Cenaze töreninde alkış da olmaz, tekbir de

Ebedî hayata uğurlamanın da bir adabı vardır. O an, vefat eden insan için ebedî hayatın başlangıcıdır. Ama aynı zamanda geri kalanların ölümü hatırlaması adına önemli bir derstir. Peki ölünün ardından, cenaze töreninde yapılan bazı ritüeller ne kadar doğru? Cenazede slogan atmak, alkış tutmak, zılgıt çekmek, tekbir getirmek, parayla Kur’an okumak, tabut başında uzun konuşmalar yapmak dinen uygun mu?

Ölüm, perde perde hayatımızı saran, en beklenmedik anda karşımıza çıkan, bazen tenhada, bazen kalabalıkta bizi, sevdiklerimizi hayattan koparıp alandır. Ölüm “Sabredenleri müjdele. Onlar başlarına bir musibet gelince, ‘Biz hiç şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz’ derler.” ilahi fehvasına konu olan büyük vuslattır. Diyanet dergisinin son sayısında ebedi hayata uğurlama âdaplarını ele alan 32 sayfalık bir ek yayımlandı. Alanında uzman 8 kişi, “Cenaze merasimleri nasıl olmalı? Ölünün ardından sorumluluklarımız neler? Yas sürecinde yakınını kaybeden kişiye yardım ve yaklaşım nasıl olmalı?” gibi pek çok soruya cevap verdi.

Ölüyü övmek cahiliye âdetidir

Prof. Dr. Hayreddin Karaman: Ölü başında uzun boylu konuşmak, ölüyü övmek hem cahiliye âdetidir hem de ölünün teçhiz ve defininde acele davranma sünnetine aykırıdır. Helallik almak ve kısaca dua etmek uygundur. Cenazeyi defnettikten sonra bir müddet oradan ayrılmayıp dua ve istiğfar ile meşgul olmak da sünnettir.

Sükûnet içerisinde uğurlanmalı

Dr. Ekrem Keleş (Din İşleri Yüksek Kurulu): Cenazede alkış tutmak veya çeşitli etkenlerle cenaze merasimini bir protestoya dönüştürmek dinî bakımdan asla doğru değildir. İslam geleneğinde cenazenin sükuneti ile bağdaşmayacağı için tekbir getirmek bile uygun görülmemiş ve mekruh olarak kabul edilmiştir. Cenaze merasimleri ibadet yönü bulunan uygulamalardır. Bu merasimlerde müminler ölmüş kardeşlerine dua eder, ailesinin acısını paylaşır, ölümü hatırlar ve tefekkür eder. Cenaze merasimleri yaşayanlara yönelik ölümü hatırlatmak, ahireti düşünerek ibret almak gibi bir başka işlevi de vardır. Bu sebeple cenaze merasimlerinde alkış tutmak, ıslık çalmak, bağırıp çağırmak, yüksek sesle ağlamak, slogan atmak, zılgıt çekmek, tezahürat yapmak caiz olmaz.

Törenler, yas sürecini kısaltır

Prof. Dr. Kemal Sayar (Psikiyatrist): Cenaze törenleri öncelikle, ölenin yakınları için ölümü kabullenmeyi kolaylaştırır. Herhangi bir afetin, kazanın sonucu bedenine ulaşılamayan insanların ardından sembolik törenlerin yapılmasının bir sebebi de budur. İnsan kabul etmek istemez sevdiği bir insanın hayatından geri dönüşü imkânsız bir şekilde gitmesini ve inkâr eder. Cenaze töreni ile yasın ilk aşaması olan inkâr durumunda, ölenin yakınları emin olurlar ki geri dönüş yoktur. Böylelikle yas sürecini inkârdan diğer basamaklara geçerek tamamlamaları ve devam eden bir yasa dönüştürmemeleri daha kolay olur. Sevdiğimiz kişiyi toprağa vermekle bizim rehabilitasyonumuz da başlar.

Yetimlere destek olunmalı

Prof. Dr. Soner Gündüzöz: (Din İşleri Yüksek Kurulu): Taziye müddeti, acının katmerleşmesine engel olmak için 3 gün ile sınırlandırılmıştır. Ölünün ardından ücret karşılığı Kur’an okumak ve okutmak, cenazenin defininden sonra yapılan devir ve ıskat gibi uygulamalar, mezarlıkları ibadethane haline getirmek, ölülerden medet umarak kabir ve türbelerde mum yakmak ve çaput bağlamak bidattir.

Ölenin yakınlarına düşen birtakım sorumluluklar vardır. Ölenin borcu varsa onlar vârisleri olarak alacaklılara bunu geciktirmeden ödemeli. Bir kişi öldüğünde onun iyiliklerini anlatmak, onun ardından hayır duada bulunmak ve hakkında kötü söz söylememek gerekir. Ölenin ardında bıraktığı yetimlerin ümidini kırmamak, onlara manevî destek olmak, yaşama sevinci aşılamak, bununla da yetinmeyip onlardan ihtiyaç sahiplerine olabildiğince her türlü maddî desteği yapmak mümin olmanın şiarındandır.

Şeytanın ne yiyip, ne giyeceksin? sorularına aldanma

Prof. Dr. Kâmil Yılmaz (Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı): İnsanı her an dünyaya esir etmeye çalışan şeytanın, “Ne yiyeceksin, giyeceksin? Nerede barınacaksın?” şeklindeki şaşırtıcı sorularına kişi, “Ölüm yiyeceğim, kefen giyeceğim, kabri mesken tutup orada barınacağım” şeklinde radikal cevaplar verebilmelidir.

‘Yası bir an önce bitir, güçlü ol’ dememeli

Prof. Dr. Erol Göka (Psikiyatrist): Yas tutan insanın çevresinde bulunanlar, yası bir an önce bitirmesi gerektiği, güçlü bir insan olduğu, iradesini kullanması gibi gerekçelerle büyük değişim ve karar önerileri getirebiliyor. Oysa yapılması gereken, hayatıyla ilgili büyük kararların yas döneminde alınmaması, ertelenmesi önerilerinde bulunmaktır. Duygusal durum, sağlıklı hüküm verme sürecini bulandırabilir. Bu şartlar altında olumsuz ve uzun dönem etkileri olan kararlar alınabilir. Bunlardan kaçınılmalıdır. “Çok acı çekiyorsun, acını paylaşıyoruz, seninleyiz. Bu zor günler geçecektir. Ne istiyorsan yapmaya hazırız, şimdi hayati kararlar verme. Acın yatıştığında, kederin kararların üzerinde etkide bulunmadığında istediğin gibi plan yaparsın.” gibi ifadeler kullanılmalıdır.

Zeynep Kaçmaz / Zaman Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin