Bediüzzaman’ın Siyasetten ve Şeytandan Allaha Sığınması Meselesi  

Bir konunun , sınırları çizilmeden, kim söylemiş , kime söylemiş, niçin söylemiş, hangi makamda söylemiş, gibi unsurlarına  bakılmadan ele alınması, yanlış değerlendirmelere sebeb olur.

Siyasetle ilgili ifadeler de böyledir. Siyaset , bir manada at bakıcılığı, eğitimciligi,  seyislik olarak anlaşılır. Diğer bir manada ağır cezanın tatbiki manasına gelir. Siyaset meydanı, suçluların idam edildiği yer  siyaset meydanı olarak  tabir edilir. Bu mesele bahsimize konu olduğunda da siyaset , idare, yönetim manasında, milletin, devletin , ümmetin yönetilmesi manasındadır.

Bu zaviyeden bakılınca fahri kainat efendimiz(sav)’in işlerinin bir kısmı da Allah’ın hay ve ismet sıfatının koruması altında idareciliktir. Hulefai raşidin de efendimiz(sav)’in bu yönünün halifeleridirler. Buna göre , siyasetin tamamını memnu ve menfur bellemek yanlıştır. Nice zalim , fasık, dessas, tebasına kan kusturan, nefsi emmaresinin tatminini öne çıkaran , idareci-siyasetçinin diğer tarafında , adil hükümdarlar ,temasını adalet ve şefkatle idare eden hükümdarlar devlet başkanları da gelmiş geçmiştir.

Öyle ise hz bediüzzaman’ın , siyasetten , şeytandan olduğu gibi Allah’a sığınmasının hususi sebebleri vardır. Eğer , o ifade umuma temsil edilirse, milletin ve devletin hiçbir şekilde imanlı kimseler tarafından idare edimemesi ve bunun memnu olması gerekir.

Hulefai raşidin’den sonrada hem adil, hem fasık, hem zalim idareci ve siyaset ehli gelmiş, inançlarının, tabiatlarınınn , tutkularının, çevrelerinin tesirleri altında kalarak veya  kalmayarak, ya zalimane veya adilane , ya da , bazen öyle , bazen böyle siyasetlerle idare etmişlerdir. Hz bediüzzaman’ın münazarat risalesinde “seyyiesiz hükümet muhali adidir” mealen 

önemli olan bir hükümetin hasenatının seyyiatına galip gelmesidir. Milyonlarca imza atan, icraat yapan, tayinler yapan, kararlar veren yapıların , tamamen kusursuz olması düşünülemez. Bir çok icraat yapanlar , bilerek bilmeyerek hatalar da yaparlar mesela beni şimdiye kadar kırkpınarda hiçbir pehlivan mağlup edememiştir çünkü ben kırkpınarda hiç guresmedim.bediuzaman’da , idarenin müslüman olan  tebanin büyük mikyasta aynı inanç itikat ve kültür yapısına sahip olduğu zamanda,iktidar talebi ile değil belki iktidar sahiplerini , adil ve meşru siyasete irşad edebilirim düşüncesi ile bir zaman , siyasete bakmış, konuşmuş,  yazmış, o çevrelerde bulunmuş, hiçbir ikbal talebi olmadan mesrutai mesruaya fikir yolu ile  temas etmiş fakat birinci dünya harbi ve sonuçları ,dünyada ve biladi osmaniyede meydana gelen inkilaplar ,  islami hayatın yaşanması ve yaşatılması istikametinde hizmet icin ,bütün yolları tıkamış , daha siyasetle ,  milletin imanına , yukarıdan aşağıya doğru  hizmet imkanı kalmamıştır. Evvelce islami hayatı , orasından burasından kemirerek tahribat yapan  şartlar materyalizm,maddecilik , komünizm ve masonluğun da tasallutu ile , zalim avrupa’nın , osmanlı devletini parçalayip dağıtması neticesinde , iman esasları da tehlikeye girmistir  .işte eski said’in değişen şartlara uygun olarak değişmeyen hedeflerine geçişle , yeni said hizmeti , yani risalei nur külliyatinda anlatilan hizmet tarzına , ilhamı  ilahi ile intikal etmiştir. (devam edecek)

Abdülhamit Oruç

Sende yorum yazabilirsin