Muhammed Numan tarafından yazılmış tüm yazılar

Ehl-i Sünnet müslüman ve pürmerak Risale-i Nur Talebesi

RİSÂLE-İ NUR’UN KUR’ÂNÎ YOLU… 

RİSÂLE-İ NUR’UN KUR’ÂNÎ YOLU… 

  Risale-i Nur Külliyatı, ahir zamanda ümmet-i Muhammed’in manevi imdadına yetişmiş olan bir dirayet tefsiridir. Telifin ilk anından son avanına kadar ümmet-i Muhammed’e sahil-i selamete çıkış yolunu göstermiştir. Risale-i Nur ve emsali dirayet tefsirini bilmeyen ve anlamayan kimseler alıştıkları klasik tefsir olan Rivayet Tefsirini, Risale-i Nur Külliyatında göredikleri için nasıl yaklaşacaklarını anlayamamaktadırlar.       

“Risale-i Nur, Arş-ı A’zam’la bağlı olan Kur’an-ı Azîm-üş şan ile bağlanmış bir hakikî tefsiridir.”[1]Klasik tefsirler aklı tatmin ederken Risale-i Nur’un metodu letaife sirayet etmektedir.  

Nazlı bir gelin edasında olan Risale-i Nur Külliyatıyla, nur alemine girmenin birinci vazifesi, ihlâs-ı tammeden sonra tam sadakat ve tam sebat etmektir. Bu sayede nur alemine girilir ve istifade etmeye başlanır Dirayet Tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatından. Yani, Risale-i Nur Külliyatının dairesinde Risale-i Nur’un talimatı ve düsturları çerçevesinde hareket etmekle mümkündür. Aksi taktirde yani ihlâs-ı tamme, tam sadakat, tam sebat kapılarından geçilmezse Nurlar letaife sirayet etmemekle beraber insanı sadece malumatfuruş ve geveze yapacaktır.  

Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikati tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Müvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.[2] 

Edile-i Nuriye olarak tabir ettiğim bu dört düstur insanın hem şahsi hayatında, hem içtimai hayatında, hem hizmet hayatında olmazsa olmaz hakikatlerdir. Kalb ile teslim akılla iz’an edilip tefekkür edilirse bu dört düstura uymayanlar ne kadar hem kendi hem de çevresine verdiği zarar ziyanları görebiliriz. Gerçekten akıl gözü kör olursa insanın basireti bağlanıyor ve çok büyük yanlışlara düşüyor.  

Burada mesele hizmet üzerine olduğu için herkes kendi hizmet çevresine baktığında  hüsnü zan ederek itimad ettiği kimselerin yanlış yönlendirmeleri veya erkan ve usule uymayan hareketlerini göz önüne getirip baksa bu dört düsturun ehemmiyeti alenen görülecektir. 

Selam ve dua ile 

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Kastamonu Lahikası ( 247 )

[2] Muhakemat ( 49 )

Risale-i Nurda Razaman-ı Şerife Dair

“BÜTÜN RUH U CANIMLA MÜBAREK RAMAZANINIZI TEBRİK EDERİM.” (K: 94)

“Hem mübarek Ramazanınızı, hem inşâallah hakkınızda bin ay kadar meyvedar Leyle-i Kadrinizi, hem saadetli bayramınızı, hem çok kıymetdar hizmetinizi bütün ruhumla tebrik ve tes’id ederim.” (K: 36)

“Sizin Leyle-i Berat’ınızı ve gelecek Ramazanınızı tebrik eder ve bu gelecek Leyle-i Kadr’i hakkınızda ve hakkımızda bin aydan daha hayırlı olmasını ve defter-i a’malimize böyle geçmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz ve böylece, bayrama kadar

 اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ لَيْلَةَ قَدْرِنَا فِى هذَا الرَّمَضَانَ خَيْرًا مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ لَنَا وَ لِطَلَبَةِ الرَّسَائِلِ النُّورِ الصَّادِقِينَ duasını etmeye niyet ettik.” (K: 91)

İbadetin manası şudur ki: Dergâh-ı İlahîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedaniyenin ve rahmet-i İlahiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir. Yani rububiyetin saltanatı, nasılki ubudiyeti ve itaati ister; rububiyetin kudsiyeti, paklığı dahi ister ki: Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbını bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarrâ olduğunu; tesbih ile Sübhanallah ile ilân etsin. (S:41)

İbadetin semeratı ise uhrevîdir. (Nİ:53)

İbadetin semeresi âhirette görünür. (MN:225)

o sultanın emirlerini, nehiylerini kıymetsiz görüp iman ile imtisal etmeyenler ve ibadetle kendilerini sevdirmeyenler ve şükran ile hürmette bulunmayanlar için rububiyetin ebedî karargâhında elbette bir dâr-ı mükâfat ve mücazat olacaktır. (MN:40)

Hilkat-i beşerdeki hikmetin takva olduğuna ve ibadetin de neticesi takva olduğuna ve takvanın da en büyük mertebe olduğuna işaret vardır. (İ:98)

Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i sâlih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def’-i şer, celb-i nef’a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def’-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş. (K:148)

Evet hiç mümkün müdür ki; insan umum mevcudat içinde ehemmiyetli bir vazifesi, ehemmiyetli bir istidadı olsun da, insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam masnuatıyla kendini tanıttırsa, mukabilinde insan iman ile onu tanımazsa.. hem bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse; mukabilinde insan ibadetle kendini ona sevdirmese.. hem bu kadar bu türlü nimetleriyle muhabbet ve rahmetini ona gösterse; mukabilinde insan şükür ve hamdle ona hürmet etmese; cezasız kalsın, başı boş bırakılsın, o izzet, gayret sahibi Zât-ı Zülcelal bir dâr-ı mücazat hazırlamasın? (S:65)

Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur’anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar.” (M: 401)

“Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tabi olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.” (M: 401)

“İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır.” (M: 402)

“Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.” (M: 402)

“İşte Ramazan-ı Şerif’teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır.” (M: 399)

Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir.” (M: 398)

“İşte Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri; hem Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlahiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.” (M: 398)

“İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar.” (M: 404)

“Her Ramazan شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِى اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor.” (M: 401)

Kur’an’ın madem ki, ilk nüzulü şehr-i Ramazanda olmuştur.” (B: 85)

Ramazan, Kur’an ayı olduğunu isbat ediyor.” (M: 401)

“Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur’an-ı Hakîm’in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur’an-ı Hakîm’in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur’an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş; o Kur’anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur.” (M: 401)

“Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr’i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar.” (B: 282)

“Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir.” (M: 402)

Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mal, bire bindir.” (M: 401)

“Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şaban-ı Muazzamda üçyüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuzbine çıkar.” (Ş: 494)

“Evet herbir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tuba hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif’te mü’minlere kazandırır.” (M: 402)

Şimdiden biz tedbir ettik ki: İki Kur’an’ı, Risale-i Nur’un buradaki has talebeleri Ramazan-ı Şerif’te, herbiri her günde bir cüz’ünü sizin ile beraber okumak ile, Ramazan’ın her gününde bir hatme-i Kur’aniye olarak, manevî ve çok geniş bir mecliste, Isparta ve Kastamonu’yu ihata eden bir dairede halka tutan Risale-i Nur talebelerinin ve o dairenin merkezinde sizler bulunmak cihetiyle Risale-i Nur şakirdlerinin etrafınızda olarak; Nakşî’de hatme-i hacegân tarzında, fakat çok büyük bir mikyasta Risale-i Nur’un bütün şakirdleri manen hazır ve o dairede bulunuyor niyetiyle, tasavvuru ile okunmak,” (K: 91)

“Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir.” (M: 402)

“Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek.” (M: 402)

Kardeşliğimiz hatırı için, şaban ve ramazan hürmetine birbirine küsmemek ve kardeş olup barışmak lâzım ve elzemdir.” (Ş: 501)

“Hele şu mübarek Ramazan, birkaç müfsidin kalbimize saldığı hançerin acısını kalben, bütün gün için için ağlamakla geçiriyoruz.” (B: 225)

“Bana ait bu faideler gibi hem uhuvvetimizin, hem Risale-i Nur’un, hem ramazanımızın, hem sizin bu yüzde öyle faideleri var ki, perde açılsa, “Ya Rabbena!” (Ş: 294)

 “..hali, kuvveti müsaid ise, her Ramazan için ayrı bir keffaret var.. Fakat ruhsat ciheti, tedahül sırrına binaen müteaddid Ramazan için bir keffaret farz, ayrı ayrı keffaret müstehab derecesinde kalır.” (B: 352)

 “Ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan Risale-i Nur talebelerinin vazifesi; bu musibetli açlığı, Ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve teslimiyet yapmağa çalışmaktır.” (K: 141)

“Bu aşr-i âhir-i Ramazan’da her gece, hususan tek gecelerde Leyle-i Kadr’in bulunmak ihtimali kuvvetli olduğunu hadîs-i şerif ferman ediyor.” (E: 245)

“Demek Risale-i Nur’un sadık şakirdlerinden birisi, Leyle-i Kadr’in hakikatını ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakikî sadık şakirdler sahib ve hissedar olmak, vüs’at-ı rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümidvârız.” (K: 94)

“Seksen sene ibadetli bir ömrü bahtiyarlara kazandıran Ramazan-ı mübarekte inşâallah Nur’un şirket-i manevîsi o kazanca mazhar olacak.” (T: 514)

“Cenab-ı Hak bu Ramazan-ı Şerifin Leyle-i Kadrini umumunuza bin aydan hayırlı eylesin, âmîn.” (Ş: 508)

“Hadîs-i şerifin sırrıyla Ramazan-ı Şerif’in nısf-ı âhirinde, hususan aşr-ı âhirde, hususan tek gecelerde, hususan yirmiyedisinde; seksen küsur sene bir ibadet ömrünü kazandırabilen Leyle-i Kadr’in ihyasına ve herbiriniz umum Nur talebeleriyle beraber, hususan bu bîçare çok kusurlu, hasta, zaîf kardeşinizi hissedar etmenizi ve herbirinizin dualarınızın binler manevî âmînlerin teyidiyle dergâh-ı İlahîde kabul olmasını rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz.” (Em: 21)

“Ömürde ecel, Ramazanda Leyle-i Kadir gibi, Esmada İsm-i Azamın istitarı mühim hikmeti var.” (B: 331)

“Mübarek Ramazan’ın Leyle-i Kadir sırrıyla, seksen üç sene bir ömr-ü manevî kazandırması sırr-ı hikmetiyle ve Risale-i Nur’un şakirdlerindeki sırr-ı ihlasla tesanüd ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturuyla herbir sadık şakird, o fevkalâde manevî kazancı elde edeceğine gayet kuvvetli bir delili budur ki: Bu daire içinde kırk bin, belki yüz bin hâlis, hakikî mü’minlerin içinde hakikat-ı Leyle-i Kadr’i elde edecek bir-iki, on-yirmi değil, belki yüzlerin elde etmesi ihtimali kavîdir.” (K: 181)

“Bu mübarek Ramazan-ı Şerif’teki dualar, ihlas bulunmak şartıyla inşâallah makbuldür.” (K: 265)

“Ramazanda kalb ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek..” (S: 693)

“Câmi’ dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu’ ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevaki-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum’ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem Ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me’muldür.” (M: 279)

“Şimdiden biz tedbir ettik ki: İki Kur’an’ı, Risale-i Nur’un buradaki has talebeleri Ramazan-ı Şerif’te, herbiri her günde bir cüz’ünü sizin ile beraber okumak ile, Ramazan’ın her gününde bir hatme-i Kur’aniye olarak, manevî ve çok geniş bir mecliste, Isparta ve Kastamonu’yu ihata eden bir dairede halka tutan Risale-i Nur talebelerinin ve o dairenin merkezinde sizler bulunmak cihetiyle Risale-i Nur şakirdlerinin etrafınızda olarak; Nakşî’de hatme-i hacegân tarzında, fakat çok büyük bir mikyasta Risale-i Nur’un bütün şakirdleri manen hazır ve o dairede bulunuyor niyetiyle, tasavvuru ile okunmak,” (K: 91)

Biz dahi hem dünyamıza, hem istikbalimize, hem âhiretimize, hem vatanımıza, hem milletimize tam menfaatli ve kolay ve selâmetli olan iman ve istikamet yolunu takib edip, boş vaktimizi sıkıntılı hülyalar yerinde Kur’andan bildiğimiz sureleri okumak ve manalarını bildiren arkadaşlardan öğrenmek ve kazaya kalmış farz namazlarımızı kaza etmek ve birbirinin güzel huylarından istifade edip bu hapishaneyi güzel seciyeli fidanlar yetiştiren bir mübarek bahçeye çevirmek gibi a’mal-i sâliha ile hapishane müdür ve alâkadarları, câni ve katillerin başlarında zebani gibi azab memurları değil, belki Medrese-i Yusufiyede Cennet’e adam yetiştirmek ve onların terbiyesine nezaret etmek vazifesiyle memur birer müstakim üstad ve birer şefkatli rehber olmalarına çalışmalıyız. (AS:19)

Ramazan-ı Şerifte hayrı birden bine çıkan evradlarımızla meşgul olup ilmî derslerimizle bu cüz’î, geçici sıkıntılara ehemmiyet vermemeğe çalışmak büyük bir bahtiyarlıktır.” (Ş: 509)

“Şu satırları bana yazdırtan âsâr-ı Nur’un şeref-i vürudları ve feyizleri, inşâallah içinde gizlenmiş olan aşr-ı âhir-i Ramazandaki Leyle-i Kadr’in ihya edilmiş sevabını verir ve rıza-yı Samedanîye mazhariyetle, saadet-i ebediyeyi kazanmaya bir vesile olur.” (B: 297)

“Bu mahiyetteki Ramazanınızı tebrik ediyoruz.” (K: 95)

“Cenab-ı Erhamürrâhimîn bu Ramazan-ı Mübareke’nin hürmetine Rahmeten-lil-Âlemîn olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine rahmetiyle imdad eylesin!” (K: 155)

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

ESASAT-I NURİYE ESERİ NEDİR VE BASIM SÜRECİ NASIL OLMUŞTUR?

ESASAT-I NURİYE ESERİ NEDİR VE BASIM SÜRECİ NASIL OLMUŞTUR?
Esasat-ı Nuriye eserinin girişindeki Önsöz çok güzel izah ediyor. Çünkü o Önsöz, Rüştü Tafral Ağabey’in verdiği bilgiler doğrultusunda Mesut Zeybek Ağabey tarafından yazılmıştır.
Rüştü Tafral Ağabey defalarca Derslerde anlatmıştır ki, Zübeyir Gündüzalp Ağabey şöyle demiştir :
“Bu Hizmet Rehberi çok kısa, çok fazla hülasa. Bunu daha fazla genişletmelisiniz.”
Zübeyir Gündüzalp Ağabey, kendisi ile birlikte Süleymaniye medresesinde kalan ağabeylere bunu demiştir. Rüştü Tafral Ağabey de Zübeyir Gündüzalp Ağabey’in bu sözünü, daha Esasat-ı Nuriye eseri hazırlanmadan önce defalarca umumi cemaatin içinde söylemiştir.
Esasat-ı Nuriye eserinin Önsöz’ü şu şekildedir :
«ÖNSÖZ
Nur Mesleğinin Hizmet Prensiplerini ihtiva eden “ESASAT-I NURİYE” isimli bu kitab, başta Risale-i Nur Külliyatı üzerinde ihtisas kazanan ve tahkik usulüyle kırkbeş senedir toplama ve derlemeler yapan muhterem Rüşdü Tafral Ağabeyimiz ve İTTİHAD İLMÎ ARAŞTIRMA HEYETİ tarafından uzun bir araştırma ve inceleme neticesinde titizlikle hazırlanmıştır.
Bu eser, Risale-i Nur’un pek çok müteferrik yerlerinde bahsedilen, Risale-i Nur Mesleği ve İman Hizmeti ile alâkadar mevzuları bir araya getiren bir tasnif ve derlemedir.
Risale-i Nur’un bahisleri çeşitli mânâ vecihlerine sahib olduğundan, muayyen bir mânâ çerçevesinde tasnifata girmez. Hizmet hayatı boyunca ortaya çıkan ihtiyaçlar sebebiyle yapılan ve muayyen meselelere bakan lâhikalar ve derlemelerdeki bahisler, galip ve zâhir mânâsiyle muayyen bir meseleye ve mevzu’a bakarken, dolayısiyle daha pekçok meselelere de baktığını unutmamalıyız. Hatta Gençlik Rehberini ihtiyarlar; İhtiyarlar Risalesini gençler; Hastalar Risalesini sıhhatli musibetzedeler; Hanımlar Rehberini erkekler okuyacakları ve okudukları gibi, Haşir Risalesinden de iman-ı billah dersi alınır ve hakeza…
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin vefatından sonra ortaya çıkan ihtiyaç sebebiyle 1962 yıllarında başta merhum ağabeyimiz Zübeyir Gündüzalp olmak üzere en yakın talebeleri tarafından hazırlanan Hizmet Rehberi, giderek genişleyen hizmet sahasında istikameti muhafaza için duyulan ihtiyaç sebebiyle, ilk basılan Hizmet Rehberi sonradan takriben 3-4 kat daha genişletilip neşredildi. Hatta Rüşdü Tafral Ağabeyin ifadesiyle merhum Zübeyir Ağabeyimiz sonraları bunu da az görüyordu.
Nitekim mezkûr Hizmet Rehberi’nin mukaddimesinde:
“Risale-i Nur’un dairesi; çok genişlemiş çok muhtelif efkâr ve mizaç sahipleri, bu hizmet safında yer almışlardır. Elbette bütün efkâr, kanaat, meslek ve meşrebler üstünde makam-ı sıddıkıyette yer tutmuş ve şahs-ı manevî-i Âl-i Beyt’in mümessili olarak hizmet-i Kur’aniyenin başına geçmiş Üstad Bediüzzaman’ın azamî ihlas, azamî sadakat ve azamî fedakârlık manasını ihtiva eden, gösteren ve işaret eden mesleğini nazara vermek lâzım gelmektedir” deniliyor.
Yani zamanla ortaya çıkan hadiselere, Risale-i Nurdaki o meselelere bakan istikameti göstermenin lüzumuna işaret ediliyor. Hizmetin selâmet ve istikametine bakan bu vazife aynı zamanda bütün Nurcular tarafından Risale-i Nur derslerinde yapılır ve yapılmaktadır.
Hizmet düsturlarını ihtiva eden böyle derlemelerle, te’vilsiz olmak şartiyle bizzat Risale-i Nur’un sarih bahislerinin ortaya konulması, Risale-i Nur’a teslimiyeti bulunanların, o meseleleri Risale-i Nur müvacehesinde kolaylıkla görmelerine yardımcı olur ve meslek hassasiyetine teşvik eder.
Nurların muhtevasından haberi olmayanlar için de, Risale-i Nur’un meslek yapısını bizzat kaynağından görmelerini sağlar.
İşte böylece, Risale-i Nur Külliyatındaki sarih ve mükerrer beyanların nazara verdiği Hizmet Düsturları ve Esasları, tahşidat ve tahkikat ile bir kere daha hizmet ehlinin ve müslüman münevverlerin dikkatine arz edilmiştir.
İTTİHAD YAYINCILIK olarak bizler, böyle müdakkik ve muhakkik ağabey ve kardeşlerimizi tebrik eder, Cenab-ı Hak’dan bütün Nur Talebelerinin Risale-i Nur’daki iman ve Kur’an hizmeti düsturları istikametinde, ihlas ve sadakat ile hizmetlerine devam etmelerini ve bütün ehl-i imanın uhuvvet ve ittifakını temenni ve niyaz ederiz.
İTTİHAD YAYINCILIK»
(Esasat-ı Nuriye, s. 5-6)
Esasat-ı Nuriye eserinin içindeki her bir konu daha önceleri, 1970’lerde kısa kısa Risale-i Nur’dan derlenmişti. Meselâ; Esasat-ı Nuriye içinde geçen “Vakf-ı Hayat Esası” bölümü var. (Esasat-ı Nuriye, s. 301) Risale-i Nur Talebelerinden bir kısmının mücerred kalıp, vakıflık yapması meselesi, Esasat-ı Nuriye basılmadan önce hazırlanan 300-400 derlemeden bir tanesidir.
Esasat-ı Nuriye eserinin içindeki her bir bölüm ile ilgili daha önce derlemeler hazırlanmıştı. 1975 yılından itibaren teksir makinesi ile o derlemeler Anadolu’ya neşrediliyordu. Hizmet esaslarını, Abdülkadir Badıllı Ağabey ilk olarak kitap şeklinde bastı. Envar Neşriyat tarafından “Siyaset – Şerh ve İzah” ismiyle kalın bir kitap olarak basıldı, medreselere yayıldı.
Esasat-ı Nuriye eserinin ise 1997 yılında dizgisi hazırlandı ve 1998 yılında baskısı oldu. O zamana kadar İttihad Yayıncılık bünyesinde 20 kadar meslek düsturları ile ilgili derleme bastırmıştık.
Risale-i Nur Derlemelerinin basıldığı ve yayıldığı dönemde Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin Talebeleri olan Ağabeyler itiraz etmediler, etseydiler bundan haberimiz olurdu.
Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin vekil, varis ve nâşir talebelerinin hiçbiri itiraz etmemiştir. Zaten Risale-i Nur’dan derlemelere niçin itiraz etsinler ki? Bu derlemeler konusunda zaten Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin emri var. Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin Talebelerinin derlemelere itiraz etmesi gibi bir konu mantıken imkansızdır. Üstâd Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur derlemeleri hakkında şöyle demiştir :
