Ben de Müslüman oldum diyenler çoğalıyor..

Dünya’nın her bölgesinde müslüman olanların sayısı giderek artıyor. ‘Bende müslüman oldum‘ diyerek mutluluklarını ifade eden bu insanlar, çevrelerinde güzel örnek oluşturuyor.

Yüzlerce müslüman olma hikayesinden bir kaçını sizler için seçtik. Onların bu mutluluklarını paylaşırken, elimizde bulunan  nimetlerin kıymetini bu vesile ile bir kez daha hatırlama fırsatınıda bulmuş olacağız.

Stefan Makowski’den Hüseyin Abdülfettah’a

Stefan Makowski. Berlin’de çalışan ünlü bir grafik sanatçısıydı. Çalıştıgı atölye, konusunda bir hayli uzmandı ve Alman sanatçının eserleri çıkarıldıgı sergilerde çok ilgi topluyordu. Ancak çok sevdiği sanatı ona ciddi bir manevi doyum sağlamıyordu. Bu konuda ilmi araştırmalar yapmak üzere bir daire kiralamak istiyor ve herşey bu arzu ile başlıyordu. Gazete ilanında bulduğu ilk uygun dairenin peşine düşüyordu hemen…

Hayrettir ki, telefon ettiği daire, kendi evinin çok yakınındadır. Zili çalar. Kapıya çıkan on yaşlarındaki çocuk, onu bir kez daha şaşırtır. Çünkü, başı takkeli bu çocuğun sırtında ona çok yakışan bir beyaz cübbe vardır. Geliş maksadını söyler. Küçük çocuk, “bir dakika, Şeyh Ali’ye haber vereyim” der. Stefan Makowski rüyada gibidir. Bir başka dünyanın kapısın çaldığını anlamaya başlar. Küçücük bir tekke havasına büründürülmüş bu mekanın samimiyeti, sıcaklığı onu bir anda kavrar ve adeta geliş gayesini unuturcasına gördüklerini anlamaya çalışır. Telaşlı hareketlerin öğle namazına hazırlık olduğunu çok sonraları anlayacaktır. Çeşitli yaş ve meslek gurubundaki bu insanların müthiş huzur içindeki faaliyetleri ona da huzur verir. Ve gurbet burukluğunun derin ve tarifsiz hüznünü ulvileştiren ezanla, içinde, taaa yüreğinin ortalarında bir şeylerin kıpırdadığını hisseder. Şeyh Ali, ona kendilerine katılmak isteyip istemediğini sorar.

Artık, gassal elindeki ölü gibidir. “Evet” der ve ilk namaza hazırlanan yedi yaşındaki bir masum gibi, elinden tutularak abdest almaya götürülür. Hiçbir şey bilmeden ve anlamadan denenleri yapar. Arasına girdiği saflarla birlikte bir bilinmez huzur ülkesine yükselip uçtuğunu sanır. Namazdan sonra çaylı sohbet başlar Makowski sorar onlar söyler. Söylenenleri beğenir. Şeyh Ali ona kelime-i şahadeti söyletir. Ve elinden tutarak ayağa kaldırır. “Artık Stefan Müslümandır ve bizim kardeşimizdir” der. Manevi atmosfer o kadar candan ve içtendir ki, itiraz edemez. “Düşünebiliyor musunuz” diyor, “benim gibi Avrupalı bir kafa önce gönlüyle müslüman oldu. Sonra anlamaya ve şuurlanmaya başladı, ilmi ve kafayı mitleştirmiş bir toplumun insanı için ne garip değil mi?” Hayatının son on yılı giderek artan bu çabalarla dolu.. İslamı buluşunun hikayesini “Nakşibendiyye üzümü” bir isimli eserinde anlatmış… Grafik sanatını da hat sanatına dönüştürmüş. Hüseyin Abdülfettah İslam’a hizmet aşkiyle şevkli bir insan. Şimdilerde Avusturya’nın Almanya sınırına yakın bir yerde bir İslam köyü kurma çabasında.. Kadınlı erkekli üçyüz kadar Batı’lının hidayetine vesile olmuş…

Film oyuncusu Alison da Müslüman oldu..

Geçen yıl İslam dinini kabul eden Amerikalı film oyuncusu Allison Woolford, Müslüman oluşunun ilginç hikâyesini anlattı. Müslüman olduktan sonra Kuveyt’e yerleşen ve Arap sinema filmlerinde ve dizilerinde boy gösteren Woolford İslamın huzur veren bir din oluğunu ifade etti. Gazetecilere İslam’a girişini şöyle anlattı: “Bir kaza sonucu bir haftalığına hastanede yattım. Yanımda bir bayan hasta vardı ve acısını dindirmek için daha sonra benim de hoşuma giden ve yabancı olduğum farklı bir tarz müzik çalmaya başladı. Ben de bu çalan müziği sevdim; onunla her gün bu müziği dinlemeye devam ettim. Bu müzik çok farklıydı. Çünkü içimi okşuyordu ve gerçekten de dinlerken huzur buluyordum. O kadın hastaneden ayrılırken bu şarkıları söyleyen artistin ismini sorduğumda aldığım yanıt beni ifade edemeyeceğim derecede şaşırttı.” Kadın sorumu gülerek cevapladı ve ‘Bu dinlediklerimiz şarkı değil, Kur’an tilavetiydi, yani onlar Allah’ın sözleriydi’ dedi.

Bu beni gerçekten çok şaşırttı; çünkü içinde insanın ruhuna işleyen bir şeyler vardı ve içimi harekete geçiriyordu. Bu beni gerçekten çok şaşırttı; çünkü içinde insanın ruhuna işleyen bir şeyler vardı ve içimi harekete geçiriyordu. Böylelikle bu huzur dolu ilahi kitabın peşine düştüm. Kuveyt’e gelerek Müslümanlarla buluştum. Onların ne kadar güzel birer insan olduğunu görünce de Müslüman olmam gerektiğini anladım. “Müslüman olduktan sonra ailemden ciddi bir tepki almadım. Şimdi İslam’ı daha iyi anlayabilmek için fetva ve ilmihal gibi dersler alıyorum”

İslamı seçmek kolay olmadı..

Zor geçen bir zamandan sonra oturduğum kasabada bazı müslümanlar ile tanıştım. Zannediyorum soğuk bir gündü, başımda başlık paltoma sarılmış caddeden aşağıya doğru yürürken yanımdan geçen bir arabanın içindeki şahısla göz göze geldim. Yanımdan geçtikten sonra ileriden karşı şeride geçti ve yolun aşağısından yanıma gelerek durdu. “Bin gideceğin yere kadar götüreyim” dedi.

Bindikten hemen sonra önemli şeylerden bahsetmeye başladı, hayatın anlamından, Allah’tan. İsmi Abdülaziz’di. Allah onu ali kılsın. Beni akşam yemeğine davet etti. Kabul ettim. Eve vardığımızda tam akşam vaktiydi sanırım. Müslümanları tanımama rağmen nasıl ibadet ettiklerini daha önce hiç görmemiştim. Biz dışarıdaydık çünkü bazıları içeride namaz kılıyorlardı. İlk defa gördüğüm için bana çok ilginç gelmişti, çimenlerin üstünde eğilip kalkan, secde eden insanlar. Daha sonra beni yemek için içeriye davet ettiler. Kadınlar neredeydi? Hiç kadın görünmüyordu. Evet işte orada kapıya kadar geliyor, örtülü kıyafetleriyle aniden görünüp kayboluveriyorlardı. Çok şaşırmıştım. Burası İngiltere miydi? Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim. Sonra sofraya oturduk. Etrafta hiç mobilya yoktu. Herkes ortadaki büyük tepsinin etrafındaki postekilere oturmuş, omuz omuza, baş başa vermiş bir şekilde çatal ve kaşık kullanmadan yemeğini yedi.

En şaşırtıcı ve en alışılagelmiş biçimde. Birçok kişi entari giymiş ve başörtüsü takmıştı. Bunların bazıları yabancı olmadığım şeylerdi tabii ki. Hindistan’dan bir tattı. Sağ el,parmakları ile yemek, yerde yemek. Tabii beni daha sonra İslam’a davet ettiler. 9 aylık bir mücadeleden sonra müslüman oldum. Teslim oldum.

Bugün o kadar çok izm, o kadar çok ideoloji o kadar çok yazı, o kadar çok insan üretimi fikir var ki insanlar gördüklerine inanıyorlar. Görmek herkes için çok önemli bir hale geldi. Düşünmek, tefekkür etmek ise çok az insanda rastlanan bir değer bir kalite. Tebliğ yaparken kişileri kendimize çağırmamalıyız, yaptığımıza da çağırmamalıyız, onları Allah’a çağırmalıyız. Benim anladığım, tebliğ bizim için gereklidir. Bizim içindir. Görevimizdir. Görevlerimizden bir cüzdür. Ameli Salih’in bir parçasıdır. İçimizdeki dini sevdiğimiz kadar, Allah’ın Kur’an’ını sevdiğimiz kadar, Resulullah’ın yolunu sevdiğimiz kadar bunları İnsanlara aktarmak tebliğdir.

Aşkını terk etmek yerine dinini terk etti

Türkiye Yahudilerinin tarihinde ilk defa bir din adamı ailesiyle birlikte müslüman oldu. Aaron Kohen, ekim ayı başında eşi Flori Kohen ve kızı Meira ile birlikte Beyoğlu Müftüsü Recai Albayrak’ın huzurunda kelime-i şahadet getirerek Müslümanlığı seçti. Aynı zamanda müzisyen olan ve “Maftirim”in ardından geçtiğimiz hafta “Allah’a Övgüler / İbrani Aryaları” adlı albümü de yayımlanan Kohen, dul bir kadınla evlendiği için Yahudi şeriatına göre cemaatten dışlanmıştı.TÜRK Yahudilerinin tarihinde ilk kez Yahudi bir din adamı, eşi ve çocuğuyla birlikte müslüman oldu. 36 yıl boyunca muhtelif sinagoglarda ve son olarak Neva Şalom’da hazanlık (müezzin) yapan Aaron Kohen, Ekim ayı başında Beyoğlu Müftülüğü’ne başvurdu. Kohen Ailesi, Beyoğlu Müftüsü Recai Albayrak’in huzurunda kelime-i şahadet getirerek İslam’a geçmiş oldu.

Çocukluğundan beri sinagoglardan sonra ailesiyle birlikte cami ve kiliseleri de gezip dua ettiğini söyleyen Aaron Kohen, “Benim üç dine de saygım var. İslam, üç dini de kapsayan mütekamil bir din. Kur’an-ı Kerim’de üç dinin de temel özellikleri mevcut. Ben Tanır’nın huzuruna dini bütün bir mümin olarak çıkmak istediğim için İslam’ı seçtim. Hz. Muhammed’e de çok büyük sevgim ve saygım var” dedi.

Türkiye Yahudi cemaatinin müslüman olmasına çok şaşırdığını da ifade eden Aaron Kohen, “Müslüman olduğumu duyanların bir kısmı çok sert tepki gösterdi, bir kısmı kampanyalar başlattı. Öfkelenenler de hiç az değildi. Ama benim için önemli olan insanın iç huzuru. Artık insanların tepkilerine pek fazla aldırmıyorum” diye konuştu.

Türkiye Yahudi cemaatinin kendisini çok yalnız bıraktığını da belirten Aaron Kohen, şunları söyledi: “Ben cemaatten çok zulüm gördüm. Aç kaldım, parklarda yattım. Sadece istemedikleri bir kadınla, eşim Flori ile evlendim diye yaptılar bunu. Ben parkta yatarken Hahambaşılık ve cemaat sadece seyretti. 36 yıllık hizmetimi bir köşeye atıp ’bardak kırıldı’ dediler.”

Beyoğlu Müftüsü Recai Albayrak ise Aaron Kohen, Flori Kohen ve kızları Meira Kohen’in müslümanlığı seçmesinden son derece mutlu olduğunu belirterek, “Kendisine tepkilerden çekinip çekinmediğini sorduğumda, ’Hayır hiçbir şeyden çekinmiyorum’ diye konuştu. Musiki ile ilgilendiği için mistik yönü çok güçlü bir insan” dedi.

Kohen soyadının gizemi

Aaron Kohen, bir Fransız lisesinde öğretmenlik yapan Flori ile tanışıp áşık olduğu zaman Yahudi şeriatının katı kuralları ile karşılaştı. Flori duldu ve öyle altı dil bilmesi, entelektüel donanımının sağlam olması hiç de önemli değildi. Yahudi şeriatına göre, soyadı Kohen olan bir din adamı, dul bir kadınla evlenemezdi. Ama onlar her şeyi göze alarak evlendiler ve cemaatin büyük bir bölümü tarafından dışlanmalarına, çok güç günler geçirmelerine rağmen mutlu bir yuva kurdular. Küçük yaşlardan itibaren sesinin güzelliğiyle herkesin ilgisini çeken, Yahudi din müziği kadar Türk müziğini de gayet iyi bilen Aaron Kohen, 2002’de kalan Müzik’ten çıkan “Maftirim” albümüyle adını duyurdu. Maftirim, Edirne’deki Yahudi sinagoglarında hahamlarla Mevlevi dervişlerinin ortaklaşa ürettikleri bir müzikti. Aaron Kohen’in ikinci albümü, “Allah’a Övgüler, İbrani Aryaları” da geçtiğimiz hafta yine Kalan Müzik tarafından yayımlandı.

H. Kübra AKDEMİR

www.nurdergi.com

Sende yorum yazabilirsin