Bir Protein Molekülünün Oluşma İhtimali

(Tabiat Risalesi Açılımları-7) 

Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Kâinatın Varoluşu Üzerine Şaşırtıcı Keşifler

Bir önceki yazımızdaki fantastik bilim kurgu misalimizin sonunda iki adet soru sormuştuk. Cevabını aradığımız ikinci sorumuz, bu dünyanın misaldeki laboratuvara ne kadar benzediğinin tahlili hakkında idi. İşte biz bu tahlili beş maddede yapacağız ve bu tahlilden sonra o ikinci soru yeniden sorulduğunda, misalin hakikati tüm parlaklığıyla ve ihtişamıyla karşınızda arz-ı endam ediyor olacak.

Önce bize hayat imkânı verecek düzendeki bir kâinatın oluşma ihtimali üzerinde yapılan hesaplamaların şaşırtıcı ve akıl almaz sonuçlarını inceleyeceğiz. Şimdi aslında en basit zekâlı bir insan için dahi, doğruluğu çok açık olması gereken “bu şaşırtıcı kâinatın ancak bir yaratıcı tarafından meydana getirilmiş olabileceği” çıkarımının gerçekliğini ve aksinin neden mümkün olmadığını inceleyelim ve anlaşılmaz bir şekilde hâlâ bulanık görünebilen meseleyi, en net şekliyle anlamaya çalışalım.

Burada fanatiklik ve ön kabuller yok. Sadece inceliyoruz. Bu kâinatta biz gözlemciyiz ve Allah da zaten bizim meraklı bir gözlemci olmamızı istiyor. Önyargılara ve ön kabullere bağlı olmadan gördüklerimizden yorum çıkartacağız ve bu yorumlarımızı sizlerle paylaşacağız ve çıkarımlarımızın mantıklı çıkarımlar olmasına çok dikkat edeceğiz. Böyle bir oluşumun, yani olağanüstü bir laboratuvardan çok daha mükemmel, tıkır tıkır çalışan ve hayat üreten bir laboratuvar olan dünya üzerindeki hayatın oluşumunun, madem rastgele ve tesadüfî olarak meydana geldiği kabul edilecektir. O halde önceden planlayarak, bilerek ve tercih ederek yapmak diye bir şey söz konusu olmayacaktır.

“Tesadüfen Oluşum” Kavramı Hakkında Önemli Bir Ara Not: Denilirse ki: “Fakat bilimsel teorilerde ve açıklamalarda canlılığın tesadüfen olduğu söylenmiyor. Her şey belli kavramlar ve mekanizmalara dayandırılıyor.” Eğer bu yönde bir itiraz olursa, buna karşı cevabımız şu olacaktır: İsmi veya öne sürülen mekanizması ne olursa olsun; ister tabiat, ister evrim, ister mutasyon… Bunlar bilerek, planlayarak, tercih ederek iş yapma özelliğine sahip ve şuurlu bir varlığı olan maddî nesneler değildir ki; bunlarla izah etmek, tesadüf dışı bir izah olsun. Maddî sebeplerin ise cansız olmaları nedeniyle yine aynı şekilde şuursuz, iradesiz, bilgisiz, plansız hareket eden şeyler oldukları malumdur. Meselemiz bu kadar nettir. Kaldı ki, canlılığın tesadüfen ve kendiliğinden oluştuğu ifadesini açıkça kullanan ve araya başka bir vasıta koymaya bile ihtiyaç hissetmeyen birçok görüş sahibi de mevcuttur. Fakat ne kadar zorlarsanız zorlayın, hayalî kurgulara gerçekliğin rengini veremezsiniz… Süreçler veya maddî sebepler ya da mekanizmalar denilen şeylerin ortaya çıkan neticeleri yapma kabiliyetinden yoksunlukları, başka haricî ve gerçek bir etki edici sebebi aratır ve o cahil, şuursuz, iradesiz maddelere ve hatta ortaya çıkan hadisenin sırf bir tarifi olmaktan başkaca maddî bir vücudu olmayan tabiat kanunlarına veya evrimsel süreçlere dayandırılması; elbette rastgelelik, kendiliğindenlik ve tesadüfîlikden başkaca bir anlam taşımayacaktır.

Canlılığa kaynaklık ettikleri ileri sürülen tabiat ve evrim kaynaklı tüm mekanizmaların da, özellikle ilk defa meydana getirecekleri bir oluşumu önceden bilerek, planlayarak ve yapmayı tercih ederek çalışma özellikleri olmadığından, rastgele ve tesadüfe dayalı olarak çalıştıklarının kabulü şarttır.

Ayrıca bu noktada istisnasız kabul edilmesi gereken bir ön şart daha vardır: Oluşum imkânının hesaplanmasında, mutlaka matematiksel ihtimal hesapları kullanılacaktır ve bunun sonuçlarına riayet edilecektir. Evet, ön kabul yok demiştik, fakat bu gereklilik gayet net olduğu için, bu noktada başka hiçbir noktada olmadığımız kadar ısrarcıyız. Çünkü eşyanın oluşumunu tabiata ve maddî sebeplere dayandırmak, kendiliğindenliği ve tesadüfü kabul etmeyi, tesadüfü kabul etmek plansızlığı, plansızlığı ve rastgeleliği kabul etmek ise, matematiksel ihtimal hesaplarının kullanılmasını ve sonuçlarına uymayı gerektirir. Buna uymamak ise, açıkça samimiyetsizliği gösterir. Biz bilim yapmaya çalışıyoruz. Bir şeyleri anlamaya çalışıyoruz. Meselemizi mantıkî temellere oturtup, mantıkî ve doğru çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz. Bu nedenle mantıksızlığa tahammülümüz yok. Yoksa fikirlere elbette var.

Eşyada meydana gelen oluşumların şansa bağlı olarak veya pratikte aynı manayı ifade eden şuursuz evrimsel mekanizmalarla vücuda geldiğini çekinmeden ve rahatça iddia eden ateizm taraftarları, bu oluşumların meydana gelebilmesi için gerekli oluşum şartları üzerinden hesaplanan ve tesadüfe dayanan ihtimal hesaplarının muazzam sonuçlarına kolayca yüz çevirebilmekte ve ortaya çıkan çok ciddî bilimsel tespitlere ilgisiz kalabilmektedirler. Böyle bir lükslerinin olmadığını ifade etmek isteriz. Öne çıkartılan bir bilimsel modeli hararetle savunmak fakat modelin kabul edilmesi hâlinde ortaya çıkacak somut sonuçları yok saymak ve modelin gerektirdiği içinden çıkılmaz derecedeki zor durumlara kayıtsız kalmak ve göz kapamak, en hafif tabiriyle tutarsızlıktır ve bilimsel ciddiyetten uzak bir tavırdır. Bu tavra müsaade etmeyeceğimizi ve bu manada müsamahalı olmadığımızı söylüyoruz. Bunu da bilime inanan herkesin anlayışla karşılayacağını düşünüyoruz.

Bununla birlikte ateist ve tabiatçı görüşe sahip oldukları halde, tabiattaki “Sabit (kararlı) Yapı”nın ve “Hassas Denge”nin oluşabilme ihtimalleriyle ilgili hesaplama sonuçlarının ifade ettiği gerçeği açık yüreklilikle itiraf eden bilim adamları da çoktur. İleride kendilerinin çok değerli görüşlerine yer vereceğiz.

Şimdi aşağıdaki beş madde ile ilgili bilim adamları tarafından ortaya koyulan ihtimal hesaplarının şaşırtıcı ve akıl almaz sonuçlarını, çok ilgi çekici ve keyifli tespitler eşliğinde sizlerle paylaşacağız ve emin olun, matematiksel detaylar içinde sıkılmayacaksınız.

1- Bir Tek Protein Molekülünün Oluşma İhtimali.

2- Basit Bir Bakteride Bulunan 2000 Adet Proteinin Oluşma İhtimali.

3- Kâinatın Var Olma ve Varlığını Devam Ettirebilme İhtimali.

4- Kâinatın Şu Anki Şeklini Alabilmesi İhtimali.

5- Bize Hayat İmkânı Verecek Düzendeki Bir Kâinatın Oluşma İhtimali.

