Bediüzzaman’ın Denizli Hayatı

Beşinci Bölüm, Bedîüzzaman’ın 21/10/1943-09/08/1944 tarihleri arasındaki yaklaşık 8 ay süren Denizli Hayatına ayrılmıştır. Bedîüzzaman ve arkadaşlarını Denizli’ye sevk etme kararı, Temyiz Mahkemesinin 3. Dairesince 30 Eylül 1943 tarihinde kararlaştırılmıştır. Kastamonu Vâlîliği, Bedîüzzaman’ın Denizli Mahkemesindeki yargılamasında, Cumhuriyet Başsavcısı gibi hareket etmiştir. Bunun delillerinden bir tanesi, 15 Aralık 1943 tarihli “Risâle-i Nur Eserlerinin zararlı muhtevası hakkında” Dâhiliye Vekâletine takdim ettiği ayrıntılı rapordur. Biz bunu Isparta Cumhuriyet Savcılığının İddianâmesi ile birleştirirsek, Denizli İddianâmesi adını verebiliriz.

İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu bu dönemde, kuvvetler ayrılığı prensibi asla işlemiyordu. Kimin icrâ organı, kimin yargı gücüne sahip ve kimin savcı olduğu belli değildi. Denizli Savcısı da bu işi taahhüdüne almıştı ve davayı yürütecekti. Kara vagonlara doldurulan Nur Talebeleri, üstlerinde kapılar muhkemce kilitlendiği gibi, ayrıca da kalın demir şişleriyle dışardan kapılar iyice bağlanmıştı. Ancak onun hazırladığı iddianâmeyi Vâlîlik ve Emniyet Bakanlığa takdim ediyordu. Burada Afyon Mahkemesi sırasında Nur Talebelerinin kaleminden çıkan hülasayı aktarmak istiyoruz:

Eskişehir Hapishânesinden çıktıktan sonra, Kastamonu’ya nefy edilir. Sekiz sene sonra 1943 tarihinde din ve mukaddesât düşmanları, Risâle-i Nur Külliyâtı neşriyatının kendi zehirli ideolojilerinin genişlemesine mani gayet kuvvetli bir sed teşkil ettiğini; millet ve gençlik tarafından gittikçe fazla rağbet kazandığını müşâhede ederek, Risâle-i Nur’a suikasd için Bedîüzzaman’ı yüzden ziyade talebesiyle birlikte, Denizli Ağır Ceza Mahkemesine sevk ederek, hapse sokarlar. Yine “Gizli cemiyet kuruyor. Halkı hükümet aleyhine çeviriyor. Medeniyetimize mimsiz medeniyet diyor. Mustafa Kemal’a din yıkıcısı Süfyan, Deccal diyor. Mustafa Kemal’in Süfyan olduğunu hadis-i şeriflerle, hâdisâtla isbat etmeğe çalışıyor” gibi bir sürü bahanelerle mahkeme cereyân ediyor.

Sonra Risâle-i Nur Külliyâtında siyasî bir faaliyet olup olmadığını tedkik için birkaç memurdan bir ehl-i vukuf teşkil edilerek toplanan eserler tetkike başlanınca, Bedîüzzaman; “Bu vukufsuz ehl-i vukuf Risâle-i Nur’u tedkik edemez. Ankara’da ilmî bir ehl-i vukuf teşkil ettirilsin. Eğer onlar bir suç görürlerse, en ağır cezaya razıyım” der. Bunun üzerine Risâle-i Nur Külliyâtı, Ankara’da profesörlerden ve ilmî şahsiyetlerden mürekkeb ehl-i vukufa satır satır tedkik ettirilir. Ehl-i Vukuf tarafından “Bedîüzzaman’da siyasî bir faaliyet ve gaye yoktur. Eserleri ilmî ve imânîdir. Kur’ân-ı hâkimin hakiki bir tefsiridir.” diye rapor veriliyor.

İthamlar delilsiz ve isbatsız olduğu için iftiralardan ibaret olduğu anlaşılıyor. Bilhassa Bedîüzzaman’ın “Mehdilik davası güdüyor” ithamı isbat edilemiyor. Neticede Bedîüzzaman büyük bir müdâfa’a yapıyor.[2]

Tekrar önemle hatırlatalım ki, Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin iddianâmesi, Isparta Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandığı ve zaten söz konusu iddianâmenin 15 Ekim 1943 tarihinde hazırlandığı unutulmamalıdır. Bedîüzzaman ve talebeleri hem İddianâmeye itiraz ediyorlar ve hem de Nur Davasını müdâfa’a ediyorlar. Biz bütün belgeleriyle bu mahkeme safahatını ve müdâfa’aları, arşiv belgelerine dayanarak açıklamaya çalıştık.

Bu yargılama sırasında tarihe geçecek dört önemli olay olmuştur:

Birincisi, Denizli Savcısı Ankara’dan gelen talimatlarla dosyayı uyduruk bir mahallî bilirkişi hey’etine göndermiştir. Bedîüzzaman, Denizli Savcısının Isparta Savcısından daha çok bir gayretkeşlik içerisinde olduğunu müşahede edince, ilk başta mülâyim bir iki parça hakikat‑ı hali dile getiren dilekçeleri iddia makamına gönderdi. Bir kaç gün sonra da, 8.11.1943’te birinci ehl‑i vukufa tevdi’ edilen dosya ve kitaplar hakkındaki bilirkişi raporları geldi. Bunun üzerine müddeî‑i umûmî, dosyaları davanın evvela sorgu mahkemesinde yürütülmesine bıraktı. Sorgu hâkiminin kararnâmesini de aldıktan sonra, dosyayı ağır cezaya sevk etti. Bu bir rezalettir.

İkincisi, ilim adamlarından oluşan üç kişilik Ankara bilirkişi hey’etinin verdiği rapor, bazı hatalarına rağmen olumlu bir rapordur. Ankara birinci Ağır Ceza Mahkemesi Reisi Emin Böke’nin riyâsetinde yetkili ve her birisi kendi dalında feylosof kadar yüksek ilmî seviyeye mâlik ve ünlü şahsiyetlerden üç tane ilim adamı tayin edilir ve dosya bu zatlara tevdi’ edilir: Ehl-i vukuf Diyânet İşleri Müşavere Hey’eti azasından, Dersiâm Profesör Yusuf Ziya; Ehl-i vukuf Dil-Tarih Fakültesi Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Necati Ögal (Lügal); Ehl-i vukuf Türk-Tarih Kurumu Türk-İslâm Kitabları Derleme azasından Yusuf Aykub (Aykut). Bu bilirkişi hey’eti, tek tek Nur Risâlelerini ve hâdise dosyasını bir ay kadar kısa bir zaman içerisinde tetkikten geçirdikten sonra; ileride metninden bazı bölümler vereceğimiz raporlarını 22 Nisan 1944 tarihinde oy birliğiyle hazırlayıp ilgili makamına teslim etmişlerdir.

Üçüncüsü, o günlerin Polis İstihbârât Başkanlığı demek olan Önemli İşler Müdürlüğü’nün sonradan arşiv kayıtlarına girmesi için talimat verdikleri, değerlendirme notlarıdır. Bu notlar, karar verilmeden evvel, Bedîüzzaman ve talebelerinin bütün müdâfa’aları, itirazları ve taleblerinin beyanları ve ifadeleri hakkıyla değerlendirilmiş ve neticede beraatlerine karar verilmiştir. Biz bu devlet arşivlerine giren değerlendirme notlarını olduğu gibi kitabımıza aldık.

BCA, 13311-22-7 Afyon-Denizli

Osmanlıca olarak kaleme alınan bu değerlendirme notlarından sadece bir sayfa Mukaddimeye alacağız:

BCA, 13311-22-7 Afyon-Denizli

Dördüncüsü ise, bütün siyasî baskılara rağmen, Ali Rıza Bey başkanlığındaki Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin Risâle-i Nur hakkında verdiği beraat kararıdır. Biz 40 sayfayı geçen bu kararı ilk defa meraklı hukukçuların istifadesine sunmuş bulunuyoruz. Denizli’de yargılamaları süren Bedîüzzaman ve talebelerinin mahkûm edilmeleri için, Dâhiliye Vekâleti, Kastamonu Vâlîliği ve de CHP Genel Sekreterliği işbirliği yapıyor ve Nur davası konusunda rapor üzerine rapor hazırlıyorlar. İşte bunlardan biri şöyledir:

Nur hizmetine “mel’anet tohumu” diyecek kadar alçalan Dâhiliye Vekili, 28 Ocak 1944 tarihli talimatla Kastamonu Vâlîliğine, Bedîüzzaman ve davasının takibi, haklarında rapor hazırlanması ve baskı yapılması konusunda aşağıdaki yazıyı yazıyor:

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

www.NurNet.org