. Çünkü hakikatten mahrum kalan kimseler ne sûretiyle meşgul ne de merak ederler. Mahiyet ve hakikat Nur Talebeleri için çok mühimdir.

İman Hizmeti ve İhlas: Nurculuk’ta en temel esas kavram ve ulaşılması gereken niyet “ihlas”’tır. Bu sebeple Allah rızası için çalışmayı merkeze alır.

Nurcular, birbirine bu hareketin dünyevi çıkarlar veya siyasî hedefler gütmediğini, sadece iman kurtarma amacı taşıdığını ifade ederler. Aktif siyasete topluluk halinde değil girmek isteyen olursa ferdî olarak kendi adına siyaset yapabileceğini ifade ederler.

Nurculuk, doğrudan doğruya Kur’an yolu’dur ve İslam’ı yaşamanın bir rehberidir. Ehl-i Sünnet’in -Türkiye başta olmak üzere- bir kalesidir. Hatta şunu ifade etmem gerekir ki bu ülkenin ehl-i sünnet kalmasının en büyük sebebi, en büyük payesi, en büyük nokta-yı istinadı Risale-i Nur hizmetidir. Kimsenin ortada görünmediği zamanlarda ortaya çıkmaya cesaret edemediği zamanlarda binden fazla mahkemeye çıkmış ve hepsinde beraat etmiş bir hizmet anlayışıdır.

Mütalaa Kültürü: Nurcular, Risale-i Nur’u anlamak için “mütalaa” adı verilen ortak okuma programları düzenler. Bu programlar, herkesin anladığını ifade etmesine imkân tanınır ve bir kişinin diğerlerine hâkim olması engellenir. Bu, Nurculuğun kolektif bir anlayış ve öğrenme sürecine dayandığını gösterir. Mütalaa’dan uzak kalan ve sadece kendi çabasıyla anlamaya çalışanlar bu yolda daha yavaş yol alırken mütalaa kültürüyle okuyanlar daha hızlı yol alabiliyor. Tek düze kendi çabasıyla istifade edenler tek akılla hareket ettiği için bazı aksamalar veya yanlışlıklar da mevzubahis olabiliyor.

Misâlleme: Nurcular, Nurculuğu anlatırken genellikle Bediüzzaman’ın hayatından, Risale-i Nur’dan ve Saf-ı evveli teşkil eden Ağabey’lerden misaller verir. Mesela, bir İngiliz öğrencinin “Tabiat Risalesi”ni okuyarak san’at-sanatkâr ilişkisini nasıl etkileyici bir şekilde anlattığı gibi misaller paylaşılır. Bu tür misâller, Nurculuğun evrensel bir mesaj taşıdığını ve farklı kültürlerden insanları etkilediğini vurgular. Veya ateist birisini bir nur talebesi ile olan münazarası neticesinde Müslüman olması, şehadet getirmesi gibi..

Nurculuk Taslar

Nurculukla ilgili eleştirilerde, bazı Nurcuların hareketi yanlış yansıttığı veya abartılı bir şekilde sunduğu iddia edilir. Bu bağlamda, Nurculuğun “taslanması” şu şekillerde karşımıza çıkabilir:

Abartılı Üstünlük İddiaları: Bazı eleştirilerde, Nurcuların kendilerini diğer Müslümanlardan üstün gördüğü, Risale-i Nur’u Kur’an’ın önüne geçirdiği veya Nur talebelerini “cennete ehil” saydığı öne sürülür. Bazı mihraklar Nurcuların risaleleri ibadet haline getirdiğini iddia eder, ancak Nurcular bu tür yorumları reddeder ve Risale-i Nur’un Kur’an’ı anlamaya bir araç olduğunu ifade edilir. Ama bu sadece kuru bir ifade değil hakikatin ta kendisidir.

Risale-i Nur Hizmeti’nin etkisini tesirini kırmak isteyen mihraklar çeşitli yaftalamalarla bu maksada yönelik çalışmaktadırlar. Gerek yazılı basın, gerek görsel basın, gerekse sosyal medya aracılığıyla her argümanı kullanmaya çalışıyorlar. Ya insanların değil ateist olması için veya kendi hizmet hareketlerine katılmalarını sağlama -bir nevi rekabet- sebebiyle.. hatta o kadar ki içeriye adam tutup bu hizmettenmiş gibi gösterip onun yanlış yapmasıyla tüm Risale-i Nur talebelerini de töhmet altında bırakmaya da çalışıyorlar.