Bir Protein Molekülünün Oluşma İhtimali

  1. MADDE: Hücreyi oluşturan yüzlerce çeşit karmaşık protein molekülünden bir tanesinin oluşma ihtimaline bakalım. Proteinler, “amino asit” adı verilen daha küçük moleküllerin belli sayılarda ve çeşitlerde özel bir sırayla dizilmelerinden oluşan dev moleküllerdir. Bu moleküller, canlı hücrelerinin yapıtaşlarını oluştururlar. En basitleri yaklaşık 50 amino asitten oluşan proteinlerin, binlerce amino asitten oluşan çeşitleri de vardır. Bileşiminde 288 amino asit bulunan ve 12 farklı amino asit türünden oluşan ortalama büyüklükteki bir protein molekülünün içerdiği amino asitler 10300 farklı biçimde dizilebilir. (Bu, 1 rakamının sağına 300 tane sıfır gelmesiyle oluşan astronomik bir sayıdır.) Ancak bu dizilimlerden yalnızca bir tanesi söz konusu proteini oluşturur. Geriye kalan tüm dizilimler hiçbir işe yaramayan, hatta kimi zaman canlılar için zararlı bile olabilecek anlamsız amino asit zincirleridir. Bir tane protein molekülünün tesadüfen meydana gelme ihtimali 10300‘de bir tek ihtimaldir. Bu ihtimalin pratikte gerçekleşmesi ise imkânsız kabul edilebilir. (Matematikte 1050‘de 1’den küçük ihtimaller “sıfır ihtimal” kabul edilirler.)

Kâinatın 15 milyar yıl kabul edilen ömründe geçen saniye sayısı 1018’dir. Tüm kâinattaki proton, nötron, elektron ve fotonların sayısı 1090’dan küçüktür. Öyleyse her saniyede bu 1090 parçacık bir deneme bile yapsa şimdiye kadar yapabilecekleri deneme sayısı 1018 x 1090 = 10108 olur. En hızlı tepkime sayısı saniyede 500 milyardır. Biz bunu 1 trilyon olarak ele alalım. Yani 1012. Her parçacık saniyede 1 trilyon deneme yapsa yapılabilecek en fazla deneme sayısı şimdiye kadar 10108x1012 = 10120 deneme (Bu bütün parçacıkların şimdiye kadar yapabileceği deneme sayısıdır). Tüm kâinattaki maddeler, kâinatın bütün ömrünü kullanarak sadece 10120 deneme yapabilirler. Hâlbuki orta büyüklükte bir proteinin doğru olarak oluşturulma ihtimali için gereken deneme sayısı 10300’dür. Bu ise tüm denemenin neredeyse 10180 katına eşittir. 10120, muazzam bir sayı olmasına rağmen yine de 10300’den inanılmaz derecede küçük bir sayıdır. Bu ne anlam ifade ediyor biliyor musunuz? Hiç matematik bilmenize gerek yok. Bu demektir ki, bütün kâinat işini bırakıp bir protein üretmeye kalksa, yine de doğru neticeye isabet etmek için yeterli sayıda zaman ve madde parçacığı yoktur! Hâlbuki insan vücudundaki hücreler, 200.000 çeşit protein üretmektedirler. Hem de bu üretim, 7 milyar insanın her birinde bulunan 100 trilyon hücrede sürekli devam etmektedir. Aklınız alıyor mu bunu? Aklınızı zorlayacağımızı söylemiştik ama inanın bu daha hiçbir şey.

Bu akıl almaz sonuç; bir DNA, hücre veya bir canlının tamamı için gerekli sürenin hesaplanamayacak kadar büyük olduğunu gösteriyor. Darwin zamanında canlı hücre, içi su dolu bir torbadan ibaret, basit bir yapı zannediliyordu. Bilim adamları, hücrenin kompleks yapısından ve DNA’nın varlığından haberdar değillerdi. Yaşamın devamını mümkün kılan ve her biri mükemmel birer tasarımın eseri olan moleküler mekanizmalar tanınmıyordu. Hâlbuki bilimin geldiği son noktada, bu kadar karmaşık yapıların hâlâ tesadüfle çalışan şuursuz evrim mekanizmalarıyla yapıldığı iddia edilebiliyor. Hayalî bir kurgu, bilimsel bir gerçek olarak takdim edilebiliyor.

Bu hesaplama sonuçlarıyla ilgili ilginç bir nokta da, hiçbir Evrim Teorisi taraftarı bilim adamının bu sonuçları inkâr etmeye cesaret edememesi ve etmemesi ama hâlâ tesadüfte ısrar etmesi ve yaratıcıyı konu dışı bırakması. Hesaplama sonuçları ve rakamlar çok önemli değil. Sonuçlar birbirinden farklılık arz edebilir. Birçok bilim adamı böyle hesaplamalar yapıyor. Burada görmemiz gereken şey şu: Bu iş tesadüfen ve kendiliğinden olacak gibi değil! Bunu görmemiz gerekiyor. Şu anda söyleyeceğimiz cümleyi rahatlıkla ifade edebileceğimizi ve bunun bilimsel gerçekliğe aykırı bir cümle olmayacağını düşünüyoruz. Aynı cümleyi en tepe noktadaki ateist bilim adamları da söylüyorlar. Hem de aynı ifadelerle. O cümle şudur: “Görülüyor ki, bizler gerçekten de mucizeler diyarında yaşıyoruz.”

Richard Dawkins bunu söylüyor zaten ve diyor ki: “Ben bu kâinata girdiğim zaman âdeta dinî bir his gibi hürmet ve hayranlık hissiyle bakıyorum kâinata.” Bu insan ateist ama aynı duyguyu paylaşıyoruz. Aynı arayış tabanını paylaşıyoruz. Aslında çalışma alanımız ve sahamız aynı. Sadece yorum farklılığımız var.

Evrim Teorisi taraftarı bilim adamı Harold Blum, “Bilinen en küçük proteinlerin bile rastlantısal olarak meydana gelmesi, tümüyle imkânsız gözükmektedir” demektedir. (W. R. Bird, The Origin of Species Revisited. Nashville: Thomas Nelson Co., 1991, s. 304) Tek bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimalinin ne kadar imkânsız olduğu, Evrim Teorisi taraftarı diğer bir profesör tarafından da söylenmektedir: “Özünde bir Sitokrom-C proteininin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O zaman birinci varsayımı irdelemek gerekir. (Bizim ara notumuz: Bununla şu denilmek isteniyor: Birinci varsayımın üzerinde duracaksınız. Kendinizi ona mecbur göreceksiniz. İmkânsız da olsa onun olmasına çalışacaksınız.) Sitokrom-C’nin belli bir aminoasit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır…” (Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984, s. 64.)

Öyle görülüyor ki, (biz buradan bu sonucu çıkartıyoruz) bir yaratıcı düşüncesini kabul etmek istemeyen bilim adamları, “sırf doğaüstü güçleri kabul etmemek”, yani Allah’ın yaratımını kabul etmemek için imkânsız olanı tercih ettiklerini, yani baştan bir önyargıya sahip olduklarını kendileri de itiraf ve kabul ediyorlar. O yüzden bizim bu ifadelerimize hiçbir ateist veya Evrim Teorisi taraftarı arkadaşımızın itirazının olmaması gerekir.  Bu düşünceye sahip olanlarla insaniyet ve hakikati arama noktasında dostluğumuz bulunduğunu ve onlara şahsen düşman olmadığımızı, aynı arayış tabanında farklı fikirleri paylaştığımızı, farklı yorumlar getirdiğimizi, farklılığımızın sadece bu olduğunu, onlarla diyalog içinde olduğumuzu ve olmaktan da memnuniyet duyacağımızı söylemek isteriz.

Evrim Teorisi taraftarları, moleküler evrimin çok uzun bir zaman sürdüğünü ve bu zamanın imkânsız olanı mümkün hale getirdiğini iddia ederler. Oysa ne kadar uzun bir zaman verilirse verilsin, amino asitlerin rastlantısal olarak protein oluşturmaları imkânsızdır. Amerikalı jeolog William Stokes, Essentials of Earth History (Dünya Tarihinin Kökenleri) adlı kitabında bu gerçeği kabul ederken “Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca gezegenin yüzeyi gerekli amino asitleri içeren sulu bir konsantre tabakayla dolu olsaydı bile yine (protein) oluşamazdı” diye yazar. (W. R. Bird, The Origin of Species Revisited. Nashville: Thomas Nelson Co., 1991, s. 305) Bu nasıl şaşırtıcı bir bilgidir? Biz tasavvur etmekte gerçekten güçlük çekiyoruz.

Ayrıca şunu söylemek istiyoruz: Burada fark edilmesi gereken çok enteresan bir nokta var. Bu ihtimal hesapları tek boyutludur, sanki durağan bir madde vardır elinizde ve bunun şeklini, dizilimini oluşturmaya çalışırsınız. Şimdi bakınız, bu kâinat durağan değil. Durmuyor, yenileniyor. Sürekli yeni oluşumlar ortaya çıkıyor. Yani bu ihtimal hesapları bir kere yapılmış bitmiş ve öylece duran, donuk ve durdurulmuş bir kâinat görüntüsü için hesaplanmış sonuçlardır. Hâlbuki bu kâinat durmuyor, sürekli eskisi gidiyor, devamlı yenisi geliyor. Bunu düşündüğünüz zaman olay aklınızın alamayacağı kadar imkânsız hâle geliyor. Ayrıca bu hesaplamaların, canlılığın sadece fiziksel oluşumunu açıklamak için kullanılabilirliğini hesaba katmanız gereklidir. Tüm bu gerçeklere ek olarak, büyük patlamayla ortaya çıkan, yani yıldız tozundan ve ışık partiküllerinden oluşan cansız bir maddenin nasıl olup da canlanabildiğini, gülebildiğini, konuşabildiğini, düşünebildiğini ve bir bilinç sahibi olabildiğini tasavvur ettiğinizde ortaya çıkan gizemli tabloyu tesadüfle, tabiatla, kendi kendine oluşmakla veya bu üç unsura dayalı olarak çalışan evrim kaynaklı mekanizmalarla nasıl açıklayabilirsiniz? Bu çok önemli bir noktadır.

  1. MADDE: Basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin rastlantısal olarak meydana gelme ihtimali ise, New York Üniversitesi kimya profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro tarafından hesaplanmıştır. Şimdi lütfen insan hücresinde yaklaşık 200.000 çeşit protein olduğunu zihninizde tutun ve olaya öyle bakın. Sadece bakteri üzerinden düşünmeyin. Basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteininin ise, tesadüfen oluşabilme ihtimali için elde edilen rakam, 1040.000‘de 1 ihtimaldir. (Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation of Life on Earth, New York, Summit Books, 1986. s.127) Şimdi bu sayıya ulaşmak için, birinci maddedeki gibi 1’in yanına 300 değil de, bu sefer 40000 tane sıfır koyacağız. “Şaka yapıyor olmalısın!” diyorsunuz değil mi? Bakınız, biz merak ettik ve Times New Roman 12 punto büyüklüğünde bir sayfada, 1 sayısının yanını sürekli sıfırlarla doldurduk. A4 kâğıdından kaç sayfa oldu biliyor musunuz? 13.sayfaya taştı! 1040.000‘de 1 ihtimal! Bu nasıl akıl almaz bir sayıdır?

Cardiff Üniversitesi’nden, Uygulamalı Matematik ve Astronomi Profesörü Chandra Wickramasinghe bu sayı karşısında şu yorumu yapar:

“Bu sayı (1040.000) Darwin’i ve tüm Evrim Teorisi’ni sonsuza kadar gömmeye yeterlidir. Bu gezegenin ya da bir başkasının üzerinde hiçbir zaman (hayatın doğabileceği) bir ilkel protein çorbası olmamıştır ve yaşamın başlangıcı rastlantısal olarak gerçekleşemeyeceğine göre, amaçlı bir aklın ürünü olmalıdır.” (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, s. 148) Demek ki, mesele bilimsel verilerin nasıl yorumlandığı veya nasıl yorumlanmak istendiğidir. Sir Fred Hoyle ise, tüm bu sayılar karşısında şöyle demektedir: “Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir.” (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, s. 130.)

“Bir Protein Molekülünün Oluşma İhtimali” Eğitim Programı Ders Videosu:

(Yazımıza ait bölüm, videonun 00.00-26.42 dakika/saniye arasındaki kısımdır)

https://youtu.be/jW-uWrz3JhM

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin