Başbakan Yardımcısından “Bediüzzaman’ın Mezarı”

Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş Şanlıurfa’da Bediüzzaman’ın makamının önünde gazetecilerin Said Nursi hazretlerinin mezarının bulunması ile ilgili sorduğu bir soruya şöyle cevap verdi:

Yıllardır Takip Ettiğimiz Bir Meseledir

“Malesef eski Türkiye’nin ne kadar büyük zulümler içerisinde olduğunun en büyük somut göstergelerinden birisi burada Urfada rahmetli Said Nursi hazretlerinin mezarı ile ilgili meseledir. Yıllardır takip ettiğimiz bir meseledir.
İnşaallah mezarının buraya getirilmesi, ve burada güzel bir mezar yapılması mümkün olur. Nasıl uzun yıllar İskilipli Atıf hocanın mezar yeri belli değildi, bulundu ve bugün Çorum iskilipte kendisine yakışır çok güzel bir mezar yeri inşa edildi. Aynı durumun burada Said Nursi Hazretleri içinde yapılması, buraya getirilip büyük ve güzel bir mezar yapılması Türkiye’ninde geçmişi ile barışması anlamına gelir.”

Birilerinin Devlet Adına Yaptığı Hataların Telafisi Olur

“Geçmişte yapılan yanlışlıkların hataların, devlet adına birilerinin yaptığı hataların ortadan kaldırılması anlamına gelir.Türkiyede devlet millet kaynaşmasını sağlayacak önemli adımlardan birisi olur diye temenni ediyorum.
Bende sizin bu isteğinize canı yürekten katılıyorum ve yüksek sesle sizin vasıtanızla Türkiye kamuoyuna bir kere daha duyurmak istiyorum”

Risale Ajans

2 tane yorum yapılmış

  1. Mustafa NUTKU dedi ki:

    Birileri hala anla(ya)mıyor: Said Nursi, kabrinin yerinin bilinmemesini vasiyet etmişti… Çünkü…
    “…Üstadımız izzet-i ilmiyeyi muhafaza için eski zamandan beri en büyük reislere tezellül etmedi. Hem halkların hediyesini kabul etmiyordu. Şimdi ise Üstadımız hem zayıf olduğu halde, ehl-i ilme bir mahzuru olmayan hediyeyi ise hastalıkla alamıyor. Hattâ biz hizmetkârlarından dahi en küçük birşeyi mukabelesiz yiyemiyor. Yese hasta oluyor. Bu hâleti, hiçbir şeye âlet olmayan Risale-i Nur’daki âzamî ihlâsın muhafazası için, bir hastalık suretini aldı ve hastalıkla bu kaidesini bozmaktan men ediliyor itikadındayız.
    Hattâ Risale-i Nur’un her tarafta neşir ve intişarının büyük bir bayramı münasebetiyle ehl-i ilme lâzım olan musafaha ve sohbet etmekten ve bu mübarek bayramda da en has talebeleri ve kardeşleriyle musafaha ve sohbetten ve ona bakmaktan da şiddetle sıkılıp âzamî ihlâsın muhafazası için bir hastalık hâleti alarak men edildiği ona ihtar edildi.
    Hattâ bizler gördük ki, bu mübarek bayramda şiddetli hastalığı için talebelerine dedi:”Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”
    Biz de Üstadımızdan sorduk:
    “Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?”
    Cevaben Üstadımız dedi ki:
    “Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları,

    – mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri
    – ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile,
    eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki âzamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garpta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
    Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek” dedi.
    Hizmetinde bulunan talebeleri…”
    Risale-i Nur – Bediüzzaman Said Nursi / Emirdağ Lahikası

  2. erdem dedi ki:

    Yakın geçmişe bakıldığında özellikle tek parti döneminde dine ve dindarlara karşı baskılar yapıldığı gayet açık görülür.. Her muhtıra ve ihtilal dönemlerinde bu baskılar yenilenmektedir . Ülkemiz bu baskı ve muhtıra dönemlerini geride bırakmıştır bu gelişen demokrasi ve özgürlükler şartlarına göre yeni anayasamız ve kanunlarımız şekillendirilmeli ki; ihtilal yanlıları ve baskıcı mutlu azınlık ve sözde aydınların bozguncu fikirleri kursaklarında kalsın..
    Üstadın kabrinin bilinmemesi ile ilgili vasiyetinin bulunması ve özellikle… islama uymayan tevhide zıt davranışlara karşı olması gayet önemlidir..

Sende yorum yazabilirsin