Ders Kitapları Neden Yeniden Yazılmalı?

Bilindiği üzere halen okutulmakta olan ders kitaplarında varlık alemi bir yaradılış projesi ile değil materyalist bakış açısı ile tanımlanır ve bunun bunun ispatını yapma endişesi ile kaleme alınır. Varlıkların mevcudiyeti tesadüf, tabiat, evrim, gibi sahte fail ve sebeplere bağlanır. Böylece eşya ile Allahu Tealâ arasındaki etkileşim ve nedensellik bağları; zihin ve algıda kesilerek kopartılır.

Örneğin, biyoloji kitaplarında; “Karaciğer 300’den fazla kimyevî reaksiyonu yapar” derken, reaksiyonları yapanın “karaciğer” denilen bir et parçası olduğu ifade edilir. Ağaç elmanın yaratıcısı gibi gösterilir.

Bilim dünyamız idolojinin bilim yerine konulduğu bu hadise karşısında sessizdir. Eğitim dünyamızda hakim olan bu yaklaşım tarzının ne zaman etkisini kaybedeceği sorunsalı ise halen çözelebilmiş değil. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu güne değin bir proje sunmadığı bu konuyu 20. Asrın başından önce ülke gündemine taşıyan Bediüzzaman Said Nursi kendi geliştirdiği özgün projesinin adını Medresetüzzehra olarak belirlemiş ve bir vasiyet haline getirerek dar-ı bekaya irtihal etmişti.

Biz bu makalemizde hala sorgulanamayan Bediüzzaman’ın geliştirdiği projeden hareketle yukarıda dikkat çekmeye çakıştığımız bilimsel görünümlü ideolojik anlayışın perdesini kaldırmaya çalışacağız.

Bazı şeylerin eşit uzaklıkta orta noktası; yani gözlem yapıp, karar verebileceğimiz tarafsız bir orta noktası yoktur. Yani kâinat ve içindekileri ya “Rabbi var(mış)” gibi gözleyip, ifadelendireceğiz veya “yok(muş)” gibi. Bunun orta noktası; yani deney – gözlemlerimizin objektif ve olgusal ve nötr ifade biçimi yoktur!

“Eşyanın yaratıcısı var(mış)” önvarsayım / hipotezini reddettiği için, mecburen “yaratıcısı yok(muş)” ateist – materyalist – natüralist ve determinist tarafında yer alan Bilim anlayışı ile çoğu hakikatler gizlenmektedir. İnceleme konusu olarak “madde”yi seçen; yani daha başlangıçta amaç ve tanım ve yöntem olarak “ben sadece madde’yi inceleyeceğim” diyen   bilim anlayışı ile çok hakikatler gölgelenmekte ve görünmemektedir.. Varlık ve faâliyetlerin telâffuz ve anlamını tercüme edemeyen,  yada yanlış ve eksik  gören; varlığa tek boyutta bakan bu  anlayışla birçok bilimsel gerçek gizlenmektedir.

Bilimsellik iddiasında bulunan bu anlayış asılsız iddialarını doğru göstermek için; eşyayı ilahi gerçeklikten bağımsız ve kopukmuş gibi anlatır. Başlangıçtaki bu “önvarsayım”, “varsayıma” ve son aşamada da “inanç esası”na döner! Bu inanç esası da,  esasen bilime değil batıl bir yaşam felsefesine dayanır. Kainatın varlık ve işleyişi için ilahi iradeye ihtiyaç olmadığını savunur; bu iki olguyu sebeplere bağlar. Kısaca “ateist – materyalist – determinist ve natüralist” (indirekt olarakta “agnostik”) inancın avukatlık ve sözcülüğünü yapmaya ve delillerini arayıp, ispatlamaya çalışır.

Yani Materyalist Bilimin “olgusal ve tarafsız bilgi, objektif ve seküler, lâik ifade” dediği şey; eşyayı “Allahu Tealâ yokmuş ve O’ndan bağımsız işleyebilmesi mümkün ve zaten öyleymiş gibi” anlatmak ve bunun ispatına çalışmaktan ibarettir. Mevcut Bilim’in felsefesi budur ve Bilimsel Yöntemi de buna göre şekillenmiştir.

Bu şablon ve bakış açısıyla kurgulanan Bilimsel İfadelerde, sürecin bizzat yapan fail ve öznesi olan Rabbimiz devreden çıkartılmış; sanki olay kendi kendine otomatik işleyen sebep ve mekanizmalarla işliyormuş imajı verilmiştir. Aslında Bilim’in bu ifadelerinde, Rabbimiz yerine “tesadüf, tabiat, içgüdü, madde, enerji, kanun” gibi başka failler atanmıştır. Bu ifadelerde; olaydan etkilenen / edilgen (yani ressamın elindeki fırça gibi bir araç / alet) olan nesne / sebep veya süreç / kanuna; “fail / özne” fonksiyon ve özelliği yüklenmiştir. Böylece Rabbimiz’in “ilim – irade – kudret” gibi özellik ve sıfatları; “Semi’, Basîr, Rezzak, Şafî, Âlim, Cemil” gibi isim – vasıfları; bir takım madde–enerji, sebeplere ve tabiat, tesadüf, kanun gibi vehmî ve soyut kavramlara yüklenmiştir!

Herhangi bir olayı, bu şekilde bir sebep–sonuç paradigmasına oturtarak tasvir etmek, “Bu işin Allahu Tealâ’yla bir bağlantısı yok; bu faaliyet ve sonuca Allahu Tealâ sebep değil, kâinattaki madde–enerji, kanunları temel neden” şeklinde bir çıkarsamayı gündeme getiriyor.  Örneğin Allahu Tealâ olmasa da taş veya yağmur, yerçekimi sebebiyle yere düşecek, doğaüstü ve metafizik bir sebep ve fail aramak mantıken gereksiz; yani böyle bir zorunluluk ve ihtiyaç yok!” talimat / kod / emir, yani Yanlış Bilgi Virüsü / Truva Atını, bilinçaltı kanallarla bilinç ve kâlbe gönderir. Sebep – sonuç kurgu ve şablonuyla paketlenmiş bu subliminal, saklı ve derin mesaj, bilinçdışı kanallarla iletildiğinden, bilincin filtrelerine takılmaz. Sesli olmadığı için kulak ve bilincin duymadığı bu gizli fısıltı, telkin sonucu; kişide farkında olmadan bir bilinç ve sonra da algı ve davranış değişikliği gözlenmeye başlar.

Günümüzde Türk toplumu, bilimsellik formatından geçmiş gibi kâinat ve hâdiseleri bu gözle okumakta; daha derin ve geniş ve zengin başka bir okuyuş olabileceğine ihtimâl bile verememekte Üstelik Bilim’in ve Bilimsel Yöntemin, bu hâliyle evrensel ve olgusal ve tarafsız olduğuna inanmakta

Bilim’in “yaratılıyor” yerine; “oluşuyor, oluşum” gibi nötr ve olgusal görünen ve arkasındaki ilahi gerçekliği göstermeyen her ifadesi; aslında “Allahu Teâlâ yok(muş), varsa bile bu işle ilgisi yok(muş)!” mesaj ve emrini, bilincimizin filtrelerine takılmadan; bilinçaltına kodlar ve bizim önce bakışımız, sonra sözümüz, en sonra da kâlp ve davranışımızı bu komuta göre programlayıp, yönlendirir!…

Nötr ve olgusal ifade ve inanç – değerden bağımsız bir bakış açısı olamaz: Dünya “ya dönüyor veya döndürülüyor”; “arı ya bal yapıyor veya yaptırılıyor”; “ağaç ya meyve yapıyor veya yaptırılıyor”; “insan ya yürüyor veya yürütülüyor!” Ortası, yani üçüncü bir ihtimâl; bakabileceğimiz objektif ve tarafsız bir koordinat / referans noktası yok!

Eğer “ben yürüyorum, yürütülmüyorum” diye bir iddianız varsa; “yürüme” eyleminin olabilmesi için, beyinden – ayak ve kollara kadar hücre hücre hangi reaksiyonları ve biyoelektrikîkimyevî ve fiziksel hâdiseleri nasıl yapabildiğinizi açıklayın! Yürümek eyleminde bizim yaptığımız ancak yürümeyi talep etmek, istemek, niyet etmek, amaçlamaktır.” Bu  irade ve kesbimiz üzerine, tüm fiil, amellerimizi) yaratan Rabbimiz’dir! Birşeyi nasıl yaptığımızı, nasıl gerçekleştiğini bilmiyorsak ve vücudumuzda gerçekleşirken bile şuurumuzla nelerin nasıl olduğunu fark edemiyorsak; “ben yapıyorum, kendimi ben yürütüyorum” iddiası pek anlamlı değil, doğru da değil!

İşte ateist ve materyalist ideolojiye alet edilen  Bilim’in  materyalist – determinist ve natüralist felsefesine göre kurgulanmış sözde bilimsel ifadelerindeki gizli ve derin anlam yüzünden kâinat ve içindeki mevcudat ve hâdiseleri yanlış gören ve okuyan günümüzün hasta insanı; kendisinin halis müslüman ve doğru fikirde olduğunu düşünmekte; eşyadan duyularına gelen mesajları doğru algıladığına ve anladığına inanmaktadır.     Ne yazık ki çoğumuzun imanında az veya çok, bu gizli – açık “şirk kirleri” veya “hakikâti örtme” anlamında küfür bulaşıkları var.

Doğru Cevaplar için Doğru Sorular

Ateist ve materyalist işgal altında kaldığından hakikatın yolunu şaşırtan ve Bediüzzaman’ın ifadesi ile evham halini alan bilimherşeyi ufalayıp, parçalayarak, indirgeme – analizlerle,  sebep perdesinin ardına ulaşamadan, hipnotik ilüzyon ve safsata noktasında tıkanıyor. Bir an için illizyondan çıkarak – uyanarak, başımızı kaldırdığımızda; sorulması gereken doğru soruyu yanı başımızda buluruz:  “Allah’tan başka hangi fail, hangi sebep, hangi neden, aynı topraktan türlü renk – koku – şekilde ni’metler ve tavuktan yumurta, arıdan bal, inekten süt gönderebilir!? Hıfzedici Allah’tan başka hangi sebep atmosferi başımızın üzerinde bir filtre ve kalkan yapıp; vücudumuzu deriyle, hücremizi ayrı bir zarla, ağacı kabukla korur ? Hangi sebep yeryüzündeki tonlarca suyu göğe kaldırıp, arıtıp, rüzgârla taşıtıp, tekrar muhtaçlara indirir? Rabbimiz’den başka hangi sebep, dişsiz ve sindirim sistemi gelişmemiş bebekleri önce karnına bağlanan bir kordonla, sonra het yavrunun özel ihtiyaçlarına göre bileşimi ayarlanan sâfi bir sütle doyurur? Allah’tan başka hangi tesadüf, hangi sebep, ıssız çöl ortası gibi koca boşlukta dönen Dünya’ya her gün tonlarca sütten ırmaklar gönderebilir!?…” Resmin bütününe tevhid / vahdet bakışıyla bakıldığında ve doğru soru sorulduğunda görünen manzara bu. Cevap da açık: evrende hiçbir şeyin tabiat – tesadüf – maddeye atfedilebilmesi imkansızdır

Kısaca özetlemek gerekirse, ateist – materyalist bilim; asıl ilâhın varlığını kabul etmemek için, nazarımıza sunduğu sahte sebep – sonuç, etken ve faillerle, aslında varlığın herbirini ilâhlaştırmakta; yani sadece Rabbimiz’in yapabileceği eserleri ve sadece O’nun olabilecek isim – sıfat, kudret ve özellikleri; diğer varlık ve süreçlere vermekte ve bunun hurafe ve batıl inanç olduğunu  farkedememektedir.

Örneğin; “Kayyum ve Samed” olan Rabbimiz’i inkâr ettikleri ve yoksaydıkları için, kâinatın Kayyum ve Samed ve yaratılmamış olduğunu varsaymakta ve bizim de böyle iman ve ifade etmemizi istemektedirler Ateist Bilim’in ana paradigması budur, bu inançlarını ispat etmeye çalışırlar ve sanki ispat etmiş gibi “oluşum, tesadüf, tabiat, içgüdü” gibi bilimsel ve güya tarafsız, olgusal ve objektif ifadeler kullanırlar!

Varlığın, varoluşsal niteliklerine, işleyiş ve sonuçlarına, Rabbimiz’i sebep olarak kabul etmemelerinin asıl nedeni: “Evren ve içindekilerinin mevcudiyet ve beka için Allahu Teâlâ gibi  bir sebebe gerek ve ihtiyaç olmadığı; eşyanın Allahu Tealâ olmadan da mevcud ve baki olabileceği, Allahu Teâlâ’ya iman etmek için aklî bir neden, bilimsel bir gerekçe ve mantıkî bir zorunluluk olmadığı” inancıdır. Evrenin maddede içkin bir kuvvet / enerjiyle, maddenin kendi zatında olan potansiyel bir özellikle, tabiat kanunlarının dayandığı otomatik mekanizma ve süreçlerle var ve mevcut olduğu zannediliyor.

Elhasıl herşeyin, İlâhî bir ilim – irade ve kudrete ihtiyaç ve zorunluluk olmadan, kendi tabiî özellik ve doğallığı içinde hareket ettiğine;   inanmamız istenmektedir. Bu inancı dinamik ve işler tutmak için de, başka bir inanç olarak; kâinat ve altsistemlerinin “otomatik ve elektronik işleyen bir makina ve matbaa veya bilgisayar”a  benzediği inancına yaslanılmaktadır. Başka bir deyişle, bilimin bir batıl inancı, başka batıl inançlarını   doğurmaktadır. Bu yanlış kâinat kurgu – tasvir ve mecaz / metaforuna göre; örneğin tohum “CD”ye ve toprakta “bilgisayar”a benzetilmektedir. Bu benzetmeye göre, tohumu toprağa atan ve süren insandan başka; şuurlu ve hayattar bir “fail”, bilgi ve irade sahibi bir “usta”; yani ilim – irade – kudret sahibi bir “özne” aramak gereksiz ve saçmadır!…

Çünkü, bilimsel olarak kurgulandığı söylenen evren inancına göre: “Evren, zaman / mekân / süreci tutan ve çalıştıran bir İlâh veya başka bir doğa dışı sebebi göstermemekte olup; madde ve faaliyetleri gene kendi içindeki sebep – sonuçlar, madde – enerjilere bağlanmaktadır. Madde – enerjinin, varlık ve devamında ve süreçlerinin çalışması ve sonuçlarında;  gösterilen sebepler dışında Tanrı gibi bir sebep veya faile ihtiyaç ve zorunluluk yok! Yani kâinattaki bütün bu fiiller, failsiz / öznesiz ve eserler, failsiz / ustasız olabilir ve olmaktadır!”…

Bilimsellik kılıfına geçirilen her ifade, terminoloji ve izahlar, hatta anadil ve diğer kültürel işaretler; kâinatın tasvir ve açıklamasına yönelik bir şema; öğrendiğimiz her yeni bilgiyi içine yerleştirebileceğimiz bir harita; içine dökebileceğimiz bir kalıp verir elimize. Kısaca her ifade, kendi dünya görüş ve inancını bize kodlar; kendi teoloji ve metafiziğini inşa eder…

Ders Kitaplarının Yeniden Yazılması (Bilimin Yeniden İnşası) İhtiyacı

Yeniden Kaleme Alınacak Ders kitapları, “ateist – materyalist – determinist ve natüralist” inançta olup, bir de bunun ispatına çalışan, üstüne üstlük “objektif ve tarafsız ve inanç / değerden bağımsızız” yalanını söylemeyecek artık. İkiyüzlü davranmayacak ve Allahu Teâlâ’ya nankör ve asi olmayacak! O’nun fiil ve eserlerinin te’lif hakkını yemeyecek; intihâller ve yanlış yere atıflar yapmayacak. O’nun icraat, İlâhî Kanun, Sünnetullah’ını; “tabiat, doğa – fizik kanunu, içgüdü, evrim, tesadüf, uzun zaman, enerji” diye isimlendirip, perdeleyerek ve çağrışımları kapatarak; sebeplere, maddeye dağıtmayacak. O’na çıkan yolları kapatmayacak; madde’yi şeffaflaştırarak, arkasındakini gösterecek.

Hiçbirşeyin kendi kendine ve tabiat, sebeplerle ol(a)madığı ve ol(a)mayacağı için; gördüklerine “oluşma, oluşum, varlık” değil; “yaratma, yaratılmış” diyecek. Yani herşeyi olması gereken yere koyup; ni’mete “ni’met”, rızıka “rızık”, rahmete “rahmet” diyecek! Güya objektif ve tarafsızmış rolü yapıp; kâinattaki mevcudat ve faaliyetleri isimlendirip, tasvir ederken, ateist – materyalist veya agnostik subjektiviteye düşmeyecek!

O hâlde daha başlangıçta, peşin hüküm olarak verilmiş ‘dünyanın yuvarlak (geoid) olduğu’ haber/önbilgisini doğru varsayarak; hipotez – gözlem – delil – deney – ölçme işiyle bu önbilginin delillerinin araştırılması” gibi; Rabbimiz’i de var ve her ân / mekân içi ve dışı aktif ve faâl asıl ve tek sebep ve fail kabul ederek; ders kitaplarının yeni baştan ele alınması ülkemizde acil bir önceliktir.  

Ayhan Küflüoğlu

ULEGDER

1 tane yorum yapılmış

  1. erdem dedi ki:

    Başta Sayın milli eğitim Bakanımız Nabi Avcı beyefendi ve başta iktidar ve muhalefet milletvekilleri ve tüm kamu oyu en az şu yazıyı bri sefer okuyup düşünmeli ve her şeyin başı olan eğitimi önemsemeliyiz. Eğitim sistemimiz felç olmuş, medya şiddetle dolmuş eğitim gören kişilerden terörist,rüşvetçi, gaspçı ve hapçı çıkıyorsa bu eğitim fabrikası yanlış dizayn edilmiş demektir.

Sende yorum yazabilirsin