Hiyerarşik Yapı ve Taklitçilik: Nurculuğun hiyerarşik bir yapı oluşturduğu ve bazı Nurcuların risaleleri anlamadan taklit ettiği eleştirisi yapılır. Bu, özellikle “abiler” aracılığıyla yönlendirme yapıldığı iddiasıyla ilişkilendirilir. Ancak, Risale-i Nur Hizmeti siyasî maksadlı bir hizmet olmadığı için bu yafta tamamen havada kalıyor.

Hizmetin şahsî anlayış ve ihlas üzerine kurulu olduğunu, hiyerarşinin değil, meşveretin, danışmanın esas alındığını ifade etmek istiyorum. Bunu söyleyenler ya Risale-i Nur Hizmeti’nin mahiyetini bilmeden tabiri caizse kahvene ağzıyla yaptığı lakırdı türünden.

Siyasi ve Etnik Tartışmalar: Nurculuğun, bazı çevrelerce Kürt milliyetçiliğiyle ilişkilendirildiği veya siyasî amaçlar güttüğü iddia edilir. Bu tür eleştiriler, özellikle Said Nursi’nin Kürt kökenine vurgu yaparak hareketi “bölücü” olarak nitelendirir. Ancak Nurcular, hareketin evrensel bir İslam anlayışı sunduğunu ve siyasi veya etnik bir ajanda taşımadığını bir parça Risale okutan görecek ve bu lakırdılara gülüp geçecektir.

Kapalı Topluluk Algısı: Nurculuğun “ser ver, sır verme” politikası izlediği ve dışarıya kapalı bir yapı gibi göründüğü eleştirisi de bulunurlar. Bu, bazı Nurcuların hareketi tanıtırken fazla gizemli veya seçkinci bir tavır sergilemesiyle ilişkilendirilebilir. Oysa Nurculuk herhangi bir özel tören veya üyelik olmadan herkesin Risale-i Nur’dan faydalanabileceğini ifade etmektedir. Hemen hemen bu da boş bir sözdür.

Hülasa: Nurcular, birbirine Nurculuğu anlatırken Risale-i Nur’un Kur’an’ı anlamaya yönelik bir rehber olduğunu, iman hizmetini ve ihlası merkeze aldığını vurgular. Bu anlatım, genellikle samimi, delile dayalı ve evrensel bir İslam anlayışına odaklanır. Lâhikalar hizmetin usul ve esaslarını ders vermektedir.

Nurculuk, Kur’an ve sünnete bağlı, mezhep veya tarikat olmayan ve herkesin istifadesine açık bir iman hizmetidir.

Risale-i Nur Külliyatı ise toplam 20 cilden oluşan çağdaş bir Kur’an tefsiridir.

İnternet çağı ve bilgiye erişimin sıkıntılı olmadığı bir zamanda yaşadığımız hepimizin mağdurları dolayısıyla hangi konu olursa olsun duyulan bir şeyi körü körüne kabul etmek yerine araştırmak birçok yanlış anlaşılmanın ve anlamının önüne geçmeye sebep olacaktır.

Selam ve dua ile.

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Bediüzzaman’ın İzdüşümünde

Bediüzzaman’ın İzdüşümünde

Günümüz dünyasında bilgiye ulaşma konusunda insanların bir problemi bulunmuyor. Sadece merak etsin ve eline telefonu alıp internetten merak etmiş olduğu şeyi araştırmak istesin yeterli.

Merak etmiş olduğu şey konusu ne olursa olsun ister müspet ister menfi her şeyin cevabını bulabilir.

Günümüzde İslami hizmetlerde tebliğ metodunda insanların bilgi aktarımı konusunda bakmış oldukları şey; kendisine tebliğde bulunan kimsenin dedikleriyle yaptıkları birbirine uyumlu mu buna bakıyor.

Çocuk eğitiminde bir söz var. “Çocuk kulağından değil gözünden eğitilir.” Yani sen ona anlatarak değil rol model olarak bir şeyler öğretebilir eğitmenlik yapabilir ve tebliğde bulunabilirsin.

Günümüzün hayat şartları, yaşam şekli, düşünceler, fikirler, temayüller… Bunların hepsi insanların dimağına zihnini karıştırdığı için adeta bütün insanlar bu karmaşa içerisinde çocuk gibi bir duruma düşüyor. Günlük hayatın meşguliyeti, insanın düşünceleri, hayalleri, hedefleri, yaptığı iş, hayat standartları, aldığı eğitim, içerisinde doğup büyüdüğü kültür… Bunların hepsi insanı âdeta düşünemez bir hale getiriyor veya insanı bildiklerine ulaşamayacak bir hale sokuyor.

Bu sebeple birisine tebliğde bulunurken bunlar da göz önünde bulundurulması gerekiyor. Herkese aynı metodla yaklaşmak hatalı bir tutumdur.

Şimdi şunu da ifade etmek gerekiyor ki, tebliğ eden birisi çok mu iyi durumda, çok mu mükemmel, âdeta her şeyi biliyor mu, büyük bir âlim/allâme mi?

Tabii ki böyle değil. Bir konuda ilmi ve bilgisi var onu karşısındakine aktarıyor sadece. Bu sebeple bir kutsiyet atfetmek de yanlıştır. Kusurdan münezzeh, hatasız bir melek gibi bakmak, yaklaşmak yanlıştır.

Şimdi insan zihninin her an bir çok şeyle bombardıman altında olduğunu göz önüne alırsak kimsenin kimseyi tenkid edip, eleştirip ötekileştirmeye hakkı yoktur. Çünkü herkes perişan bir vaziyette bulunuyor. Ama ayni yerden bombardımana uğramış veya uğramamış fark burada.

Bu zaviyeden bakıldığında insanlığın hâli sanki fetret dönemini yaşayan yani peygambersiz bir dönemi andıran bir hâlde. İnsanlar aynı dili konuşmuyor aynı dili konuşsa bile aynı şeyi ifade etmiyor aynı şey ifade etmiş olsa bile aynı manayı anlamıyorlar aynı manayı anlamış olsalar bile aynı tarzda hareket etmiyorlar dolayısıyla birçok kavram karmaşasının içerisinde bulunduğumuz şu zaman ve zeminde tam manasıyla bir ittifaktan, ittihattan, şefkâtten, merhametten bahsetmek de söz konusu olamıyor maalesef.

Kavram karmaşasının yaşanmış olduğu zeminlerden bir tanesi de hiç şüphesiz ki Risale-i Nur Hizmeti dairesi. Aynı kitabı okuyoruz. Sarih anlamamız gereken şeyi çeşitli kimselerin tesirinde, gölgesinde kalarak farklı anlıyoruz, yorumluyoruz ve uygulamaya koyuluyoruz. Âdeta Bediüzzaman’ın yapın dediğini yapmayın, yapmayın dediğini de yapın şeklinde bir anlayışa zihnimize zorluyoruz. Zihnimiz birilerinin cebinde hapsedilmiş bir durumda. Külliyat’ın bu sarih ifadelerini falan yerden bir hatıra ile filan yerden bir nakil ile tevil etmeye çalışıyoruz. Adeta Bediüzzaman’ı anlamamak için veya doğru anlaşılmaması için Bediüzzaman’ın ve te’lifatı olan Risale-i Nur Külliyat’ının önünde bir bent oluyoruz.

Bazen düşünüyorum neden Risale-i Nur topluma tam manası ile mal edilemedi diye. Halbuki asrın fıkh-ı ekber’i bizdedir diyoruz. Bakıyoruz tam manasıyla topluma hitap etmesi, sirayet etmesi, yön vermesi görünmüyor.

Sonra cevabını gene şöyle görüyorum Nur talebelerinin misyon ve vizyonuna uygun olmayan hareket sergilemesi insanları Risale-i Nur külliyatından uzaklaştırıyor. Yani misyon ve vizyona uygun olmayan hareketler sergileyen Nur talebeleri Risale-i Nur’un anlaşılması, intişar etmesi, toplumda ma’kes bulmasının önünde en büyük engeli teşkil ediyor. Nur Talebesi olmak çok önemli bir şey değil önemli olan istikametli bir Nur Talebesi olmaktır. Yoksa nice insanlar var 40-50 sene hizmet etmiş görüyoruz. Adı, namı, sanı ülke sınırlarını aşmış fakat az önce ifade etmiş olduğum sebeplerle yapmış olduğu hizmet hezimete inkılâb etmiş.

Bu sebeple Risale-i Nur Talebeliği iddiasında bulunurken ya hakikaten Bediüzzaman’a talebe olmamız gerekiyor veya bu daireden çekip gitmemiz. Çünkü Bediüzzaman’a talebe olmazsak Ahmet’in Mehmet’in anlayışının talebesi, müridi, şakirdi, muhibbanı oluruz.

Sonra günde 2 sayfa kitap okuyarak cennete gideceğimizi zannederek avunup dururuz.

Halbuki Bediüzzaman’ın insanlara ulaşmak, hakikatleri tebliğ etmek uğruna çekmiş olduğu çileler, yapmış olduğu metodlar hizmet hayatında aktif edilmiş olsa birçok insan Bediüzzaman’ın usulü ile Risale-i Nur Talebesi olacaktır. Ama Bediüzzaman’dan ne kadar izdüşüm olarak uzaklaşırsak o kadar da hizmete ve Risale-i Nur’a zarar vermiş oluruz. Aslında hizmete değil kendi maneviyatımıza, ahiretimize zarar vermiş oluruz.

Hakiki manâda Bediüzzaman’ın talebesi olabilmek duasıyla.

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

İslami Epistemoloji ve Ontolojinin Köprüleri

İslami Epistemoloji ve Ontolojinin Köprüleri

 

Risale-i Nur’un Marifetullah derslerinde takip edilen usuller, esasen insanın imanını güçlendirmeye ve Allah’a olan kulluk bilincini artırmaya yönelik olan bir dizi tarz-ı telakki, metod ve yaklaşımdır. Bediüzzaman Said Nursi, eserlerinde temel olarak dayandığı ve hedeflediği prensipleri seb’a semâvat kaidesine göre 7 maddede şöyledir:

 

1.Akıl ve kalp arasındaki denge

2.Kur’an’a dayalı deliller

3.Tevhid ve vahdet

4.Sürekli manevi tefekkür:

5.Misallerle açıklama

6.Felsefi ve bilimsel argümanlar

7.İmanî ve ahlaki temeller

 

Bu maddeler, Marifetullah yolculuğunda hem aklı hem de kalbi kullanan, kitap temelli, felsefe ve bilimle diyalog kuran, pratik ahlâk ve sürekli tefekkürü esas alan dengeli bir sistemi ifade eder.

 

1.Akıl ve kalp arasındaki denge: Risale-i Nur, insanın akıl ve kalbini birbirini tamamlayacak şekilde kullanmasını teşvik eder. Akıl, Allah’ın varlık ve kudretine dair marifetullah delilleri anlamada yardımcı olurken, kalp ise iman hakikatlerini kabul etme ve bu hakikatlere derin bir şekilde teslim olma noktasında önemli bir rol oynar.

Bilgiler akıl yoluyla anlaşılır, yorumlanır ve doğrulanır. Kalp ise bu bilginin pratik hayat ve maneviyat alanında deneyimlenmesi (irfan) için gereklidir.

 

2.Kur’an’a dayalı deliller: Marifetullah derslerinde, Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları gibi temel tevhidî konular, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine dayandırılarak açıklanır. Kuru bir fikir ve tez olarak ileri sürülmez.

 

Kur’an-ı Kerim, evrendeki her şeyin Allah’ın varlığına, kudretine, hikmetine işâret eden bir âyet olarak görülür ve gosterilir. Buna marifetullahta derinlik kazanmak olarak bakabiliriz. Bu bakımdan Risale-i Nur, her şeyin Allah’ı tanıma ve anlama yönündeki birer işâreti olarak değerlendirilmesini savunur.

Bunu da “Eğer yerdeki ağaçlar kalem olup, denizler mürekkeb olsa, Cenab-ı Hakk’ın kelimatını yazsalar, bitiremezler.”[1] Âyetinden istinbat ederek çıkarımda bulunmuştur.

 

3.Tevhid ve vahdet: Marifetullah ve Muhabbetullah derslerinde, Allah’ın birliği, tevhid meselesi sık sık nazara verilir.

vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdes’i unutmamak için, daima vâhidiyetteki Sikke-i Ehadiyeti nazara veriyor.”[2]

 

“Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezahür eden vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak için, daima o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor.”[3]

 

Her şeyin Allah’ın kudret, ilim, hikmet terazisinde var olduğu ve bir kader planında ilerlediği gerçek anlamda vurgulanır.

 

4.Sürekli manevi tefekkür: Risale-i Nur’un usûllerinden biri de, sürekli olarak Allah’ı tefekkür etmek ve O’nun varlığını her an hissetmektir.

Demek hayat, bir nokta-i mihrakıye hükmünde; muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur.

Güya hayat tamamıyla hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir ve hâkeza…[4]

Bu, insanın ruhsal derinliğini artırmak, dünyevi kaygılardan uzaklaşmak ve gerçek huzuru bulmak için temel bir yol olarak kabul edilir. Bir tefekkür ve tezekkür murakabesi olarak adlandırabiliriz bunu.