«Evet Risale-i Nur size mükemmel bir me’haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur’an kelâmullah olduğuna ve i’cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem’edilse ve hâkeza.. mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir.» (Kastamonu Lâhikası, s. 56)
Yayınevimiz; Risale-i Nur eserlerini me’haz alarak, konulara göre derlemeler yapmıştır ve hizmetlerine de devam etmektedir.
Risale-i Nur’dan Derlemelerin çoğu, Risale-i Nur meslek düsturlarını nazara veriyordu. Bu derlemelerden, düstur ve esaslara uyan hiçkimse rahatsız olmaz. Ancak o düsturlara tezad hareket edenler rahatsız olabilirler (Yeni Asyacı, Fetocu, Mollacı güruhları gibi).
Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nden ve Vekil/Varis Ağabeylerin tarzına uygun olarak çalışmalara yayınevimiz devam etmektir.
Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin vekil ve varis talebesi olan Zübeyir Gündüzalp Ağabey bu konuyu çevresindekilere emretmiş. Bu konuya da Rüştü Tafralı Ağabey ve Abdülkadir Badıllı Ağabey sahip çıkmış. Bu Ağabeylerimizin sahip çıkması ile beraber Üstâd Bediüzzaman Hazretleri’nin nâşir talebelerinden M. Said Özdemir Ağabey de destek vermiştir. Said Özdemir Ağabey, “İttihad-ı İslâm” derlemesini de, kendisi basmıştır. Aynı zamanda Esasat-ı Nuriye eserine Takriz yazmıştır. Abdülkadir Badıllı Ağabey, Esasat-ı Nuriye eserine Takriz yazmıştır.
Said Özdemir Ağabey’in yazdığı Takriz şöyledir :
«BİR TAKRİZ
Risale-i Nur talebesi, Kur’an-ı Azimüşşan’ın hükümlerini hakkıyla yaşamayı ve Resul-u Zişan’ın Sünnet-i Seniyyesiyle amel etmeyi hayatının en büyük gaye ve maksadı olarak bilir.
Risale-i Nur’dan aldığı iman nurunun aşk ve şevkiyle marifet-i İlâhiye mertebelerinde terakki etmek ve Risale-i Nur’da serpilen Esasat-ı Kudsiye’ye ve Desâtir-i Nuriye’ye tam ittiba ile sırat-ı müstakimde evc-i kemâlata doğru tayaran edebilir.
Risale-i Nur’daki Esasat-ı Kudsiye, Kelam-ı İlâhiden nebean etmiş olup, Desâtir-i Nuriye’de Resul-u Ekrem’in meslek-i âliyesinden lemean etmiştir. Risale-i Nur’da serpilmiş olan Esasat-ı Kudsiye ve Desâtir-i Nuriye’nin, toplanıp bir araya getirilmesi ile efradını câmi olarak o hakikatlerin her köşesini açığa çıkarıp o esas ve düsturların daha iyi anlaşılmasına ve daha ciddi bir şekilde sarılıp ittibaına vesile olacaktır inşaallah.
Aksi takdirde o Esasat-ı Kudsiye’ye ve Desâtir-i Nuriye’ye ittiba olmazsa o Nur yolunda devam edemez. Nefis ve şeytanla mücadele edemez. Bir çok maddi, manevi felaket ve helaketlerle karşılaşır ve belki menzil-i maksuda da vasıl olamaz; mesuliyet-i maneviyeyi bedbaht ruhuna yüklenerek ebedi hayata göçer gider.
Fakat o Esasat-ı Kudsiye’ye ve Desâtir-i Maneviye’ye ittiba ettiği takdirde Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Muhabbet-i İlâhiyenin ziyasını tazammun eden imanın nuruyla münevver olan İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip, insaniyet cihetinde, abdiyetin içinde bir sultansın; ve cüz’iyetin içinde bir küllîsin; küçüklüğün içinde bir âlemsin; ve hakaretin içinde öyle makamın büyük ve daire-i nezaretin geniş bir nâzırsın ki, diyebilirsin:
“Benim Rabb-i Rahîmim dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve güneşi o haneme bir lâmba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i nimet; ve hayvanı bana hizmetkâr yaptı. Ve nebâtâtı o hanemin ziynetli levazımatı yapmıştır.”
Netice-i kelâm: Sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen, esfel-i sâfilîne düşersin. Eğer hak ve Kur’ân’ı dinlersen, âlâ-yı illiyyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.”
Cenab-ı Hak, bu kitabta dercedilen Kudsî Esaslara ve Nur’un düsturlarına ittibaı müyesser kılsın ve Üstadımızın yukarıda beyan buyurduğu kelâmına ve himmetine bizleri mazhar eylesin. Amin.
M. Said Özdemir
28 Mayıs 1998 Ankara»
(Esasat-ı Nuriye, s. 9)
Abdülkadir Badıllı Ağabey, Mustafa Sungur Ağabey ve Tahirî Mutlu Ağabey’den Risale-i Nur Neşriyatı konusunda noter tasdikli vekalet almıştır. Abdülkadir Badıllı Ağabey de kitabın giriş kısmına şu şekilde bir Takriz yazmıştır :
«TAKRİZ
Müdakkikâne ve mahirâne hazırlanmasıyla şu “Esasat-ı Nuriye” isimli kitab, Risale-i Nur’un müştâk okuyucularına, onun temel esas ve düstûrlarına suhûletle götüren ve yol gösteren delil ve rehber bir eserdir diyebilirim.
Kitabın mukaddemesinde de buna işâret edilmiştir. Yani bu kitab, Risale-i Nur’un hakikatlerinin müteferrik yerlerindeki temel düstur ve esaslarını çabuk bulup ulaşmak hususunda kolaylık sağlayan bir alettir.
Dolayısiyle eser, sadece kendisiyle iktifa edilmek suretiyle, müstakil ve yegâne bir kitab niyetiyle hazırlanmış değildir. Belki arzolunduğu vechile bir delil, bir kılavuz nitelik ve vazifesini görmesi ümidiyle çalışılmış ve vucûda getirilmiştir.
Binâenaleyh eser ilmî ve şer’i kaideler ışığında hazırlanmış olduğundan Risale-i Nur okuyucularına has, umum ehl-i imana ise âmm bir rehber-i eser vasfını taşımaktadır.
Her hakikat aşığının, her keşf-i esrâr meraklısının elinde kılavuz bir eser olarak bulunabilmesini tavsiye eder, emek verip hazırlayanlardan Cenâb-ı Hakkın razı olmasını niyaz ederim.
Abdülkadir Badıllı
11 Muharrem 1419 / 7 Mayıs 1998
Şanlıurfa»
(Esasat-ı Nuriye, s. 10)
Ahmed Aytimur Ağabey ile Mesut Zeybek Ağabey sürekli görüşürlerdi ve irtibat halindeydiler. Birlikte çalışıyorlardı. Ahmed Aytimur Ağabey’in izniyle “Rumuzat-ı Semaniye” eseri̇ ve ilk defa Latinize olarak “Asar-ı Bediyye” eseri̇ basılmıştır.
Maidetü’l-Kur’ân eseri̇nin basımı sürecinde Mesut Zeybek Ağabey dedi ki: “Ahmed Aytimur Ağabey ile istişare ettim. Maidetü’l-Kur’ân’ı neşretmeye karar verdik.”
Esasat-ı Nuriye eseri, 1998 yılında basıldı. Ve o günden bu güne kadar 4 defa baskı yapıldı. Binlerce basılmış bu eser, birçok Medreseye girdi ve Risale-i Nur Talebeleri tarafından okundu, takdir edildi.
Esasat-ı Nuriye eseri, 24 seneden beri istifade edilen ve itiraz edilmeyen bir eserdir. İtiraza medar bir yer yoktur. Risale-i Nur’un, Üstadımızın ders verdiği meslek düsturlarıdır ve genişletilmiş hizmet rehberidir.
İTTİHAD YAYINCILIK
www.NurNet.org

BİR İTTİHAD-I İSLÂM AŞIĞI

BİR İTTİHAD-I İSLÂM AŞIĞI:
MESUT ZEYBEK AĞABEY
(Refikası Zehra Zeybek Hanım ile ve Merhum Mesut Ağabey ile röportaj- A. Çelebi)
1-Mesut Zeybek Ağabey’in hayatından kısaca bahseder misiniz?
Mesut Bey ömrünü Risale-i Nur hizmetine adamış gecesi gündüzü hizmet olan, içi nur dışı nur bir zat-ı muhteremdi. Hayatında her yaptığını Risale-i Nur hizmetini düşünerek yapardı. Çocuklarla bile muhatap olurken onlara faydalı olmayı hedeflerdi. Çok şefkatliydi. Kimsenin derdine kayıtsız kalamazdı. Kendi deyişiyle “Ben diğergamım neme lazım diyemiyorum” derdi.
Gittiğimiz yerlerde mutlaka hizmetlerle meşgul olan abilerle, aileleriyle irtibat kurar onları ziyaret etmeden dönmezdi. Tanıştığı herkesin hayatında iz bırakan birisiydi.
Neşriyata çok önem verir sürekli Risale-i Nur okur oralardan tespitler yaparak internet sitesinde yayınlar, derleme kitaplar olarak basardı. Çok ileri görüşlüydü olayların sonuçlarını çok iyi tahmin ederdi. Doğru bildiği şeyin sonuna kadar arkasından giderdi. Risale-i Nur’a çok vakıftı. Hayatında bazı işlere teşebbüs etmiş hatta genç yaşta kendi işini kurmuş ama hizmetleri tanıyınca hepsinden vazgeçmiş.
Bu nedenle 16 yaşında Risale-i Nur’u tanımış ve o günden itibaren sürekli okumuş ve hizmetin çeşitli birimlerinde durmadan çalışmıştı. Gece yatmadan mutlaka okur, sabah kalkınca mutlaka okur seninle konuşurken bilgisayar başında işine devam ederdi. Bir çalışması bitince hemen diğerine başlar bilgisayarı öyle kapatırdı.
2- Mesut Zeybek Ağabey’in, Rüştü Tafralı Ağabeylerle tanışma süreci ve birlikte hizmet hayatları nasıldı?
Mesut Bey’in Rüştü abi ile tanışma hikayesini yine kendi ağzından dinleyelim:
(Bu arada kendisi Cağaloğlun’da küçük bir büro tutarak Bab-ı Ali’deki yaşamına devam etmeye başladı.)
Ben o devrede büromuzda uzun zamanlar boştum. Sürekli kitap okuyordum. Bir ara Sultanahmet kitap fuarından aldığım Abdülkadir Badıllı Ağabeyin “Bediüzzaman Hazretlerinin Mufassal Tarihçe-i Hayatı” kitabını okuyordum.
Merhum Zübeyr Ağabey’in son İstanbul hayatının anlatıldığı kısımları okurken bazı hakikatlere ulaştım. Zübeyr Ağabey’in gazetenin çıkışında 19 maddelik şartname hazırladığını yazıyordu ve bu maddelerin aslının İstanbul’da bir zatta olduğunu söylüyordu.
Sonra Hüseyin Demirel geldi ona sordum. Çünkü Hüseyin kardeş 15-20 yıla yakındır Yeni Asya gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yapmıştı. O dedi ki, “Evet ben de duydum fakat o belgeyi görmedim.” Ben hayret etmiştim. Sonra ta Zübeyr Abi zamanından beri gazetenin resmi yazı işleri müdürlüğü yapan abiye de sormuş ondan da aynı cevabı almış ve merakım büsbütün artmıştı.
Sonra Hüseyin dedi ki, benim eniştem Abdülkadir Usta’nın dersine gittiği Rüştü Tafral Abi var. Bu bahsedilen zat odur dedi. Biz de sen bir görüş ve görüşme izni al ziyaret edelim dedik.
Biz 1992 yılının Ramazanında bu zatı ziyaret ettik. Bütün sorularımızı sorduk. Meğer bu zat bizim bir devresini bilmediğimiz Zübeyr Abili hizmet hayatının en önde gelen şahsiyetlerindenmiş. Sanki bizi bekliyormuş gibi eski günleri canlı yaşarcasına anlatıyordu. Birinci gün sohbet bittiğinde saat gecenin 03.00 gösteriyordu neredeyse bir bardak su bile içmeden oruca niyetlenecektik.
Mesele büyük ölçüde vuzuha kavuşmuştu. Fakat daha çok eksik noktalar vardı. Sonra Üstadın bizim hiç tanımadığımız talebeleri vardı. Onlardan da dinleyeceklerimiz vardı. Farklı zamanlarda onları da dinledik. En mühimmi manevi hayat kaynağımız olan Risale-i Nur ne diyordu. Onda var olan fakat o zamana kadar görmediğimiz meselelerin sebepleri ve sonuçları ve çarelerini bulmalıydık. Hamdolsun bulduk da…
3- İttihad Yayıncılık’ın kuruluşu, hizmetleri ve kısaca tarihçesinden bahseder misiniz? Mesut Zeybek Ağabey, İttihad Yayıncılık’ı kurmaya nasıl karar verdi?
İttihad Yayıncılığın kuruluşuna gelirsek; (kendi ağzından) İşte ben o halette iken yani dünyadan bütün bağlarım kesik bir gün Cağaloğlu’nda dolaşırken eski bir arkadaşımın ajansına uğradığımda yandaki iş hanında kiralık büro olduğunu söylediler. Sonra merhum Hüseyin Demirel’e de bahsettim o da Marmara Üniversitesi matbaasında çalışıyordu.
Sonra baktım başka yapacak bir şeyim olmadığından o büroyu cüzi bir ücret karşılığı tuttum. Böylece yeni ufuklara yelken açtığımı çok sonraları anladım. Çünkü o zamanlar bunları düşünecek, planlayacak durumda değildim. Adeta ihtiyarsız sevk ediliyordum. Büronun adını Nur Talebelerinin ilk olarak dış dünyaya açıldıkları neşriyat vasıtası olan “İttihad” mecmuasının ismini verdik.
4-Kitapların mevzularının seçimi ve tab’ etme süreci nasıl işliyordu? Dönemin şartlarına göre mi konular belirleniyordu?
(Zehra Hanım:) Kitapların mevzuları gündeme göre seçiliyordu. Beraberinde, çalıştığı o gazeteden (Yeni Asya) ayrılma Rahmetli Hüseyin Demirel Ağabey vardı. O yazı işlerinden anlardı. Çok iyi hatırlarım ilk kitap olan heyecanla hazırladıkları “Kemalizm ve Deccaliyet” kitabını çoğu zaman akşamları bizim evde çalışarak tamamladılar. Beni anneme gönderirler onlar heyecanla saatlerce çalışırlardı. Kitabın çok ses getireceğini söylüyorlardı evet kitap çok ses getirdi birilerini rahatsız etmiş olmalı ki kitap toplatılma kararı alındı… Toplatıldı.
Daha sonraları Rüştü Tafral Ağabey ile derlemeler yapılmaya başlandı. Rüştü abi ömrünü Risale-i Nur hizmetine vakfetmiş bir Nur talebesi. Nurlardan Derleme Çalışmaları çok. Ve yapmaya da devam ediyor. Mesut Bey neşriyat hizmetinin ehemmiyetini çok iyi bildiğinden beraberce bu çalışmaları tek tek yayın hayatına geçirdiler.
5- Mesut Zeybek Ağabey’e suikastler yapıldı mı? Tehdit edildi mi? Kaç tane suikast yapıldı? Ne gibi olaylar yaşandı?
Bizim Cağaloğlu’ndaki büroya çok insan gelirdi. Her gruptan. Kimi iyi niyetiyle Mesut Bey’den istifade amacıyla kimi de kendi bildiğinden vazgeçmeden ama Mesut Bey’den de vazgeçemeden gelir giderlerdi. Tabi bunlardan başka kimler geldi Allahu Alem…
6- Mesut Zeybek Ağabey, A Haber’e nasıl davet edildi?
Mesut Bey Fetö’yü oldum olası tasvip etmezdi ve onlarla mücadele ederdi. Çoğu insanın onlara müsbet olarak baktığı bir dönemde dahi mücadelesini sürdürdü. Fetö Lideri’ni İzmir’den tanırdı ve o yüzden duyduğu şahit olduğu şeyler vardı. Bunları neşretmekten de geri durmazdı. Gerek internet sitesinde gerekse broşür olarak sürekli onların yaptıklarının Risale-i Nur hizmeti ile alakası olmadığını neşrederdi. Bu yüzden yayınlarımızı alanların bir kısmı almamaya bile başlamıştı.
İşte o olayların kızıştığı bir dönemde neşrettiği şeyleri tv de anlatması için aradılar. O medyadan kaçardı çünkü daha önce de bir iki teklif gelmişti. Ama bu meselede neredeyse hiç düşünmeden kabul etti. Programa birkaç saat kala aramışlardı hemen hazırlandı ve gitti.
7-Mesut Zeybek Ağabey, Rumuzat-ı Semaniye Risalesi’ni canını ortaya koyar derecede tab’ etmeye nasıl karar verdi? Tab’ sürecinde hangi Abiler ile istişare etti?
Rumuzat-ı Semaniye çok önemli bir eser. Ve içinde bulunduğumuz dönemin gereği olarak neşredilmesi gerekiyordu. Mesut Bey bir şeyin olması gerektiğine inanıyorsa onu mutlaka yapmak için çabalardı. O dönemde Ahmed Aytimur ve Rüştü Tafral Ağabeylerle istişare ederdi.
Bu kitapla ilgili ilginç bir hatıram var. Mesut Bey her basılan kitabı matbaadan geldiği gibi hemen bir tane çantasına koyar ve eve getirirdi. Büyük bir mutlulukla çantasından çıkarır ve bize takdim ederdi. Rumuzatta öyle oldu. Getirdi ve ’’Basmam gereken son kitabı da bastım’’ dedi. Bir irkildim ama anlam veremedim. Çünkü hiçbir zaman son demezdi. Hep yapacağı bir şeyler vardı. Meğer gerçekten bastığı son kitapmış…
Bu arada bir de çalışmaların tashihlerini yapan sürekli beraber hareket ettiği Recep Hocamızı da anmadan geçemeyeceğim. O da eserlerin tashihlerine çok yardımcı olurdu. Ve Rumuzat basıldığında Mesut Beyle aynı heyecanı yaşamıştı.
8-Mesut Zeybek Ağabey’in Envar ve Sözler Neşriyat ile diyalogları nasıldı?
Mesut Bey, Envar Neşriyat’a çok eser hazırladı. Çoğu çalışmaları onlarla beraber neşrettiler. Zaten biliyorsunuz Ahmed Aytimur Ağabey’in kurduğu bir yayınevi. Ve Ahmed Abi de Risale-i Nurları basmada Üstâd Hazretleri tarafından görevlendirilmiş biri. Araları çok iyi idi. Baba gibi severdi Ahmed Ağabeyi. Mesut Bey babasını çok küçük yaşta kaybetmiş hiç bilmiyordu. Ahmed Ağabey’de kendisine karşı o şefkati bulmuştu.
Sözler Yayınevi’ne daha sonra eser hazırlamaya başladı. Onlara da Osmanlıca Latince Külliyatı hazırlıyordu, hepsini tamamlamaya ömrü vefa etmedi.
9-Ayet ve Hadis Meali çalışmasını Envar Neşriyat’a yapmaya nasıl karar verdi?
Ayet ve Hadis meallerini hazırlarken şöyle demişti “Ben bu eseri hazırlarken külliyatı yeniden okuyorum.” O yüzden O’nun için her bir çalışma külliyatı yeniden baştan sona taramaktı. O yüzden bu eser de onun için en güzel çalışmalarından biriydi.
10-Mesut Zeybek Ağabey’in hususi hayatı nasıldı?
Mesut Bey insanlarla iyi iletişim kuran, her zaman anlatacak bir şeyleri olan, sohbeti tatlı, güler yüzlü, şefkatli, ileri görüşlü, hikmet sahibi birisiydi.
11-Bir eş ve baba olarak Mesut Zeybek Ağabey nasıl biriydi?
Mesut Bey çok iyi bir eş, çok fedakar bir baba oldu. Çok şefkatli çok güler yüzlüydü. Kendi işini kendi gören kimseye yük olmamaya çalışan zahmetsiz biriydi. Hayatının her aşamasında Risale-i Nur hizmeti vardı bu onun dışına da aksetmiş olmalı ki onu her gören hürmet gösterme ihtiyacı hissederdi adeta. Bence yeri herkes için dolmayacak çok farklı biriydi…
12- Envar Neşriyat için Yunanca tercüme dizgisi, Zülfikar, Asar-ı Bediiyye, Büyük Ansiklopedik Lügat, Fihrist Risalesi dizgilerini nasıl yaptı? Çalışma programı nasıldı? Hayatı boyunca yaptığı bu çalışmalardaki özveriyi neye borçluydu?
Mesut Bey çok çalışkan, azimli ve gayretli biriydi. Onun lügatında olmaz diye bir şey yoktu “Çaresi olan şeyde acze düşülmez” derdi sık sık. Bilmediğini mutlaka bilene sorar onu öğrenene kadar yılmazdı. Zaten hayatı buna şahit.
Yayın hayatına atıldığında gördünüz büroda bol bol kitap okur durumda iken en son geldiği nokta Cağaloğlu’nda Arapça, Osmanlıca bir dizgi yapılacaksa “Bunu en iyi Mesut Abi yapar’’ imajıydı. Yayın hayatında o noktaya gelmek için çok çabaladı. Ama bunu maddi gelir elde etmek için yapmadı. Çoğu eserleri başka yayınevine yaptığı piyasanın çok altında bir fiyatla yapardı. Gece gündüz hiç fark etmez geç saatlere kadar bilgisayarın başında eserleri yayına hazırlardı. Basılmadan önce defalarca tashih eder sonra basılırdı. Bu işleri yaparken çok büyük zevk alırdı. Sanki emek emek büyüyen bir çocuk gibi, kitap nihayet çıktığında büyük bir sürur yaşardı.
Gayesi İbrahim (as) gibi arkasından hayırla anılmaktı. Üstadımızın “Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme” dediği gibi o da arkasında okundukça sevabına hissedar olacağı onlarca eser bıraktı. Biraz dikkatle baktığınızda kitabın tasarımından onun elinden çıktığını anlamanız mümkün…
13-Sözler Neşriyat için Hanımlar Rehberi Osmanlıca, Barla Lahikası Osmanlıca eserlerinin dizgisini yaptığını biliyoruz. Zor dönemlerde, sıkıntılı zamanlarda, teknolojik gelişmelerin günümüzdeki gibi olmadığında bile çok faalane neşriyat hizmetlerinde bulunmuş. Neşriyat hizmetine nasıl girdi?
Gerçekten teknik imkanlar çok sınırlı idi. İlk başlangıç zaten daktilo ile olmuştu sonra yavaş yavaş bilgisayara geçildi. Yani başka yerlerde bir iki kitap yazacak olanlara bile birçok imkanlar sunulurken Mesut Bey bunları çok zor elde etti.
Bazen derdi “Şu işi bitirelim oradan gelecek kazanç ile bilgisayarı biraz daha yükseltelim” diye. Böyle böyle diyorum ya bugün “Badıllı Ağabeyin İşârâtü’l-İ’caz Tefsiri , Mesnevî-i Nuriye Tercümesi, Asar-ı Bediyye, Zülfikar, Rumuzat-ı Semaniye, İslam Prensipleri Ansiklopedisi, Esasat-ı Nuriye, Ebu Suud Tefsiri” ve daha niceleri bugün hepsini yan yana koyduğunuzda bir kütüphane eden eserlerde imzası var Elhamdülillah.
Teknik konularda ise en büyük yardımcısı oğlumuz Abdullahdı. Yeni bir programın kullanılmasında dijital ortamda yayına hazırlanmasında o da elinden geleni babasına öğretiyordu. Bir de Ahmet Çelik kardeş çok özveri ile her zaman Mesut Ağabeyi’nin yanında olmuştur. Bir de gizli kahramanlar var bunaldıkça maddi olarak destek verenler, zaman zaman bilgisayarın yenilenmesinde, büronun kirasının ödenmesinde destek olanlar. İsmen söylemeyeceğim ama hayatımızda maddi manevi çok katkıları olan birkaç isim var. Her zaman dua ederek andığımız. Allah onlardan da ebeden razı olsun.
14-Ömer Çiçek Ağabey’in yayına hazırladığı Zübeyir Gündüzalp Ağabey’in “Üstadım Bediüzaman” kitabının tab’ını nasıl yaptı? Sadece Risale-i Nur derlemeleri ile sınırlı kalmayıp, hizmet için arşiv değeri taşıyan ağabeylerimizin de notlarını yayınlamasını nasıl değerlendirmek lazım?
O’nun hayatında hizmete katkı sağlayacak yaşanmış her şeyin önemi vardı. Hele bu Zübeyir Abi ile ilgili olursa daha bir önem arz eder. Çünkü Zübeyir Ağabey, Üstadımızın meslek ve meşrebini en iyi anlamış talebelerinden biri belki de birinci olma özelliğine sahiptir. O yüzden basmakta tereddüt etmemiştir.
15-Mesut Zeybek Ağabey’in hizmet hayatında, iyi ki yaptım dedikleri nelerdi? Mesut Zeybek Ağabey’in keşke yapmasaydım dedikleri var mıydı?
İçinde Risale-i Nur’un olduğu her şey O’nun için iyi ki’dir. Ve 16 yaşından itibaren hayatının hiçbir safhasında Risalenin olmadığı bir dönem yok. Tabi her dönemde birtakım sıkıntılar çekilmiş olsa bile ben pişmanlık ifadesi kullandığını hatırlamıyorum. Ama zor ve zahmetli de olsa bu hayatı yaşamış olmaktan memnundu. Bir zamanlar çok zoruna giden şeylerin sonra kendisi için hayır olduğunu bizzat yaşayarak tecrübe etmiş olduk.
16-Mesut Ağabey’in çalışma azmi nereden geliyordu?
Mesut Bey fıtrat olarak da yılmayan bir karaktere sahipti. Okumayı ve öğrenmeyi çok severdi. İlkokulu bitirip İzmir’e geldiğinde okul hayatına devam etmek istemiş ama imkanlar buna el vermemiş sahip çıkan da olmamış. Hatta kendinden 3-4 yaş büyük bir arkadaşını veli göstererek kendisini imam hatip ortaokuluna yazdırmış devam edememiş ve 2. Sınıfta bırakmak zorunda kalmış. Ama okuma aşkı hiç bitmemiş “Ne bulsam okurdum hatta gazete kağıtlarından yapılmış kese kağıtlarını bile…” derdi.
İşte 16 yaşına geldiğinde de Allah’ın lütfu karşısına Risale-i Nur çıkmış ve bütün okuma azmini oraya vermiş. Ve gerçekten birçok konuda fikir sorulacak bilgiye sahipti. Osmanlı Tarihi, Yakın Tarih, İlmihal ne sorarsanız cevabı vardı. Üstadımızın dediği gibi 15 hafta ciddi okuyan zamanın alimi olur diyor ya Mesut Bey işte öyleydi.
17- Okumalarında nelere ağırlık verirdi? Notları var mıydı? Not tutarak mı okurdu?
Sabah namazdan sonra ve gece yatmadan önce mutlaka Risale-i Nur okurdu. Çoğu zaman bu iki namazı beraber kılar tesbihatımızı yapar ve kitabı da beraber okurduk. Kendi takip ettiği külliyatının üzerine kırmızı ve yeşil rengi kullanarak satırları çizer gerekirse kısa notlar yazardı. Ben şimdi O’nun kitaplarından okumaya devam ediyorum ve o notlardan çok istifade ediyorum. Keşke ağzından çıkan her şeyi kaydetseymişim dediğim zamanlar da çok oluyor. Ama yaşarken ben yapamadım…
Ruhune El Fatiha
www.NurNet.org

