Bin Kubbeli Saray-İndirgenemez Komplekslik Kavramı

(Tabiat Risalesi Açılımları-14)

 Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Bin Kubbeli Saray (İndirgenemez Komplekslik Kavramı)

Yazı dizimizin bu bölümünde “kendi kendine oluşum” iddiasının Tabiat Risalesi’ndeki ikinci muhalinde, muhteşem bir misalle ve ikinci bir imkânsız senaryo ile karşı karşıyayız.

Kubbelerini oluşturan ve bir arada tutan taşların direksiz ve boşlukta durdurulduğu bin kubbeli bir saraya benzetilen insan vücudunun böyle bir misalle anlatılması, ilmî açıdan çok isabetli ve inceliklidir. Anne vücudunda tek bir hücreden çoğalarak inşa edilen insan vücudunun yapım aşamaları, aynen Tabiat Risalesi’nde verilen misaldeki gibi gerçekleşmektedir.

İnsan bedeni, her bir hücrenin bir diğeri üzerinde ve yanında birbirlerine tutunarak, haricî destek ve dayanak noktaları olmadan yani “direksiz” durdurularak inşa edilmekte ve o hücreler oluşturdukları her organın yapısına göre özel bir şekil alarak, acaip bir şekilde diğer hücrelerden ayrılarak (fakat temaslarını tamamen koparmadan) önceden belirlenmiş yerlerine gitmektedirler. Bir program dâhilinde işledikleri göze çarpıyor, değil mi?

Böylece meydana gelen insan vücudu, âdeta “boşlukta” bir araya getirilip durdurulan taşlardan oluşturulmuş bir saray gibi, “rahim boşluğunda” bir tek hücreden bölünerek çoğalan ve baş başa veren hücrelerden yapılmaktadır.

Ayrıca bu misali, modern bilimde ortaya koyulan “İndirgenemez Komplekslik” denilen bir kavrama atıf olarak görebiliriz. Şöyle ki: Misaldeki sarayın taşları, desteksiz ve direksiz, sadece birbirlerine dayanarak durdurulduklarından, bir veya birkaç tane taşın olmaması veya aradan çekilivermesi durumunda yapının bütünlüğü bozulacak ve diğer taşlar da yerlerinden çıkacaklar ve yapı ayakta duramayıp yıkılacaktır. Canlı vücutlarının ve organlarının tam da bu tarzda bir yapısal bütünlüğe sahip olduklarını, modern bilimin araştırmalarıyla artık açıkça görebilmekteyiz.

Yani, canlı vücudunu bir araya getiren organlar ve organları bir araya getiren yapılar, birbirini destekleyen ve biri olmadan diğeri olamayan ve aynı anda meydana gelmesi ve birlikte çalışması gereken bütünsel özelliktedirler.

“İndirgenemez Komplekslik” kavramı şunu ifade eder: Temel fonksiyonları için birbirleriyle etkileşim içindeki ve iyi uyumlu çok sayıdaki parçadan oluşan ve bu parçaların herhangi birinin eksiltilmesinin, sistemin fonksiyonunun durmasına neden olacağı bir sistem, indirgenemez komplekslikte bir sistemdir. Yani böyle bir sistem, herhangi bir parçası eksik olarak düşünülemez ve tüm parçaları aynı anda oluşmalı ve sistematik olarak çalışmalıdır. Zamana bağlı olarak adım adım oluşma şansı yoktur, çünkü her bir sistem parçası ancak bütünlük içinde işlevini yerine getirebilir.

Evrim Teorisi’nde canlıların bir “tesadüfler zinciri” içinde oluştukları ve birbirlerinden farklılaştıkları öne sürülür. Tesadüfî değişiklik olarak da canlı genetiğinde değişime sebep olan faydalı mutasyonlar gösterilmiştir.

Hâlbuki mutasyonların gelişime değil, hastalığa veya sakatlığa sebep oldukları veya etkisiz oldukları bilinmektedir. Mutasyonların faydalı oldukları farz edildiğinde ise, indirgenemez komplekslikteki sistemlerle karşılaşırız. Canlılardaki sistem ve organlar, çok sayıda parçanın bir arada çalışmasıyla işlev görür. Bu parçaların tek biri bile olmasa ya da düzgün çalışmasa o organ hiçbir işe yaramaz. Ufak bir parçası olmasa kulak duymaz, göz görmez. Bu anlamda ele alındığında, vücudumuzda bu kapsama dâhil edilemeyecek organ yok gibidir. Tümü karmaşık yapıdadır ve tüm parçalar, aynı anda ve beraber yapılmış olmalıdırlar. Yoksa tek bir parçanın olmaması veya düzgün çalışmaması, o organın işlevsiz kalması anlamına gelecektir. Sistem “aşama aşama” gelişemez, çünkü ara aşamaların hiçbiri herhangi bir işe yaramayacaktır.

Burada ilginç olan, evrim teorisyeni Darwin’in de konuyla ilgili büyük bir endişe duymuş olmasıdır. Türlerin Kökeni kitabındaki ifadesi şöyledir: “Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkânsız olduğu gösterilirse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ bulamadım…” (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189.)

Hâlbuki o zamandan bu zamana çok şey değişmiş ve modern bilim, tüm canlıların bütün yapılarının tam bir bütünlük içinde ve indirgenemez komplekslikteki sistemlerle donatılmış olduğunu ortaya koymuştur.

Şimdi çok enteresan bir görüş paylaşacağız sizinle. Fransa’nın 20. yüzyıldaki en büyük biyoloji otoritelerinden biri olan Paul Pierre Grasse, kendisi de Evrim Teorisi’ne taraftar olmasına karşın, Darwinist senaryonun “hayal kurmak”tan öteye gitmediğini şöyle açıklar:

“Şanslı mutasyonların hayvanların ve bitkilerin ihtiyaçlarını sağladığına inanmak, gerçekten çok zordur. Ama Darwinizm bundan fazlasını da ister: Tek bir bitki, tek bir hayvan, binlerce ve binlerce kez, tam da olması gerektiği şekilde faydalı tesadüflere maruz kalmalıdır. Yani mucizeler sıradan bir kural hâline gelmeli, inanılmaz derecede düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dâhil edilmemelidir.” (Pierre-P Grassé, Evolution of Living Organisms, New York: Academic Press, 1977, s. 103) Çok ilginç değil mi, bu sözü söyleyen Evrim Teorisi’ne taraftar bir bilim insanı.

Tabiat Risalesi’nin metninde canlı vücudunu oluşturan her zerrenin bir diğerine “hem hâkim-i mutlak hem her birisine mahkûm-u mutlak, hem her birisine misil hem hâkimiyet noktasında zıt olduğu” ifadesine dikkat etmek gerektir.

Önümüzde düzenli olarak yenilenen bir işleyişe sahip olan bir yapı söz konusudur. Vücudu veya bir organı oluşturan yapıtaşlarının, bir iş birliği içinde bu yapıyı oluşturmaları ve çalışmaları gerekmektedir. Başka türlüsü hayal edilemez. Bu ise, her birinin bir diğerinin emri altında çalıştığı aynı dakikada, başkalarına emir verdiğini yani komut verdiğini de gösterir.

Bu çok ilginç bir durumdur. Bir hücre, diğer bir hücrenin isteğine neden riayet etme mecburiyetinde olsun ki? Vücudun veya organın bütünlüğü ve sıhhati için mi? Peki maddiyatçı felsefenin “Her canlı kendi menfaati için çalışır ve kendi yaşamı için mücadele eder” prensibine ne oldu? Dışarıdan aldığımız besin maddelerinin vücudun her tarafına vücudu beslemek için gitmesi nasıl mücadeledir? Risale-i Nur’daki tabiriyle “Nasıl bir çarpışmaktır?” Bir göz hücresinin gördüklerini beyine gönderme mecburiyeti neden olsun veya beynin gözden gelen uyarıları işleme ve sinir sistemini harekete geçirecek sinyalleri gönderme zorunluluğu neden bulunsun? Eldeki bir hücre, beyinden gelen komutlara neden riayet etsin? Bir beyin hücresi, ayaktan gelen sinirsel bir uyarının sözünü neden kabul etsin?

Hücreler ve hücreleri oluşturan elementler temelde aynı ve benzer maddelerden oluştukları hâlde, nasıl ve neden âdeta birbirlerine hükmedercesine sözlerini geçirerek birbirlerinden farklılaşsınlar? Durup dururken haricî bir müdahale ve etki olmadan bu işler başlar ve devam eder mi hiç? Böyle bir şeyi hayal etmek, zorlama bir biçimde kurgulamak ve sonra bunun adına bilim demek akıl işi midir?

Gerçeği keşfetmek için o kadar karmaşık düşünmeye ve zorlama varsayımlara kendini mecbur etmeye hiç gerek yok. Zihnimizi sadece kısıtlı bir görüş alanında sıkıştırıp da, nehrin üzerinde parlayan cam parçacıklarında takılıp kalmaya hiç ihtiyaç yok.

Doğru cevap çok basit ve net, bir o kadar da akılcı ve kesindir. O cam parçacıklarının her birinin üzerinde görünen tüm parlaklıklar ve yansımalar ve ışıklar, gökteki bir tek güneşin her tarafı kaplayan ve o parçacıkların tümünü birden parlatan ışığı iledir. Kafamızı içine düştüğümüz tabiat ve maddeden kaldırdığımızda ve akıl gözümüzle baktığımızda, gönül göğümüzde parlayan o sonsuz güneşi tüm ihtişamıyla göreceğiz ve tüm zerrelerin tek bir merkezden idare edildiğini ve emir altında çalıştırıldıklarını bileceğiz.

“Bin Kubbeli Saray-İndirgenemez Komplekslik Kavramı” Eğitim Programı Ders Videosu:

https://youtu.be/FqiMwnhQcCc

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com  adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin