Ayasofya’nın Yeniden Camiye Çevrilmesi ve Bağımsız Türkiye

Sitemiz yazarı Ediz Sözüer, Ayasofya’nın yeniden camiye çevrilmesi talebini gerekçeleriyle TBMM Dilekçe Komisyonu’na sundu. Halkın imzasına açık olarak kaydedilen dilekçenin çok sayıda insan tarafından imzalanmasının yardımcı olacağını belirten Sözüer, talebin toplumsal faydasına dikkat çekiyor. Sağlam bir mantık kurgusuyla, farklı bir yaklaşımla gerekçelendirilmiş dilekçe, benzerlerinden ayrılıyor.

Ediz Sözüer, dilekçe ve talep ile ilgili şu önemli noktaları aktarıyor: “Talebimizin gerçekleşmesini kolaylaştırmak ve hızlandırmak için TBMM Meclis Komisyonuna verilen dilekçemizin çok sayıda insan tarafından imzalanması yardımcı olacaktır. İslâmiyet’in ve milletimizin şeref ve haysiyetini önemseyen herkesten bu önemli konuda duyarlı olmalarını ve davalarına sahip çıkmalarını talep ediyoruz. Bir dilekçe sahibine iletilen bilgi, dilekçenin Meclis komisyonunda görüşülmesi için ilk etapta en azından 500 imza gerektiği yönünde. Bu nedenle dilekçenin imzalanması çok önemli.”

Dilekçeyi Nasıl İmzalayacaksınız: Ayasofya’nın Yeniden Camiye Çevrilmesi talebiyle TBMM Dilekçe Komisyonu’na sunulan ve aşağıda tam metnini verdiğimiz ve halkın imzasına açık olan dilekçeye destek olmak için https://edilekce.tbmm.gov.tr/VatandasKayit.aspx adresinden sisteme kayıt olmanız gerekiyor. Sonrasında “İmzalayabileceğim Dilekçeler” bölümünden “Arama” bölümüne “Ayasofya’nın Yeniden Camiye Çevrilmesi” yazarak dilekçeyi bulun ve en sağdaki “İmzala” kısmına tıklayarak destek olun. (Arama bölümüne yazılacak ifadeyi kopyala-yapıştır yaparak eksiksiz aktarın) E-Dilekçe No: 6960 (Bu numarayı aratarak dilekçeye ulaşamıyorsunuz, sadece ilk yöntem işe yaramazsa dilekçeyi eskiden yeniye sıralananlar içinde bulmak için kullanabilirsiniz.)

Ayasofya ile ilgili olarak yazılan ve dilekçede yer verilemeyen önemli bilgilerin bulunduğu detaylı yazımızı da aşağıdaki adresten okumanızı tavsiye ediyoruz:

http://www.nurnet.org/ayasofyanin-bilinmeyen-buyuk-onemi-ve-bagimsiz-turkiye/

TBMM Dilekçe Komisyonu’na Sunulan Dilekçenin Tam Metni:

Ayasofya camii hem Türk milletinin, hem İslam Dünyası’nın, hem de Hrıstiyan dünyası nezdinde; fethin sembolüdür, yadigarıdır ve Hıristiyanlığın İslâmiyet ‘e devir ve tesliminin bir abidesidir. Bunun için kilise iken cami olmuştur. Elbette tekrar camiye çevrilmelidir.

Hrıstiyan dünyası Ayasofya’nın camiye çevrilmesini ve aslî, mukaddes vazifesine dönmesini bu nedenle istememektedir. Fakat Ayasofya’nın müze yerine aslî vazifesi olan ibadet mekânı olmasına, cami de olsa taraftar olacak önemli bir Hristiyan kesim de mevcuttur.  

Eğer biz devlet olarak tam bağımsız olduğumuzu iddia ediyorsak, halk nezdindeki şüpheleri fiilen tekzip etmemiz için bu mekânı muhakkak camiye çevirmeliyiz. Yoksa mevcut durumun devam etmesi iddiaların üstü kapalı olarak kabul edilmesi anlamına gelecektir.

Zaman zaman gündeme getirilen Ayasofya’nın kilise-cami birlikteliğini (veya müze olarak kullanılmaya devam ederken ibadete açık olmasını) ise iki önemli gerekçeyle kabul edemeyiz:

Birisi, İslam dininin temel taşı olan tevhid akidesinin korunması. (Hristiyanlığa hakaret kastıyla değil, inancımız öyle gerektirdiği için ikisini aynı anda beraber kabul edemeyiz.) Tevhid ilkesinin korunması ise, İslâmiyet’te “hiç bir şeye ve kişiye hakikî tesir edici ve meded edici bir kuvvet ve kudsiyet atfetmemek” ile mümkün olur. Halbuki Ayasofya içindeki heykel ve resimler, ibadet edilme vasıfları olmasa da, bu yönüyle tevhid ilkesine tamamen ters düşmektedir ve mekânı mecazî manada “puthane” mahiyetine dönüştürmektedir. Dolayısıyla klise-cami birlikteliği veya müze, her iki alternatif de asla mâkul ve “iki tarafı da memnun edecek bir formül” olarak görülemez ve her ikisi de İslam Dünyası kabulleri açısından kesin olarak kabul edilemezdir. Dolayısıyla Ayasofya, “puthane” vasfından tamamen kurtarılarak ve “putlardan” temizlenerek fethin sembolü olan şekline, yani tamamen, mukaddes vazifesi olan camiye çevrilmelidir. Hem kimin malını kimden sakınacağız ve kimden çekineceğiz? İslâmiyet’in ve milletimizin şeref, haysiyet ve izzeti, elbette birilerini memnun etmekten daha önemsiz değildir.

Diğer sebep de en az bunun kadar önemlidir. Hem fetih yadigârı olması, hem de müzeye çevrilmesinin halk nezdinde İslâmiyet’e ihanetin ve dışa bağımlılığın (biatın) nişanesi olmasıdır. Türk hükümeti tarafından geçmişte yapılan benzeri gayr-ı islamî icraatlerin yabancı devletler nezdinde nasıl algılandığı ve onlar açısından ne mana ifade ettiği, kendi meclislerinde yüksek sesle ilan edilen bir tarihî hadise olduğundan, halk nezdindeki bu tarzdaki şüphelerin fiilen tekzip edilmesi ve bu mekânın muhakkak camiye çevrilmesi zaruridir.

Mevcut durumun devam edilmesine çeşitli bahanelerle izin verilmesi, hedef şaşırtmaca ve halkı kandırmak manasına gelecek, devlet güvenilirliğini ciddî olarak zedeleyecek ve malum iddiaların Türk hükümeti tarafından zımnen de olsa (üstü kapalı da olsa) kabul edilmesi anlamına gelecektir.

İşte sıralanan nedenler ve haklı gerekçeler sebebiyle, Ayasofya diğer mâbedlerle kıyas edilemez. Zaten bunun böyle olduğu uluslararası güçler tarafından çok iyi bilinmekte ve takdir edilmektedir. Mekânın camiye çevrilmesi ihtimaline Hristiyan Dünyası’nın şiddetli tepkisinin esas sebebi de bu noktada gizlidir. Bununla birlikte, esas itibarıyla Hristiyan dünyasının dindar kısmının Ayasofya’nın tekrar camiye çevrilmesine sanıldığı kadar tepkisi olmayacaktır. Müze yerine Allah’a ibadet edilen bir mâbed olmasını onlar da tercih edeceklerdir.

İslâmiyet’te o veya bu nedenle kimsenin mâbedine karışılmaz, hatta imkânları yoksa devlet eliyle bile yaptırılır. Hâlbuki burada (tekrar önemle vurguluyoruz) fethin sembolü olan bir yadigâr (yani emanet niteliğinde bir hâtıra) söz konusudur. Hem Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi öyle alelâde bir mesele değildir. Batılı devletlerin bu konudaki aşırı ve anlamsız hassasiyeti ve İslâmiyet’e zarar veren geçmiş zamanda tatbik edilen diğer uygulamalar birlikte düşünüldüğünde müzeye çevirme sebebinin, sırf hümanistlik olsun diye olmadığı; İslâmiyet’e ihanet ve yabancı devletlere manevî rüşvet ve bağlılığın sembolü (biat) olarak müzeye çevrildiğine olan inanç, özellikle dindar halk nezdinde yerleşik bir kabul halindedir. 

İşte Ayasofya’nın ifade ettiği mana tam da bu nedenle bambaşkadır. Devletimizin kendi milleti nezdinde böylesi bir ittihamla maruz kalmasının zararlı neticeleri ise izaha ihtiyacı olmayan bir hakikattır.

Halkımızın önemli bir kitlesi, bahsi geçen yerleşik inanç sebebiyle şöyle düşünmektedir: “Ne zaman ki Ayasofya açılır, artık yabancı esaretinden kurtulmuş, bağımsız bir Türkiye olduğumuz anlaşılır.”

 

Doğrudur veya yanlıştır. Madem böyle zararlı bir inanç toplumun önemli bir kesiminde bir sosyal vakıadır. O halde bu konuya devlet eliyle müdahale edilmesi elbette zorunludur.

Bu millet madem ki, Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılmasıyla, artık birilerinin sözüyle hareket etmeyen bir Türkiye’nin varlığını bilecek ve anlayacak ve devletine olan güveni kat be kat artacaktır.

O halde devletimize düşen. milletine ihtiyacı olan bu güveni vermektir.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin