Muhammed Numan tarafından yazılmış tüm yazılar

Ehl-i Sünnet müslüman ve pürmerak Risale-i Nur Talebesi

ispanyolca Yeni Tercümeler

AYETÜL KÜBRA (İSPANYOLCA)

Risale-i Nur Külliyatının sesi gürleşiyor. 60’tan fazla lisana muhtelif eserleri tercüme edilmiş olan Risale-i Nur Külliyatının Ayet-ül Kübra, ihtiyarlar Risalesi ve Nur Aleminin Bir Anahtarı isimli eczaları İspanyolca olarak tercüme edilip Sözler Neşriyat bünyesinde Türkiye’de baskısı gerçekleştirildi.

 

 

 

ispanyolca Risaleler için tıklayınız

www.NurNet.org

Hizmet Prensibimiz Kavl-i Leyyin Olmalıdır

Hizmet Prensibimiz Kavl-i Leyyin Olmalıdır

Risâle-i Nur Külliyatı, hayatımıza yön ve istikamet veren Kur’ân-ı Kerimin tefsiri olan  prensipleri ihtiva ediyor. Bu istikamet sadece ibadet hayatına bakan muamelat kısmına değil bir Müslümanın tüm hayat safhalarına bakmaktadır. Ferdî, ailevî, siyasî ve sosyal hayatı bitamamiha bize ders veriyor.

Bir insanın ebedi hayatı göz önüne alınıp bakıldığında başka birileriyle beraber bir şeyler yapmaya çalışıyor veya iman kurtarma hizmetinde ittifak ediyorsak dikkatli değil azami derecede dikkat etmeliyiz.

Başka insanların hayatına dokunmak istiyorsak ötekileştirmeden, nezaketle ve ruh inceliğiyle insanlara yaklaşmamız ve yakınlaşmamız gerekmektedir. Bunlar olmazsa başka insanlara dokunamadığımız gibi savunduğumuz fikirlere de en büyük zararı biz verir ve darbeyi vururuz; fakat bunun farkına da varamayıp doğru ve istikametli hareket ettiğimizi zannederiz. İşin en acı tarafı da budur.

“Herkes âyinesinin müşahedatına tâbi’dir.”[1] Bu cihetten herkes kendini haklı görmekte.

“Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor, sonra maraz oluyor, niza ondan çıkıyor.”[2]

Tebliğ hizmetlerinde üslup çok önem arz etmektedir. Din-iman hizmeti, bilhassa dahilde müsbet manadaki “izah, ispat, irşad ve nasihat”ten ibarettir… Müsbet ve kavl-i leyinle yapılmayan tebliğlerin de faydasından çok zarar verdiği de aşikardır. Fakat, bu irşad ve nasihatin dahi ruh ve akla zarar vermeden yapılması gerekiyor. Aksi taktirde hiçbir kelam etmemek daha münasip olacaktır.

Son derece hassas ve muazzam olan bu hakikati perçinleyerek izah ve tarif eden “medenîlere galebe çalmak ikna iledir, icbar ile değildir.”[3]

Bunlardan kendi hesabımıza aldığımız en önemli mesaj şöyle olsa gerektir:

* Din ve imân hizmetinde, evvelâ muhatabın anlayış/yaş/kültür/eğitim gibi hususiyetleri göz önüne alınmalı, onun evham damarını tahrik etmeyecek bir üslûp/ifade/mevzulara girlmemeli. Merakını celbedecek mevzularla merakı tahrik edilmelidir.

* Muhatabı asla dışlamamalı, dini kendi tekelindeymiş veya anlayışımızı karşı tarafa dayatma gibi bir tutum sergilemekten kaçınmalıyız.

* İnandığımız hakikatleri, bağıra çağıra, muhatabın başına vururcasına da değil, medenice ve mutlaka ikna metoduyla izah yoluna gidilmeli. İkna olmayan kimse ilzam dahi olsa hakikate yanaşmayacağı unutulmamalı. İlzam olan ikna olmazsa bize ve fikirlerimize yanaşmayacağını da unutmayalım.

* Bu vb. prensipler manzumesine uyulmadığı takdirde “din hesabına” galebe çalmak mümkün görünmediği gibi dinin aleyhine hareket etmiş de oluruz.

Elhasıl: Din-iman hizmetlerinde bulunan ve imanını kurtarmak ve başkalarının imanına kuvet vermek gibi kutsi bir arzu taşıyanlar, hizmet zeminlerinde sert, haşin ve keskin davranmamalı. Çünkü bu metodla hareket etmeyenin tüm faaliyeti tahrip hesabına geçecektir. Hizmet zeminimizde asabiyete sebep olacaktır. (Bu mevzuda Daire içi mi yoksa daire harici mi ehemmiyetlidir? Yazımı okumanızı datavsiyeederim)

Şayet, böyle patavatsız davranarak hiddet eseri gösterilirse, bu yapılan şey dine hizmet falan değil, sadece kendi nefsine uymak ve hissiyatını tatmin etmek anlamına gelir.

Tabiî, herkesin aldığı ölçü, kullandığı mihengi kendisine. Lâkin, Risâle–i Nur’un düstûr ve mîzanlarına göre durum, vaziyet böyle.

Tabi her insanın mizacı, eğitimi, kültürü de bu meselelerde yadsınamaz bir hakikattir. İnsanın mizacı değişmez ama insan mizacını geliştirebilir.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Tarihçe-i Hayat ( 84 )

[2] Sözler ( 719 )

[3] Divan-ı Harb-i Örfi (20&57)

 

 

www.NurNet.org

Enes Kara’nın intiharında gerçek ortaya çıktı

Elazığ’da 21 yaşındaki Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın intiharının perde arkası aylar sonra aralandı

Kaynak: Yeni Akit’in Haberi

 

Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara, kaldığı öğrenci evinde intihar etti. Kara’nın intihar etmeden önce kaydettiği videoda söyledikleri, ehl-i sünnet tarikat ve cemaat karşıtlarını harekete geçirdi. Üzücü bir olay neticesinde hayatını kaybeden Enes’i kullanmaktan çekinmeyen çevreler günlerce kara propaganda yürüttü.

Ateist arkadaşı intihara teşvik etti

Ancak aylar sonrasında, 21 yaşındaki Enes’in ölümünün perde arkasında bambaşka bir gerçeğin olduğu ortaya çıktı. Enes’in G.M.D. adlı arkadaşı ile ateizm konusunda defalarca konuştuğu ve intiharına giden süreçte kendisi de Tıp Fakültesi öğrencisi olan G.M.D.’nin Enes’i manevi olarak intihara hazırladığı ve intihara teşvik edici mesajlar gönderdiği tespit edildi.

İntihar gününe kadar Enes ile görüşmeye devam eden G.M.D.’nin Enes’in nerede, nasıl ve ne zaman intihar edeceğini dahi bildiği öğrenildi.

Ailesiyle görüşmesini engelledi

Derslerindeki zorlukla birlikte, inancını kaybederek hayatın anlamını yitiren, yaşamaya değer bulmayan Enes’in, içinde bulunduğu sıkıntılı süreci ailesine açmasını istemeyen şüpheli, “Hayatta anlatamazsın, hiç girme o işlere, evlatlıktan ret yersin, mümkün değil bana inan” şeklinde mesajlarla ailesinin önlem almasına engel olarak Enes’in iyice yalnızlaşmasına neden oldu.

Enes Kara’nın intihar videosunu haftalar öncesinden izlemiş!

Olayın devamında ortaya çıkan detaylar ise daha korkunç… Enes’in şüpheliye haftalar öncesinde intihar etmeden önce kaydettiği videoyu gönderdiği ve şüphelinin bunu izledikten hemen sonra Enes’in ailesine göndermek yerine, intihardan sonrasını kast ederek “Videoyu ailene atmamı istiyor musun?” şeklinde sorduğu ortaya çıktı.

Nerede ve ne zaman intihar edeceğini biliyordu

Enes’in nerede ve ne zaman intihar edeceğini de bilmesine rağmen emniyet ekiplerine haber vermeyerek intiharına dolaylı yolla yardım eden şüpheli ile Enes’in Whatsapp’taki konuşmasında, G.M.D.’nin intiharı normalleştirdiği ve masumlaştırdığı belirlendi:

Enes Kara: Yarın ne yapsam?… son günüm

G.M.D.: Son günüm derken… bu pazartesi mi?

Enes Kara: Hangi pazartesi sanıyon?

G.M.D.: Haftaya falan

Enes Kara: Geçen Pazar bu değil sonraki pazartesi demiştim

G.M.D.: Saat kaçta düşünüyorsun

Enes Kara: 10 falan

G.M.D.: Sabah akşam?

Enes Kara: Sabah

G.M.D.: Uyanık olacağım

Enes’in intihar edeceği tarihe yakın, şüpheli G.M.D. soğukkanlı bir şekilde “Nerede intihar edeceksin?” sorusunu sorarken, Enes’in de kendisine “Oturduğum apartmanın en üst katında” şeklinde cevap vererek intihar edeceği yerin fotoğrafını attığı hatta atlayacağı katı dahi işaretlediği öğrenildi.

İntiharından maddi menfaat elde ederek oyun hesabını aldı

Öte yandan şüpheli G.M.D.’nin piyasada alınıp satılabilen ve ciddi getirisi olan Enes Kara’ya ait oyun hesabını almak için canhıraş bir şekilde gayret gösterip “Hesabını ben isterim, dürüst olmak gerekirse” diyerek intihardan menfaat temin etmeye çalıştığı ortaya çıktı.
Enes’i intihara adeta psikolojik olarak hazırlayıp, teşvik eden şüpheli ile Enes Kara’nın şu yazışması ise tüyler ürpertti:

Şüpheli: Son gününde ne yapıyosun

Enes: Storboy dinliyom

Şüpheli: Güzel bir yemek yeseydin

Enes: Çiğköfte yedim

Şüpheli: Adam olana çok bile
….
Şüpheli: Gitmeden önce yarın sesini duyayım

Enes: Tamam

Şüpheli: Korkuyor musun

Enes: Karmaşık ya korkuyorum heyecanlıyım biraz mutluyum. Merak da var

Tüm belgelere rağmen savcıdan takipsizlik kararı

İkili arasında geçen diyaloglarda şahsın intiharı normalleştirdiği hatta Enes Kara’yı intihara yönlendirdiği açık bir şekilde görülürken; dosyayı inceleyen savcı, şüpheli G.M.D. hakkında takipsizlik kararı verdi.

Dosyayı hazırlayan avukatlar Ömer Faruk Ceylan, Cengiz Yılmaz ve Mehmet Mustafa Özünver, Elazığ Sulh Ceza Mahkemesi’ne, “kovuşturmaya yer olmadığına dair” verilen karara itirazda bulundu.

Yeni Akit

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Bediüzzaman ve Sultan Abdülhamid Han

“Bir muallim kardeşimiz Sultan Abdülhamid’in hakkında Üstâdımızın hürriyet başında söylediği nutuklarda, Sultan Hamid’e hücum zannetmiş ve o kıymetdar Padişahın kıymetini takdir etmemiş gibi bir şüphe gelmiş?
Elcevab: Biz Üstâdımızdan aldığımız hakikat-i hal ile cevab veriyoruz.
Evvela: Üstâdımızın hayatındaki birinci bir düstûru: Kur’an-ı Ha-kim’in bir kanun-u esasisidir ki; “Bir adamın cinayetiyle başkası mes’ul olamaz!..” Kaide-i Kur’aniyesiyle o Padişah’ın zamanındaki hükûmetin hataları ona verilmez, diye daima hayatında ona hüsn-ü zan etmiş. Onun ba’zı zaman mecburiyetle ettiği kusurları onun muarızlarına karşı te’vile çalışmış.
Saniyen: Üstâdımız Hürriyetin başında bütün- kuvvetiyle şeriat dairesindeki Hürriyet-i şer’iye’yi sena etmiş, nutuklarıyla halkı o hürriyete davet etmiş.. Ve Hürriyet-i şeri’ye’ye muhalif olanlara demiş ki; “Eğer şeriat dairesinde olmazsa, istibdad namı verdiğiniz, bir şahsın mecburî, cüz’î ve hafif istibdadı, pek şiddetli bir istibdad-ı küllî olup inkisam edecek. Herkes bir nevi müstebid olur, istibdad-ı mutlak çıkar, binler istibdad hûkmüne dönecek. yani; hürriyet ölecek, bir istibdad-ı mutlak çıkacak. Hatta bu mes’elede, Üstâdımız idam için kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’de(65) demiş ki: “Eğer Meşrutiyyet İttihatçıların istibdadından ibaret ise ve hilâf-i şeriat hareket ise, bütün dünya şahid olsun ki ben mürteciyim.
Salisen: Üstâdımız o zamanda, bir hiss-i kable-l vuku’ nev’inden şimdiki âlem-i İslâm’ın ecnebî istibdadından kurtulması ve bir cemahir-i mûttefika-i İslâmiye tarzında tezahüre başlamasını tasavvur etmiş, ümit etmiş, hissetmiş ve bütün kuvvetiyle bağırmış. Hürriyet-i şer’iyeyi takdir etmiş. O zamanki hitabelerinde demiş ki: “Hürriyet, terbiye-i İslâmiye ile olmazsa ölecek, yerine istibdad-ı mutlak çıkacak”
Rabian: Üstâdımızdan hem işitmişiz, hem halinden anlamışız ki: Ecnebilerin şiddetli desise ve kuvvetlerine karşı gösterdiği sebat ve metanet, hususan âlem-i İslâmın kısm-ı azamının halifesi olmak; Hem biçare vilâyat-ı şarkiye’nin bedevi aşairini “Hamidiye” alayları ile en yüksek bir derece-i askeriye ve medeniyeye onları sevk etmesi.. ve Hamidiye camiinde her cuma günü bulunması ve şeair-i İslâmiye’yi elden geldiği kadar müraat etmesi.. ve daima yıldız dairesinde ma’nevî Üstâd kabul ettiği bir şeyhi var olduğu gibi; çok hasenatı için Üstâdımız bütün hayatında onu Padişahlar içinde bir nevi velî hükmüne geçtiğini kanaat etmiştir.
Hamisen: İnsan hatasız olmaz. Eğer onun hakkında o zaman nutuklarında, bir mecburiyet tahtında şiddetli hataları olsa da, elbette o hatanın hiç bir ehemmiyeti kalmaz. Hem Aşere-i Mübeşşere içinde, Hazret-i Ali (R.A.) ile Hazret-i Talha ve Zübeyr’in birbiri hakkındaki hataları, onların Hakikat-ı İslâmiye’ye dair uhuvvetlerine zarar vermediği gibi, elli sene evvel Üstâdımızın merhum Padişah’ın hakkında bir hatası medar-ı i’tiraz olamaz.
Üstâdımızın hizmetinde bulunan
Nur Talebeleri
Görüldüğü üzere, bu lâhika mektubunda beş vecihle merhum Sultan Abdülhamid tebrie ediliyor. Ve onun hasenâtı seyyiatına mutlak şekilde galib olduğundan ma’nevî makâmı, derecesi yüksek olduğunu ve Bediüzzaman Hazretleri diğer hürriyetperverlerden çok derece hafif, nasihat kabilinden bazı itirazlarını da kendi üzerine alıyor ve Padişah’ı lâyık olduğu nisbette medhediyor. Mufassal Tarihçe 1 – 226
Bizzât Bediüzzaman Hazretleri’nin son on senelik hayatının en yakın talebe ve hizmetkârlarından duyduğumuz bir iki rivayeti daha kaydedelim:
1- Mustafa Sungur ağabeyden bir çok defa duymuşuz ki: Üstâd Hazretleri Sultan Abdülhamid hakkında eskiden itirazvarî ba’zı makaleleri için, bir defasında şöyle buyurmuşlardı, eliyle mübarek başına vurarak: “Keçel Said, sen şefkatli bir Padişah’a müstebit diye itiraz etmiştin. Onun cezası olarak şu dehşetli istibdatların zulmünü çek!”
2- Yine Mustafa Sungur nakletti: Bir gün Üstâdımız merhum Sultan Abdülhamid hakkında demişti ki: Sultan Abdülhamid velidir. Ben onu hususi dualarım içine almışım. “Her sabah, ya Rabbi sen Sultan Abdülhamid Han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniye’den râzı ol!” diye dualarımda yadederim” demişlerdi.
Bediüzzamanın hizmetkârlarından Bayram Yüksel de aynı rivayetleri nakletmektedir. (Bak: Son şahitler-1, s: 379-455)
İşte mevzuumuzun başından buraya kadar, gerek yazılı gerek rivayet yollu ifade ve beyânların mecmuundan çıkan netice şudur ki: Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri eskiden 2’nci Meşrutiyyet’in i’lânından evvel ve sonrasında, Hürriyet-i şer’iyenin gerçek mânâda Osmanlı devleti idaresinde yerleştirilmesini..
ve bu meyanda Hilâfet Saltanatı’nın idaresini, bir kaç paşanın fikir ve tedbiriyle değil, büyük bir millet meclisi ve onun yanında geniş ve büyük bir şûra meclisi tarafından kararlar altına alınmasını istemiş ve bu yolda mücadele vermiştir. Bu mücadeleleri esnasında, bazen bilmünasebe ve dolayısıyla Sultan Abdülhamid’e karşı da i’tirazvari veya nasihat şeklinde sözleri varid olmuştur. Lâkin Bediüzzaman’ın bu kabil sözleri ise, bir İslâm Halifesinden bazı hizmetlerin yapılmasını taleb ve bazı nasihat şeklinden ibaret olduğu, yukarıda nakledilen yazılı ifadelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Başkaca herhangi bir itiraz, şahsiyyetine bir hücum tarzı yoktur vesselâm…
Mufassal Tarihçe 1 – 227
Abdülkadir NURZADE
https://www.facebook.com/nurzadeler
Tavsiye yazı için tıklayınız
www.NurNet.org

Bütün muavenet ve yardım nevilerini hâvî olan zekât

Bütün muavenet ve yardım nevilerini hâvî olan zekât hakkında sahih olarak Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan “Ez-zekâtü kantaratü’l-İslâmî” hadis-i şerifi mervîdir.

Yani

Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası zekâttır.

İnsanların hey’et-i içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır.

Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar.

İnsanların terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilâflardan meydana gelen felâketlerin tiryaki, ilâcı muavenettir.

Evet, zekâtın vücubu ile ribanın hurmetinde büyük bir hikmet, yüksek bir maslahat, geniş bir rahmet vardır.

Evet, eğer tarihî bir nazarla sahife-i âleme bakacak olursan ve o sahifeyi lekelendiren beşerin mesâvisine, hatalarına dikkat edersen, hey’et-i içtimaiyede görünen ihtilâller, fesatlar ve bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün:

•  Birisi: “Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne.”

•  İkincisi: “Sen zahmetler içinde boğul ki ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim.”

Âlem-i insaniyeti zelzelelere maruz bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren, ancak zekâttır.

Nev-i beşeri umumî felâketlere sürükleyen ve Bolşevikliğe sevk edip terakkiyatı, asayişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribadır.

Arkadaş! Hey’et-i içtimaiyenin hayatını koruyan intizamın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında boşluk kalmamasıdır. Havas kısmı avamdan, zengin kısmı fukaradan hatt-ı muvasalayı kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır.

Bu tabakalar arasında muvasalayı temin eden, zekât ve muavenettir. Halbuki, vücub-u zekât ile hurmet-i ribaya müraat etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir, hatt-ı muvasala kesilir, sıla-i rahim kalmaz.

Bu yüzdendir ki aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram, itaat, muhabbet yerine ihtilâl sedaları, hased bağırtıları, kin ve nefret vaveylâları yükselir.

Kezalik, yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine zulüm ateşleri, tahakkümler, şimşek gibi tahkirler yağıyor.

Maalesef, tabaka-i havastaki meziyetler, tevazu ve terahhuma sebep iken, tekebbür ve gurura bâis oluyor. Tabaka-i fukaradaki acz ve fakirlik, ihsan ve merhameti mucib iken, esaret ve sefaleti intaç ediyor.

Eğer bu söylediklerime bir şahit istersen âlem-i medeniyete bak; istediğin kadar şahitler mevcuttur.

Hülâsa: Tabakalar arasında musalâhanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmiyeden olan zekât ve zekâtın yavruları olan sadaka ve teberruatın heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur.

Sadaka ve Zekat | İşârâtü’l-İ’caz (45)

Bediüzzaman Said Nursi

www.NurNet.org