Kategori arşivi: Günlük Paylaşımlar

Bir Yumurta Nasıl Paketlenir?

Bir yumurta hiçbir zaman elimize paketlenmeden ulaşmaz.

Yirmi dört saatlik bir üretim faaliyetinin neticesi olan bu leziz nimet, mutfağımıza kadar güvenle ulaşabilmesi için son derece dikkatle planlanmış bir ambalaj içinde bize sunulur.

Yumurta kabuğu deyip geçmeyin.  Kırıp çöp sepetine attığımız bu mükemmel ambalaj, mimarisi ve estetiğiyle akılları hayrete düşüren bir sağlamlık, pratiklik ve geometri şaheseridir.

Yumurtanın sarısı ve akı, tavuk vücudunda ayrı ayrı yerlerde imal edilir. Sonra bu mamul yaklaşık on altı saat süren bir işlemle ambalajlanır.

Önce yumurtanın şekline bir bakın. Parmaklarınızla iki ucundan ne kadar kuvvetle bastırsanız, kırılmadığını göreceksiniz. Bu sağlamlığın yanında pürüzsüz ve kusursuz bir şekli de vardır. Normalde çok iyi bir kalıba ve tezgaha ihtiyaç duyan böyle bir eser, içinde hiçbir kalıp bulunmayan tavuk vesilesiyle bize sunulmaktadır.

Yumurtayı paketlemekle görevli olan bez, tavuğun vücudundaki bütün kalsiyum ve karbonat iyotlarını çekecek şekilde düzenlenmiştir.  Öyle ki, tavuğun besininde kalsiyum eksildiği zaman, kabuğun hammaddesi olarak tavuk, kendi kemiklerini kullanır.

Öyle bir fabrika düşünün ki, tavuk kanı gibi pek de iştah açıcı olmayan bir maddeden hem yumurta sarısını hem yumurta akını hem de kabuğunu ayrı ayrı çıkarsın ve beş-on santimlik bir üretim şeridi içinde bütün bu işleri tek tek gerçekleştirdikten sonra kan ve dışkı gibi iki pisliğin içinden yumurta gibi tertemiz ve faydalı bir gıda üretsin. Bir şeyden her şeyi yapan bir ilim ve kudretin sahibinden başka bu fiile mührünü basabilecek kim var?

Modern teknoloji tavuğun besininden veya kanından yumurta yapabilecek bir fabrikayı kuramadı. Olmaz ya, eğer kurmuş olsaydı bugün bir yumurtayı on beş kuruşa değil, yüzlerce liraya yiyemezdik.

İnsan yediği şeylere bir baksın.” (Abese Sûresi, 24)

Her yumurta kırışınızda, kabuğu atmadan önce ona uzun uzun bakın.

Size bu nimeti böyle mükemmel bir ambalaj içinde göndereni düşünün. O’nun adını anın, afiyetle yiyin ve O’na(C.C) şükredin.

Mustafa Y. Nutku

www.NurNet.Org

Kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe..

Günün Ayet-i Kerime meali…

Bismillahirrahmanirrahim

Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.

[Bakara Suresi 83. Ayet]

……….

Günün Hadis-i Şerif’i…

Bismillahirrahmanirrahim

Peygamber Efendimiz (A.S.M) buyurdu ki:

Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek, imana eremez.

(Buhari, İman 6)

.…….

Risale-i Nur’dan;

Biz Kur’an Şakirtleri olan Müslümanlar, bürhana(delillere) tabî oluyoruz, akıl ve fikir ve kalbimizle hakaik-ı îmaniyeye(iman hakikatlerine) giriyoruz.

Başka dinlerin bazı efradları(fertleri) gibi ruhbanları taklit için bürhanı(delilleri ve aklı) bırakmıyoruz.

Onun için, akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde(gelecekte), elbette bürhan-ı aklîye istinad eden(dayanan) ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur’an hükmedecek.

(Hutbe-i Şamiye’den)

…….

Cevşen’den ;

34.
Ey bağışlamada kerem ve lütfu bol olan
Ey büyük iyilik ve nimet sahibi olan,
Ey hayrı çok olan,
Ey fazlı- ihsanı kadim ve ezeli olan,
Ey lütfu ebedi olan,
Ey san’atı latif ve güzel olan,
Ey sıkıntıyı gideren,
Ey bela ve zorluklara son veren,
Ey (varlık) mülkünün sahibi,
Ey hak ve hakikat üzere hüküm veren!
Münezzehsin sen,

Ey kendisinden başka bir ilah olmayan…
Kurtar bizi ateşten ey Rabb’im!

Dumlupınar Denizaltısı Faciası

4 Nisan 1953’de, NATO deniz tatbikatından avdet etmekte olan Dumlupınar adlı denizaltı gemimiz, gece saat 02.08’de Çanakkale Boğazı’na girdikten sonra, Nara burnu açıklarında su üstünde seyrederken, karşı istikametten İstanbul’dan gelmekte olan İsveç bandıralı Naboland ismindeki şileple çarpışarak batmıştı.

Aldığı mühim yara sebebiyle 3-4 dakika içinde sulara gömülen Dumlupınar’ın, üstünde oldukları için kurtulmak imkanı bulan 5 kişinin haricindeki 81 kişilik mürettebatı, bütün gayretlere rağmen kurtarılamamıştı. Kazayı takip eden iki gün bütün Türkiye, 90 metre derinlikteki çok akıntılı suların içinde kayalara oturan Dumlupınar denizaltımızı kurtarma teşebbüslerine ait faaliyetler ile, fevkalâde bir merak ve alâka hissi ile meşgul olmuştu.

Dumlupınar kelimesi böylece, Çanakkale Boğazında senelerce evvel meydana gelen bir denizaltı faciasının ismi halinde o günlerin heyecanını yaşayanların hâfızalarına nakşolurken, o kazada kurtarılamayan 81 denizcimizin aile ve dostlarının yaşlı gözlerinin her biri, bu hadisenin elemiyle birer dumlu-pınar (gözyaşlı pınar) olmuştu.

Bu dünya dâr-ül hikmettir. Dumlupınar denizaltımızın 81 mürettebatı ile Çanakkale Boğazı’nın 90 metre derinliğindeki akıntılı sulara batması ve ne kendisinin ne de içindeki denizcilerimizin kurtarılamaması hadisesinin de, insanlara manevî ders ve ibret mevzuu olacak çok hikmetleri bulunabilir.

Bu unutulması güç hadisenin hatırlanması, hikmetleri olabileceğinin düşünülmesi ve hikmetlerinin araştırılması, bizi hemen Hazret-i Yunus Aleyhisselam’ın Kur’anda bahsedilen kıssa-i meşhuresi ile mukayeseye sevk ediyor.

Hazret-i Yunus Aleyhisselam denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı, gece dağdağalı, karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette… Sebepler tamamen sukut etmiş. Bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine ona hiç faydaları olamazdı. Demek sebeblerin tesiri yok! Hazret-i Yunus Aleyhisselam, o halde Müsebbib-ül-Esbabtan başka bir melce olamadığını ayn-el yakin görüp O’na münâcaatta bulunmuş. Bu münâcaatı ona süratle vasıta-i necat olmuş.

Dumlupınar denizaltımızın içindekilerle beraber bir daha su yüzüne çıkmamak üzere batması hadisesinin hâfızalardan yıllardır silinmeyen izlerinin mahiyetinde, kendimizi sanki sahil-i selamette görüp, batan denizaltıda şehîd olanlara acımak manası hissediliyor.

Hakikatte ise, gaflet ve dalalet denizlerinin mâneviyat alemimizdeki karanlığından, dehşetinden ve korkulu dalgalarından habersiz, ebedî hayatımızın mahvına çalışan heva-yı nefsimizin esiri olmak, Dumlupınar gibi bir denizaltının içinde Çanakkale Boğazı’nın derin sularına batıp boğulmuş olmaktan binlerce defa daha tehlikeli bir haldir!…

Allah’tan bize bu meseleyi böyle anlamayı ve bu anlayışın icabına göre yaşamayı mümkün kılacak şuurlu bir iman talep edelim.

Mustafa Y. NUTKU

www.NurNet.Org

Kıyamet Günü Nebilerin ve Şehitlerin Gıpta Edeceği Kimseler

Resûlullah(a.s.v) buyurdular ki: “Allah’ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir, ne şehitlerdir. Üstelik Kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler.

Orada bulunanlar sordu: Ey Allah’ın Resulü! Onlar kim, bize haber ver!

Onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah’ın ruhu Kur’an adına birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken, onlar üzülmezler.” (Ebû Dâvud, Büyû 78)

Ve şu ayeti okudu: “Haberiniz olsun.. Allah’ın dostları var ya! Onlara ne korku var, ne de onlar üzülecekler.” (Yunus 62)

Yine Bir gün Efendimiz (s.a.v), Ebu Zerr-i Gıfari (R.A.)’e buyurdular ki: “Ya Eba Zerr ALLAH güzeldir, güzeli sever. Benim niçin gamlandığımı, ne düşündüğümü ve neyi özlediğimi biliyor musunuz, ya Eba Zerr?

Oradakiler: “Bilmiyoruz ya Resulallah, Gamını ve düşünceni bize haber ver” dediler.

Resulullah (a.s) bir “Aaah!” çekerek şöyle dedi: “İştiyakım benden sonraki ihvanıma kavuşmak içindir. Onların durumları enbiyaların durumları gibidir. Onlar şühedaların menzilesindedirler. Babalarından ve kardeşlerinden sadece ALLAHÛ Teala’nın rızasını kazanmak için ayrı düşerler. Malı ALLAH için terk ederler. Nefislerini tevazu ile hor hakir ederler. Şehevata ve dünya füzuliyyatına rağbet etmezler. ALLAH’ın beytlerinden bir beytde Muhabbetullah’dan dolayı mahrum ve mahzun olarak toplanırlar, kalblerini ALLAH’a verirler. Ruhları ALLAH’a bağlı, onları bilmek ALLAH’a ait. Onların birinin hastalanması bir sene ibadetten efdal olur.

Eğer istersen anlatayım ya Eba Zerr?

-İsterim ya Resulallah.

Onlardan birisi öldüğü zaman ALLAH indindeki şereflerinden dolayı semada ölenler gibidirler.

Eğer istersen daha anlatayım ya Eba Zerr?

-İsterim ya Resulallah.

Onlardan birisi elbisesindeki bir böcekten müteezzi olduğu vakit ona ALLAH indinde yetmiş hacc ve gazve ecri ve İsmail zürriyyetinden kırk köle azad etmiş sevabı verilir, onlardan da her birisi on iki bin kişiye muadildir.

Eğer istersen daha ziyade edeyim ya Eba Zerr?

-Evet, ya Resulallah.

Onlardan birisi ehlini hatırlayıp da gamlandığı vakit her bir nefesine bir derece yazılır.”

Eğer istersen daha anlatayım ya Eba Zerr?

-Evet, ya Resulallah.

Onlardan birisinin arkadaşları arasında iki rek’at namaz kılması, Nuh (a.s.)’ın Cebel-i Lübnan da, bin yıl ibadet ettiği gibi ibadet eden bir adamın ibadetinden daha efdaldir.

İstersen daha ziyade edeyim ya Eba Zerr?

-İsterim ya Resulallah.

Onlardan birisinin tesbihi kıyamet gününde bütün dünya dağları kadar altın tasadduk edip de gelen bir kimsenin ecrinden daha fazladır.

İstersen daha sayayım ya Eba Zerr?

-Evet, ya Resulallah dedim. Mefhar-i Mevcudat Efendimiz(s.a.v) saymaya devam etti:

Onlardan birine bir kere nazar etmen, ALLAH indinde Beytullah’a nazar etmenden daha sevimlidir, ona nazar eden ALLAH’a nazar etmiş gibidir. Onun sevindirdiği kimse ALLAH’ın sevindirdiği bir kimse gibidir. Ona it’am eden, ALLAH’ı it’am etmiş gibidir.

İstersen anlatayım ya Eba Zerr?

-Evet, ya Resulullah.

Onların yanına, günahlarda ısrar ede ede hantallaşmış bir topluluk oturunca, ALLAH onları nazar-ı rahmeti ile nazar edip, günahlarını onların hürmetine afv etmeden kalkmazlar.”

Ya Eba Zerr! Onların gülmeleri ibadettir, şakalaşmaları tesbihtir, uykuları sadakadır.  ALLAH onlara her gün yetmiş kerre nazar eder. Ben bunlara müştakım ya Eba Zerr.

Resulullah(s.a.v) bitkin bir şekilde saçlarını düzeltti, sonra başını kaldırdı, ağlıyordu. Gözyaşları gözlerinden inci daneleri gibi dökülüyordu. Bir kere daha “ALLAH” diyerek “Onlara müştakım, onlara kavuşmak istiyorum” sonra Nebi Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurdu: “ALLAH’ım! Onları muhafaza et, muhaliflerine karşı onlara yardım et, kıyamette gözümü onlarla nurlandır.”

Hadislerin Kaynakları için ayrıca bakınız:

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/649/bazi-hadislerde-kiyamet-gunu-nebilerin-ve-sehidlerin-gibta-edecegi-kimseler-den-soz-edilir-bunlarin-ozellikleri-nelerdir.html

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/5168/nebiler-ve-sehidlerin-gibta-ettigi-kimseler.html

Nûr-u Aynım, Zübde-i Hayatım

Efendimiz (ASM)dan sonra..

Âhir zamanın da ahiri..

Nuru tutan az, zulmette kalmış çok, zulmetten ayılmaya çalışanın da tonla imtihanı olduğu, akşamla yatsı arası bir alaca karanlık kuşağı..

Kim bize nuru hakkıyla gösterecek, incitmeden, kırmadan, sırf yaparak, yıkmadan; kim yaralarımızı saracak, görmeyen gözümüze göz, işlemeyen aklımıza tefekkür, hissetmeyen kalbimize marifetullahın heyecanını verecek…

Elhamdülillah, Risale-i Nur ehl-i imanın imdadına gönderilmiş, manevi bir halaskardır. Nur-u Muhammedî(ASM)’ın arzdan çekilmesiyle kıyamete yaklaşan şu yaşlı arzımıza son bir nevbahar yaşatan Nur-u Âzam sahibi Risale-i Nur, hem müceddid hem mürşid-i ekmeldir.

Sen’den (ASM) sonra..” derken Hz. Bilal (RA) gibi dayanamayıp ölecekken yegâne teselli ve kurtuluş ümidimizdir.

Üstadımız ve bütün tûllab-un nurdan Allah iki cihanda razı olsun. Bizleri de o nurlu zümreye dahil eylesin. Âmin.

Nabi

Nurnet.org