Bizde Îmân Var mı?

   Fahr-i Kâinat peygamberimiz Hz. Muhammed (asm )“Kalbinde îmândan zerre miskal olan kimse Cehennem’den çıkar!”1 buyurmuştur. Peki, bizde zerre miskal de olsa îmân var mı? Gerçekten îmânlı olup olmadığımızı nasıl anlayacağız?  Hâlbuki sıradan bir adam da bir veli gibi “Allah’a iman ediyorum.” der.

   Evet, hepimiz Allah’ı biliriz. “Allah vardır. Birdir ve inanıyorum.” deriz. Peki, sadece bunu demekle gerçekten îmân etmiş oluyor muyuz? Sarsılmaz tahkiki bir îmâna sahip oluyor muyuz? Ya da aklımızı şüphelerden kalbimizi vesveselerden izale edebiliyor muyuz? Tabii ki hayır! Çünkü Allah’ı tam ma’nasıyla tanımıyoruz,  bilmiyoruz.

   Allah’ı bilmek sadece Allah birdir, ona inanıyorum demekle olmaz! Allah’ı bilmek bütün zâtî ve subûti sıfatlarını ve esmâsını bilmek ve ilmine, iradesine, kudretine ve kâinatı ihata eden rubûbiyyetine îmân etmektir. Mesela saçımızın uzamasından tırnağımızın uzamasına kadar, gözümüzün görmesinden göz kapaklarımızın açılıp kapanmasına kadar, şu an oksijen soluyup karbondioksit olarak dışarı atılmasına kadar, vücudumuzdaki milyonlarca hücrenin ölmesinden yeniden diriltilmesine kadar, canlıların rızıklarının şaşırılmadan karıştırılmadan vaktinde eksiksiz verilmesine kadar ne kadar şey varsa bunların hepsinin Allah’ın gücü, kudreti, ilmi, iradesi ve rubûbiyyeti tarafından ihâta edildiğini bilmektir ve îmân etmektir. Yani ‘Allah’ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rubûbiyyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî her şey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve irâdesiyle olduğuna kat’î îmân etmek ve mülkünde hiçbir şerîki olmadığına ve lâ ilâhe illâllah kelime-i kudsiyyesine, hakikatlerine îmân etmek, kalben tasdik etmekle olur.’2 Yoksa bir Allah var diyerek tam ma’nasıyla îmân etmiş olmuyoruz.

   Hem bir Allah var deyip Allah’ın bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, Allah’ın kabza-i tasarrufunda olan her şeye “Tabiat yapıyor; kendi kendine oluyor; yumurtayı tavuk, sütü koyun, elmayı ağaç veriyor; elmadaki rengi güneş veriyor.” gibi şeyler demek Allah’a hadsiz şerikler hükmünde esbabı merci’ tanımak demektir. Bu da ne yazık ki bunu diyen kişinin îmânının gerçek olmadığını, îmân hakikatinden uzak kaldığını gösterir.

   Hem Allah’ın her şeyin yanında hâzır ve nâzır olduğunu, mekândan münezzeh olduğunu, iradesini, ilmini bilmemek ve O’nun şiddetli emirlerini tanımamak, sıfatlarını bilmemek; gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek elbette hiçbir cihette bu kimsede Allah’a iman hakikatinin olmadığını gösterir3. Yoksa Allah muhafaza ‘belki küfr-ü mutlaktaki manevi cehennemin dünyevi tazibinden kendini bir derece teselliye almak için’ 4 bir Allah var, Allah’a iman ettim sözlerini söylemiş olur.

   “Peki, ama nasıl böyle olur?” diye soracak olursak. Çünkü inkâr etmemek başkadır, îmân etmek ve kalben tasdik etmek bütün bütün başkadır. Evet, mezkûr ifadelerden sonra anlıyoruz ki Allah’a îmân etmek ‘Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın ders verdiği gibi, o Hâlık’ı sıfatlarıyla, isimleriyle, umum kâinatın şahadetine istinaden, kalben tasdik etmek ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.’5

   Rabbim bizleri; zâtını, rubûbiyyetini bütün sıfat ve esmâsıyla bildikten sonra kat’i iman edip tahkiki îmâna ulaşan ve îmânını muhafaza edip îmânla kabre giren kullarında eylesin. Âmîn, âmîn, âmîn.

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Twitter: @SaidYuksekdag

DİPNOT:

1) Tirmizî, Sıfâtü Cehennem 10. Başka yerlerde ise “Lâ ilâhe illallah’ diyen ve kalbinde bir buğday tanesi kadar hayır olan kimse Cehennem’den çıkar; Lâ ilâhe illallah’ diyen ve kalbinde zerre ölçüsünde bir hayır olan kimse Cehennem’den çıkar!” şeklinde yer almaktadır. Bkz. Buhârî, Îmân 33, Tevhîd 19

2) Emirdağ Lâhikâsı, Said Nursî, Shf:348, Yeni Asya Neşriyat, Aralık, 2013

3)A.g.e., Shf:349

4) A.g.e., Shf:349

4) A.g.e., Shf:349

Sende yorum yazabilirsin