Bedîüzzamân’ın dâhil olduğu ittihad-ı İslâm

Müsbet hareketleri ile emniyet ve asayişi sağlamak için asrımızda manevî rehberlik yapacak bir müceddide elbette ihtiyaç vardır. İşte, yüz otuz parça Risâle-i Nur eserlerinin şahadetiyle, o müceddid Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’dir!

İslâm âleminin zayıf düştüğü, Kur’ân ve İslâm’ın hakikatleri tahrip edildiği bir zamanda Bediüzzaman, gerçek cihadın ancak imanı korumak ve muhafaza etmekle olacağını anlamıştı.

Dolayısıyla, hayatının birinci gayesini iman dâvâsı deyip bütün kuvvetiyle, imanın altı rüknü ve İslâm’ın beş şartını izah ve ispat ederken, İslâm âlemindeki dağınıklığı ve parçalanmayı derleyip toparlayacak esasları izah eder.

İşte Asr-ı Saadette, Müslümanları bütün dünyaya üstad ve muallim yapan kuvvet, iman kuvvetidir. Her türlü sıkıntılara maruz kalan Bilâl-i Habeşî ve emsali sahabeler ihlâs ve sadâkatte gevşeklik göstermeden, ittifak ve ittihada devam etmişler.

Bediüzzaman Hazretleri Eski Said dönemi eserlerinde, bu ittihadı şöyle tarif ediyor:

“Tarif ettiğim ve dâhil olduğum ittihad-ı Muhammedînin (asm) tarifi budur ki:

Şarktan garba, güneyden kuzeye uzanan nuranî bir silsile ile bağlanmış bir dairedir. Dâhil olanlar da bu zamanda üç yüz milyondan ziyadedir.

Bu ittihadın cihetü’l-vahdeti ve irtibatı, tevhid-i İlâhîdir. Müntesipleri, “Kàlû Belâ”dan itibaren dâhil olan bütün mü’minlerdir. İsim defterleri de Levh-i Mahfuz’dur. Bu ittihadın nâşir-i efkârı, umum İslâmî kitaplardır. Günlük gazeteleri de, i’lâ-yı kelimetullahı hedef-i maksat eden umum dinî gazetelerdir. Kulüp ve encümenleri, câmi ve mescidler ve dinî medreseler ve zikirhanelerdir. Merkezi de Haremeyn-i Şerifeyndir. Bu cemiyetin reisi, Fahr-i Âlemdir… (asm)”1, diye devam ediyor.

Yeni Said döneminde ise Müslümanlar arası birlik ve beraberliğin temini için özellikle “Uhuvvet ve İhlâs” Risalesinde Müslümanlar, hatta insanlar arası ihtilâfın sebeplerini ve ittifakın çareleri genişçe izah edilmiştir.

Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslâm bahsinde, Risâle-i Nur’un hizmeti açısından özel olarak vurguladığı bir noktaya daha işaret etmek gerekiyor:

Devletler seviyesinde gerçekleşecek bir ittihad-ı İslâm, ister istemez ve tabiatı gereği “siyasî” bir özellik taşır. Oysa Said Nursî “iktidara talip olma ve devlet yönetme” anlamındaki siyasetten ve buna yönelik siyasî meşguliyetlerden hem şahsını, hem de başlattığı Nur hareketini ısrarla uzak tuttu. Bu prensip, ittihad-ı İslâm siyaseti için de geçerli.

Nitekim Bediüzzaman bir mektubunda bu noktaya işaret ederken, “inkişafa başlayan İslâm birlik fikri ve ittihad-ı İslâm siyaseti”nin, Risâle-i Nur’u kendisine “bir kuvvet, bir âlet yapmaya çalışacağı” ihtimaline dikkat çekiyor; Risâle-i Nur’un, mesleğindeki ihlâs sırrının gereği olarak, iman ve Kur’ân hakikatlerinden başka hiçbir şeye âlet ve tâbi olmayacağı gerçeğini bu bağlamda da bir kez daha hatırlatıyor.

Rüstem Garzanlı

12.04.2017

Dipnotlar:

1-Eski Said dönemi eserleri,

Sende yorum yazabilirsin