Derin Devlet Nedir?

Derin devlet herkesin kafasını kurcalayan önemli bir konu. Bu konunun gerçek tanımı yapmak çok zor olsa da, kimi devletin içinde ayrı bir devlet;  kimi Asker, MİT veya Emniyet;  kimi dış güç; kimisi de Osmanlı devletinin son yıllarında İttihat ve Terakki yönetimi tarafından kurulmuş gizli istihbarat ve askerî operasyon örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’dan kalmadır.  Doğrusu bir muamma!

Derin devlet kimler tarafından teşekkül ediliyorsa edilsin, bu örgütün asıl amacı devletin arkasında gizli bir beyin görevini yürütmek, devlet zaafa düşmeden önce önlem almaktır. Acaba bizdeki derin devlette böyle midir? Derin düşündüğümüzde, her nedense tersi akla geliyor. Yani devlet zaafa düştüğü zaman kurtarmaya çalışılıyor. Türkiye’nin en deneyimli siyasetçilerinden, eski Cumhur Başkanı Sayın Süleyman Demirel, bizdeki derin devlete “ halaskar gazi”  diyor. Sayın Demirel’in sahasına girmeyeyim. “halaskar gazi”den yola çıkılırsa, akla şu geliyor: Yani, derin devlet önce devleti zaafa uğratır, daha sonra da  “Ey devlet, dikkatli ol!” diyor. Bir misal ile konuyu açmak istiyorum: Yüksek bir tepenin başına çıkartılmış bir arabanın, freni gizliden biri patlatır, ondan sonra araba sahibine “frenin patlak, önünde uzun bir iniş, yolun sonunda da viraj var, haberin olsun, ha!..”  İşte “halaskar gazi” buna denir.

Bediüzzaman, gerek Türkiye’ye gerekse tüm dünya ülkelerine anarşinin yaymasına Fransız ihtilali sebep olduğunu şöyle ifade eder: “Evet, ihtilâl-i Fransevîde hürriyetperverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sosyalistlik ise bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir, bilâhare bolşevikliğe inkılâp etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette, ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek.”5.Şua,

Bin seneden beri ayni toprak üzerinde yaşamış, adeta et kemik gibi birbirlerine kaynaşmış, ayni Allah’a, ayni kitap’a, ayni kıble’ye, ayni dine mensup olan bu milletin içine nifak tohumu sokmakla meşgul olan dış güçler, sağ – sol; suni- alevi; Türk – Kürt gibi ayrışmalara ve isyanlara sebebiyet vermişler.

Keza, ABD 40 seneden beri Müslümanların yakasına yapışmış, içişlerine müdahale ederek binlerce insanların ölümüne neden olmuştur. İşte Afganistan, Irak, Lübnan, Libya, Suriye, Mısır vs. Kim bilir yarın hangi İslam devletine sıra gelecektir.  Birkaç varil petrol için değer mi, İnsanlık bu mudur? Ey Amerika! Artık, kirli elini bu mazlum halkın yakasından çek…

Son, Osmanlı döneminden bu yana, her fırsatta ülkemizi de rahatsız etmişler. İşte, 31 Mart 1909’de ittihatçılar; İngilizlerin oyununa gelerek Sultan Abdulhamid’i tahttan indirmeye teşebbüs edilmesi, 27 Mayıs 1960 darbesi; çok partili döneme geçişi hazmedemeyen CHP, laikliği koruma bahanesiyle darbeye gerekçe gösterilerek, hukuksuz mahkeme sonucunda Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu İmralı Adası’nda idam edilmiştir.

12 Mart 1971’ de ordu komutanları Demirel’e bir muhtıra verip, kardeş kavgası ve anarşinin engellenemediği gerekçe gösterilmiştir.

12 Eylül 1980 darbesi, askeri darbe ile yönetime el koyulmuş. 13 sıkıyönetim bölgesine, 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmış, Emniyet Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiş, birçok idamlar gerçekleştirilmiştir.

18 Haziran 1988’de Özal’a yapılan suikast girişimi, 17 Şubat 1993’te Eşref Bitlis’in helikopter kazası, 24 Mayıs 1993’te Bingöl Elazığ Karayolunda şehit edilen 33 asker, hepsi de aynı senaryo değil mi?

28 Şubat 1997’de, Refah-Yol Hükümeti döneminde MGK’dan çıkan kararları, merhum Necmettin Erbakan’ı imzalamaya zorlayan cuntacılar, parlamentoyu devre dışı bırakılarak, yasama organı tamamen MGK’nın eline geçirilerek hukuksuz işlemlerle zulüm yapılmıştır.

 İşte, 28 Şubatın bilânçosu:

1-Refah-Yol hükümeti düşürüldü.

2–8 yıllık kesintisiz eğitimle İHL’lerin orta kesimleri kapatıldı, üniversiteye yönelik sınırlamalarla lise kısımları işlevsiz hale getirildi.

3-Kamu kurum ve kuruluşlarında, üniversitelerde, imam-hatiplerde başörtüsü yasaklandı.

4-Kur’an kursları kapatıldı.

5-Devlet kadrolarında dindar memurlar tasfiye edildi.

6-Refah Partisi kapatıldı.

7-Parti yöneticileri, Refahlı belediye başkanları yargılandı, tutuklandı, siyaset yapmaları yasaklandı.

8-Vakıf ve dernekler üzerinde baskı kuruldu,

9-Anadolu sermayesine ambargo konuldu,

10-YAŞ kararlarıyla ailesi dindar, başörtülü olanlar ve içkili toplantılara katılmayan subaylar askeriyeden ihraç edildi.

11-Çok sayıda yazarlar ve gazeteciler gözaltına alındı, işkence ve tutuklamalar oldu.

Mart 2003’te balyoz darbesi: 1. Ordu Komutanlığı’nda AKP Hükümetini devirmek için hazırlandığı iddia edilen askeri darbe planı. Keza, 27 Nisan 2007 e-muhtıra, 17 Aralık 2013 Operasyonu vs… hepsi de darbe yapmaya birer bahane…

Sonuç: Darbe, ihtilal veya muhtıra; neyi yapmak istemişlerse hemen bir bahaneyi de bulmuşlar. Birkaç örnek vermek istiyorum, mesela: “1980 ihtilali için 30 Ağustos 1980’de Öğle saatleri. Yer Konya Orduevi. Vali Lütfi Tuncel ile Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler, Ordu Komutanı Org. Bedrettin Demirel’in konuğu. Keçeciler: Paşam bu anarşi nasıl önlenecek? Org. Demirel: Reis bey çok yakında önlenir, merak etme. Nasıl önlenir paşam? Önleyeceğiz… Nasıl önleneceğinin kurallarını da koyacağız… Yakında görürsünüz.

4 Eylül 1980’de Konya’da, Ordu Komutanlığı Karargâhı’nın karşısına dev bir afiş asılır:”Şeriat İslam’dır.” Org. Demirel, Belediye Başkanı Keçeciler’i arar: Bu afişi asacak başka yer kalmadı mı? Paşam, ben astırmadım. Derhal indiriyorum. Afiş indirilir ve afişi kimin astırdığı da bulunamaz.

Derin devletin deli kadrosu. 6 Eylül 1980’in İhtilal sebepleri arasında sayılan meşhur Konya mitinginin sabahında, Belediye Başkanı Keçeciler, şehri dolaşmaya çıkar. Ve kentin “kimseye zararı olmayan, halkın harçlık verdiği” delileriyle karşılaşır. Örneğin Deli Kazım, Deli İsmail. Esnafın “sabah erkenden dükkânıma uğrarsa işlerim rast gider” dediği Deli Mustafa. Yine zararsız delilerden “İbibik Selahattin.”40–50 deli.”Yeşil cüppeleri” giymişler, başlarında “yeşil sarık”, ayaklarında “çizme”, Konya sokaklarında “şeriat istiyorlar.”Keçeciler: Lan Mustafa, bu kılık kıyafet ne böyle?  Reis abi, reis abi bizi giydirdiler. Kim giydirdi?  Birileri giydiriverdi… İyi olmuş mu reis abi? Konyalı delileri “kimlerin giydirdiği” hiç öğrenilemedi. (Sabah: 1 Şubat 2007)

Rizgari, Kawa, Özgürlük yolu, DDKD, KUK ve Tekoşin gibi Kürt örgütlere karşı PKK’yi; daha sonra; PKK’ya karşı Hizbullah örgütü kullandırılmış ise de, her iki örgütte; karanlık güçlerden aldıkları desteği millete ve devlete karşı koz olarak kullanmışlar. Ey vah! “kaş yaparken göz çıkarma” misali…

Acıklı bir portre: Sene 1992, Batman’da, gündüz sat 12- 13 civarı, işlek bir caddede, bir kıraathanenin önünde, çarşaflı bir erkek, kirli yüzünü gizlemek için, sol eliyle çarşafın bir ucunu burnun üstünde tutmuş, sadece görünen hain bir göz, sağ ellinde namlusu çarşafın altına kadar uzanmış bir kalaşnikof… Duvar dibinde avını bekleyen adeta canavar bir avcı, kim bilir belki birkaç dakika sonra hangi evin ocağını söndürecek, hangi kadın dul, kaç çocuk yetim bırakacak, o hain… Bu cellâda müdahale yok, hem de çok rahat… Yirmi iki senedir, unutamadığım acı bir vahşet, halen gözümün önünde görünen bir canavar… Kim bilir, kimlere hizmet ediyordu, o canavar… İşte muamma bir derin devlet… Her halde bu millet derin ferasetiyle neyin ne olduğunu artık iyi anlamıştır. Geride kalan o karanlık günler; gelecek günlerimize ders olsun…

Rüstem GARZANLI/ Diyarbakır

08.05.2014

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin