Bediüzzaman Hayatın ve Ölümün Gerçek Manasını Hatırlattı

bediuzzaman-hayatin-ve-olumun-gercek-manasini-hatirlattiBize kendinizden bahseder misiniz? Nasıl bir ailede yetiştiniz, nasıl bir eğitim gördünüz? Neden ve nasıl İslam’ı seçtiniz?
Ben New York’ta doğup büyüdüm. Amerikan gençliğinin lüks ve konforuna ben de sahiptim. Devlet okullarında laik bir eğitim gördüm. New York Üniversitesi Washington Square Kolejinde iki yıl süreyle sosyal ilimler tahsili yaptım. Aslen Alman Yahudisi olan ailemin dini hassasiyeti pek yoktu. Ama iyi karakterli insanlar olan annemle babam çok mutlu bir yuva kurmuşlardı. Böylece, mutlu bir aile yuvasında yetiştim. Fakat yetişkinliğe doğru ilerledikçe gördüm ki, çevremdeki insanların bağlandığı değerler, idealler ve hedefler beni tatmin etmiyor. Hayatın ve ölümün mana, maksat ve istikametini anlamaya çalıştım. Kim olduğumu ve nereye doğru gittiğimi öğrenmek istedim. Bu sorularımın tatminkar cevaplarını da sadece İslam’da ve onun İlahi, ahlaki, ruhi değerlerinde buldum. Oysa günümüz Yahudi ve Hıristiyan liderleri, laiklik ve materyalizm karşısında birçok taviz vermiş durumda.
İslamı resmen 1961 ilkbaharında, New York – Brooklyn’deki İslam Misyonunda kabul ettim. Bu arada, Mevlana Seyyid Ebu’l-A’la Mevdudi ile yazışıyordum. Bir yıl sonra onun beni Pakistan’a çağıran davetini kabul ettim. Çünkü artık Amerikan toplumunun hayat tarzına daha fazla dayanamayacağımı hissediyordum. 1963 yazında da Pakistanlı bir Müslümanla evlendim. O zamandan beri Lahor’da, eşimle birlikte, orta halli bir Pakistanlı kadın olarak hayatımı sürdürüyorum.
İslam’dan önce dini bir inancınız var mıydı? O zaman nasıl bir zihin ve ruh hali içindeydiniz? İslamın hayatınıza getirdiği değişiklikleri anlatır mısınız?
İslamı kabul etmeden önceki dini inançlarım son derece karışıktı, kaos halindeydi. Ailemle birlikte, Reformcu Yahudi Mabedinden ayrılarak, İlahi temellere dayanmayan bir ahlak savunuculuğu yapan Felix Adler’in kurduğu Ahlak Kültür Cemiyetine üye olmuştum. Sonra çılgınca bir “köklerimi arama” gayreti içinde, katı bir Siyonist teşkilatı olan Mizrachi Hatzair’e  katıldım, ama birkaç  ay sonra siyonizmi reddederek, hayal kırıklığına uğramış bir halde teşkilattan ayrıldım. Bir yıl süreyle Mirza Ahmed Sohrab’ın Bahai grubuna üye oldum, ama onun da Siyonist bağlantılarını görüp iğrenerek oradan da ayrıldım.
İslamla yoğun bir şekilde ilgilenmeye başladım, ama ailemin beni vazgeçirmek için ellerinden geleni yapması sebebiyle, din olarak İslamı seçmem gecikti. Evdeki bu dahili çatlama sinirlerimi harap etti ve iki yıldan fazla bir süreyle hastanede kaldım. Çıktıktan sonra, gerçek bir Müslüman olmaya karar vermiş haldeydim. Ailem beni böyle kararlı görüp, ancak bu yolla saadet ve sükunete kavuşabileceğimi anlayınca karşı çıkmaktan vazgeçti ve beni kendi hayatını seçme kabiliyetine sahip bir yetişkin olarak görmeye başladı.
Amerika’da hiç tesettürlü bir hanım görmememe rağmen, olabildiğince, başkalarının dikkatini üzerime çekmeyecek şekilde giyinmeye çalıştım. Dışarı çıkarken etekleri ve kolları uzun elbiseler giydim, başımı örttüm. Önceden ebeveynimin ve kızkardeşimin ısrarıyla kullandığım ruj ve güzellik malzemelerini tamamen terk ettim. Erkekler karşısındaki tavrımı yeniden düzenledim ve sınırladım. Düzenli olarak namaz kılmaya, namazda sureleri Arapça asıllarıyla okumaya ve Ramazan orucunu tutmaya başladım. Alkollü içkileri, domuz etini ve domuz etinden yapılmış yiyecekleri terk ettim.
İslam’da ailenin yerini nasıl görüyorsunuz?
İslam kültür, medeniyet ve cemiyetinin temeli olan ailenin önemi üzerinde ne kadar durulsa azdır. Şunu da belirteyim ki, kasdettiğim aile, modern hayatın “çekirdek” ailesi değildir, geniş ailedir. Ailenin çözülmesi, toplum ve medeniyetin tahribi demektir. Günümüzde sözde “gelişmiş” Avrupa ve Amerika ülkelerinde yaşanan hadise budur. Müslümanlar inançlarımızın ve toplumlarımızın ayakta kalmasını istiyorlarsa, aileyi zayıflatıp tahrip etmeye çalışan “modernizm” güçlerine, bütün kuvvetleriyle karşı koymalıdırlar.
Sizce, İslam’da kadının yeri nedir?
Batıda kadın erkeğin rakibi olarak görülürken, İslam’da tamamlayıcı ve yardımcıdır. Bu, kadına saadet, sükunet ve gönül huzuru verir.
Kadın gerçek saadete nasıl erişebilir?
Erkek için olduğu gibi, kadın için de yegane gerçek saadet, İslamın prensiplerini samimiyetle ve kalben inanarak yaşamasındadır. Bu prensipler kadına Allah’la ve diğer insanlarla irtibatında barış ve huzurlu bir hayat verir. Keza mesut bir evlilik, sakin ve sevgi dolu bir aile hayatı da bu prensiplerin bir neticesidir.
Yeni Asya

Sende yorum yazabilirsin