Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir

Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir

Bediüzzaman Hazretleri “muhabbet kalbde ve akıl dimağdadır; elde ve ayakta aramak abestir.” (1) der.

Hem de “kulağın dimağa karabeti ve akıl ile sıla-i rahmi vardır.”2 tespitini de aktarır. “İnsan yalnız cesetten ibaret değil; cesedi beslemek için kalb, dil, akıl, dimağ”3 gibi hasseler ve duygular ile donatılmıştır. Dimağ, akıl ve şuur aleti olarak tarif edilir. Ayrıca düşünme mekanizması konumundadır. Dimağ, bir lâtife-i Rabbaniye olan kalbdeki mânâların ma’kes-i efkâr olarak fikirlerin aksettiği, düşüncenin yansıdığı yerdir. Tahayyül, tasavvur, taakkul, tasdik, iz’an, iltizam ve itikad dimağın mertebeleridir.  Aynı zamanda ‘insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızası, ezelî hikmet tarafından dimağının cebine koyulmuştur.’4 İnsanın “yalnız dimağına yüzer hikmetler ve faydalar takılmıştır.”5 İnsanın dimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızası, Levh-i Mahfuz’un numunecikleri hükmündedir.6

Risâle-i Nur’da kalb ve dimağ ile ilgili şu izahatlar da yapılmıştır.“Şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insanın kalbi binler âlemin harita-i mâneviyesi hükmündedir. Evet, insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misillü, kâinatın bir nevi merkez-i mânevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insanın mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinatın mazharı, medarı, çekirdeği”7hükmündedir. “Madem kalb ve dimağ-ı insânî bu merkezdedir; çekirdek haletinde bir şecere-i azîmenin cihazatını tazammun eder ve ebedî, uhrevî, haşmetli bir makinenin âletleri ve çarkları içinde derc edilmiştir.”8

Bediüzzaman Hazretleri Allah “kafama öyle bir dimağ, sineme öyle bir kalb, ağzıma öyle bir dil koymuş ki, o dimağ ve kalb ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün Rahmânî hediyeleri, atiyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri ve Esmâ-i Hüsnânın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince târifeleri o âletlere yardımcı vermiş.”9  Diyerek fıtratımıza derc edilen mânevî cihazatların hakiki vazifelerini izah etmiştir.

Ayrıca “Hüda semadan indi, deha zeminden çıktı. Hüda kalbde işliyor, dimağı da işletir. Deha dimağda işler, kalbi de karıştırır. Hüda ruhu eder tenvir, daneleri sümbüllettirir. Karanlıklı tabiat, onunla ışıklanır.”10 Tespitleri ile dimağın mahiyetine ışık tutabilecek noktaları izah etmiştir. “İmanın yeri kalbdir; dimağ ise oluyor ma’kes-i nur-i iman. Dimağda vesveseler, hem pek çok ihtimaller kalb içine girmese, sarsılmaz iman, vicdan. Fikir ile dimağ, bekçi-yi iman.”11 Noktalarına da temas edilmiştir. Bu sırdan dolayıdır ki “Ziya-i kalbsiz olmaz nur-i fikir münevver.”12

Lemaat’te “Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise. Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir. Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir. İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet itikaddan, taassup iltizamdan, imtisal iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf(tarafsız), bîbehre(nasipsiz) tasavvurda, tahayyülde(hayelde) safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli.”13 Tespitleri dimağın mahiyetine ışık tutabilecek önemli izahlardır.

Bir fiil kalbin ve de hissin temâyülatından ortaya çıkar. Çünkü kalb bu fiillere fıtraten meyyaldir. İmân kalbte ve kafada, yani dimağda daimi mânevî bir yasakçıdır. Fenâ meyelânlar ise his ve nefisten çıkar. Bu meyelânları îmân bekçisi olan fikir ile dimağ yasaktır der, tard eder ve kaçırır. İnsanın güzel fiilleri ise kalbin temâyülatından çıkar. Vesveseleri ve fena meyilleri îmân tard eder. Güzel meyillerden sonra fillerin ilk hareketi duygulara ait ise vicdanda ma’kes bulur ve vicdana yansır. Eğer bu filler fikirlere ait ise dimağa yansır. Bediüzzaman Hazretleri kalb ve vicdan ile ilgili şu açıklamayı yapar: ”Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır.”14

Abdülbakî ÇİMİÇ

Dipnotlar:

1- Muhakemat,2013,s.109
2- Muhakemat,2013,s.156
3- Lem’alar,2013,s.414
4- Şualar,2013,s.341
5- Şualar,2013,s.347
6- Şualar,2013,s.348
7- Mektubat,2013,s.751
8- Mektubat,2013,s.751
9- Şualar,2013,s.115
10- Eski Said Dönemi Eserleri(Lemaat),2013,s.677
11- Eski Said Dönemi Eserleri(Lemaat),2013,s.719
12- Sözler(Lemaat),2013,s.1148
13- Sözler(Lemaat),2013,s.1148
14- İşârâtü’l-İ’câz,2013,s.130

 

Sende yorum yazabilirsin