Nasıl beraber hizmet edebiliriz?

Nasıl beraber hizmet edebiliriz?

İnsanın maddi ve manevi hayatı olarak iki hayatı vardır. Bir taraftan diğer tarafa veya birini diğerine hizmetkâr olarak kullanabilir. Bu bir tercih meselesidir.

Maddi hayatı manevi hayata hizmetkâr olarak ve ahiret saadetine hizmet eden metodlar temelde tasavvuf ve ilim olarak iki hizmet tarzı vardır.

Risale-i Nur hizmeti de hakikat mesleği olan ilim ve tasavvufu cem eden zülcenaheyn bir hizmet metodudur.

İçtimai hayatın safhalarında muhtelif kademelerde hizmet eden çeşitli metodolojilerin bulunduğu bir realitedir. Herkesin çevreninde bu hizmet erbabı mevcuttur.

Hizmet erbabı ve metodları için Üstad Bediüzzaman hazretleri şunu tavsiye etmektedir.

“Ehl-i İslâm, dünyaya ve hırsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve asayişler, bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mabeyinlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evamir-i kudsiyesiyle ve takva ve salabet-i diniye ile olur.”[1]

Buranın üzerinde mülahaza ve mütalaalar yapılması gerekir. Bakın karşımıza neler çıkıyor.

* Hizmette dünya menfaati için hırs edilmemeli.

* Hizmette hangi sahalarda branşlaşacağı belirlenmeli ve bu sayede herkes aynı yerlere yarım yamalak el atıp birbirinin mukallidi olan neticesi de yarım yamalak elde etmenin önüne geçilmeli.

* Farklı metodlar/hizmetler arasında aynı şeye el atmaktan çıkabilecek gerginlikleri branşlaşmayla ortadan kaldırılmalı.

* Mesailerrin tanzimi maddesiyle İslamiyet’in çeşitli hizmet dallarında ihtisaslaşmanın da önemi vurgulanmalı. Hadis, kelam, fıkıh, tefsir, hıfz, akaid… gibi

* Mabeynlerindeki emniyetin tesisiyle ortak istişareler ve beraber hareket etmenin gerekliliği.

* Birbirinin ihtisas sahasına giren meselelerde, istişare heyetlerinin ivedilikle irtibata geçerek birbirine muavenetin lüzumuna…

* Bu vb. maddelerin tahakkuku ise, ihlas, iktisad, takva ve salabetle mümkün olacağı…

* “Vasıta-i halas ve vesile-i necat olan “ihlas”[2] olduğu unutulmamalı ve tüm hedefler ihlasa müteveccih olmalıdır.

* Meşreb taassubu ve nakli, akla tercih edip tahkik mesleği bırakılıp mukallitliğe tevessül edilmemelidir.

Bu vb. çıkarımları çoğaltabiliriz.

“…Şu zamanda, heyet-i içtimaiye-i İslâmiyeyi çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika suretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanın bir çarkı geri kalsa, yahut bir arkadaşı olan başka çarka tecavüz etse, makinenin mihanikiyeti bozulur. Onun için ittihad-ı İslâmın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir.”[3]

Bu metinden hissemize düşenlerse şöyle:

* İçtimai hayat ve içtimai hayatın manevi merkezi kalb ve ruh dairesi birbiri içinde sistematik işleyen bir çark, bir fabrikadır ama bir çok sistemin beraber işlediği bir fabrika.

Malumdur ki, birbiri içinde sistematik olarak işleyen sistemler birbirine bağlıdır. Mesela bir saat düşünelim. Çalışması için enerji, saat kadranı ve kadranın arka planında çalışan çarkları sistemleri bulunur. Bu sistemlerden birisinde hâsıl olacak olan bir sekte bütün sistemin inkıtaına, durmasına sebep olacaktır. Yani makinenin mihanikiyeti bozulacaktır. İnsanın şevki de bu sistemlerin enerjisi gibidir. Şevki kırılan insanı da hizmetleri atıl kalır. Bu sebepledir ki insanın şevkini kırmak onu manen öldürmekle eş değerdir. Bunu bilen hasımlar çeşitli yollarla hasmının veya hased ettiği kişinin maneviyatını kırmak için çeşitli yollara tevessül ederler. Gayretli bir dava adamının yolunda ki en büyük müşevvik şevkidir.

* İttihad-ı İslamın tahakkukunun bir manası da kişi âleminin bütünlüğünü teşkil edebilmesidir. Yani kalbini, aklını, ruhunu, hayalini, kuvvalarını, tasavvurunu, taakkulunu, tasdikini, iz’anını, iltizamını, itikadını gayelerine tevcih ederek her şeyiyle gayesine yürümelidir. Bunlar içinde vuku bulacak olan bir sekte esna-i tarikten dönmeye, döndürmeye, aldanmaya ve aldatmaya, sırat-ı müstakimi görememenin neticesi olan ifrat ile tefrit vartalarına yuvarlanmaya sebep olacaktır. Bu sebeple gaye insanı, dava adamı, idealist insanların hedef sapmasının önüne ancak bu bütünlüğü dengeli olarak sağlayabilmesiyle mümkündür. (İttihad-ı gaye.)

* Aynı gayeye müteveccih hareket eden farklı hizmet metodları/hareketlerinin kendi meşrebimize farklı gelen hareketlerini tenkid etmeyip ve hem şahsi hem de umumi manalarda eksikleri, hata ve kusurları kapatarak umumi gayeye müteveccih hareketlerde/hizmetlerde safları sıklaştırmalıdır.

“Bir çark itaatsizlik etse, bütün fabrika herc ü merc olur.”[4]hakikatinin nice canlı nümuneleri unutulmamalıdır.

Elhasıl: “Şuurlu farzettiğimiz bir çark, daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur. Çünki vazifesini tahfif ediyor. Hak ve hakikatın, Kur’an ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zâtlar, kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnetdar olur, şükreder.”[5]

Rabbim, bu hakikatlerle gayelerimize müteveccihen hareket etmeyi ve hizmetlerimizde sünnet-i seniyye dairesinde sırat-ı müstakim hareket edebilmeyi nasip eylesin.

Selam ve dua ile

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Lem’alar ( 123 )

[2] Mektubat ( 270 )

[3] Tarihçe-i Hayat ( 99 )

[4] Tarihçe-i Hayat ( 69 )

[5] Tarihçe-i Hayat ( 208 )

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org