 

5.Misallerle açıklama: Risale-i Nur’un her dersinde çeşitli misâller, benzetmeler, tasvirler, betimlemeler ve kıssalar kullanarak, soyut iman hakikatlerini somutlaştırır. Böylece meselelerin daha kolay anlayabilmesini sağlar ve derinlemesine düşünmesine yardımcı olur. Hem de bu metod Kur’an’ı Kerim’in metodu olduğu için zihinlerde betimlemeler ve misâller daha kalıcı oluyor.

Anlaşılması zor hakikatler, hem pratik ve somut misaller (analojiler, kıssalar) hem de güncel felsefi ve bilimsel verilerle desteklenir. Bu, mesajın hem sıradan insana hem de entelektüel kişiye ulaşmasını sağlar.

Bunu Haşir Risalesinde “Risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler sûretinde yazdığımın sebebi; hem teshil, hem hakâik-i İslâmiye ne kadar mâkul, mütenâsib, muhkem, mütesânid olduğunu göstermektir.

Hikâyelerin mânâları, sonlarındaki hakikatlerdir.

Kinâiyat kâbîlinden yalnız onlara delâlet ederler.

Demek, hayâlî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir.”[5] şeklinde ifâde edildiğini okumaktayız.

 

6.Felsefi ve bilimsel argümanlar: Risale-i Nur, İslam’ın hakikâtlerini savunurken, modern bilimin bulgularını da kendi lehine kullanır. Bu, hem akılcı bir yaklaşımı hem de imanî hakikatlerin evrensel geçerliliğini ortaya koyma adına önemli bir usuldür. Yani, dinî hakikatler ile bilimsel gerçekler birbirini çelişmeyen iki alandır ve birbiriyle uyumlu şekilde anlatılır. Bir çelişki ve çatışma değil bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu gösterir.

Âlem-i insâniyette, zamân-ı Âdem’den şimdiye kadar iki cereyân-ı azîm, iki silsile-i efkâr; her tarafta ve her tabaka-i insâniyede dal budak salmış, iki şecere-i azîme hükmünde…”[6] devam etmektedir kıyâmete ve Cennet ile Cehenneme kadar da devam edecek.

 

7.İmanî ve ahlâkî temeller: Risale-i Nur’un bir başka önemli usulü, iman ve ahlâkın birlikte ele alınmasıdır. İman yalnızca bir inanç itikad meselesi değil, aynı zamanda insanın ahlâkî hayâtını doğrudan şekillendiren bir gerçektir. Marifetullah derslerinde, iman hakikatleri kişinin günlük hayatında nasıl bir davranışa dönüşmelidir sorusu sıkça işlenir. İtikad ve amelin birbirini desteklemesi gerektiğini, takvâ insan kalbinin süsü olduğu, ameller insanı istikamette ve diri tuttuğunu ders vermektedir.

Bilgi yalnızca teoride kalmaz; tefekkür ve imanî-ahlâkî temeller yoluyla hayata geçirilir. Amaç, kuru bilgiden ziyade, eylemle bütünleşmiş bir marifete ulaşmaktır. İtikad ve amel bütünlüğüdür.

 

Nasilki semâvat yedi tabaka halinde, bizde yedi maddede geleneksel İslâmî ilimlerdeki üç ana disiplin olan Kelam, Tasavvuf ve Fıkıh yönleriyle dengeli ve kapsamlı bir eğitim modelini temsil ettiğini ve bazı özelliklerine temas etmeye çalıştık.

 

Çünkü bu usul, modern laik, seküler dünyanın meydan okumalarına karşı, tevhid merkezli akıl, kalp, bilim, felsefe ve ahlakı bir potada eriterek dengeli, iknâ edici ve maneviyatı güçlü bir Müslüman şahsiyet inşâ etmeyi hedefleyen eşsiz bir eğitim modelidir.

 

Bu sebeple Eğitimde Bediüzzaman Modeli Iska Geçilmemelidir!

Bu konuda diğer bir yazım için tıklayınız

 

Selâm ve selâmet hedefi daimâ ilerlemek ve terakki etmek olanlara olsun.

 

Muhammed Numan Özel

[1] Lokman Sûresi (31/27) / Sözler (134)

[2] Sözler (9)

[3] Lemalar (97)

[4] Siracü’n-nur (160)

[5] Sözler (48)

[6] Sözler (538)