Dindar insan, dindar olmayan insanlardan farklı olmak zorundadır!..

Bir çocuk kendi iradesiyle dünyaya nasıl gelebilir? İnsanlar dünyaya gönderiliyor…

Anne-baba ölü gıdalar yiyor, dipdiri bir çocuğu oluyor. Çocuğun başlangıcı tek bir hücre. Sebepler çok basit. Ölü ve madensi şeylerden insan yaratılıyor. İnsanlar doğuyor, dünya dolup boşalıyor. Gidiyoruz. Birilerinden, bir şeylerden ayrılarak, bazı şeylere kavuşarak, durmadan gidiyoruz. Ölümü öldürebilir misiniz? Karşımda asılı duran saat, saniye saniye ömrümü tüketiyor…

Acele etmek lazım…

İnsanca bir hayat yaşayabilmek, iyi şeyler yapabilmek için…

Milyarlarca insan varmış, bana ne! Benim olan halleri kim benimle bölüşebilir? Hastalığımıza, elemimize, kederimize, neşemize kim ne kadar ortak olabilir?

Elbette herkese “yaşadı” diyeceğiz; amma nasıl yaşadı? Ölmediği veya ölemediği için yaşayanlar…

Bir gün büyük bir mezarlığın kenarında durdum. Burada kimler kimler yatıyor? Mezarlık sanki kocaman bir şehir… Dünyada ne kadar çeşitli hayatlar varsa o mezarlıkta da o kadar çeşitli hayatlar var. Sonra düşündüm… Herkesin hayatının bir vazifesi vardır. Her ağaç kendi meyvesini verecek. Akasya çiçek açacak, meyve vermeyecek, onun vazifesi de o. Aynı şekilde her insan kendi vazifesini yapacak…

Benim vazifem ne?

Bu soru üzerinde düşünülmeli. Evvela insanın kabiliyeti ne ise onun dünyadaki vazifesi odur. Fakat bu kabiliyeti, İslam’ın mihengine vuracak. İslam’a uygun kabiliyetler onun vazifesidir. Böylece farklı bir insan olacaktır.

Dindar, dindar olmayan insanlardan farklı olmak zorundadır!..

Cennete iman ile girilir. İmanı ibadetler korur. Tahkiki iman, bilerek, anlayarak inanmaktır. Taklidi iman ise ebeveyni Müslüman olduğu için çocuğun da Müslüman olmasıdır. Taklidi iman çabucak şüphelere düşebilir. Bazı şüpheler akrep olur, ruhu kemirir. Şüpheden şüphesizliğe geçmek esastır. Şahsın gücü buna yetmiyorsa alimlere müracaat eder. Nefsin isteklerine göre kurulan sosyal hayatta İslamiyet’i yaşamak zordur. Çünkü günahlar zehirli bala benzer. Evvela tat verir, sonra yavaş yavaş maddeten ve manen öldürür.

Herkes alışkanlıklarına bir göz atsın. Nelere alışmış? Nelerin esiri olmuş? İnsanlar kötü alışkanlıklarının kölesi olurken, en büyük özgürlük İslam’a köle olmaktır. İslam’a köle olan, her türlü esaretten kurtulur. Allah’ın ipine sarılır, kurtulur. İşte dünyada ve ahirette kurtuluşun sırrı budur. İşte bu sebepten bana, “Hizmet nedir?” diye soranlara diyorum ki: “Hizmet, Kur’an’ı hayata taşımaktır. İslamiyet’i yaşamayanın, hizmeti yoktur.

Acele etmek lazım; Müslümanca yaşamak için. Zira yaşayan çok; hiç değilse bir farkımız olsun…

Hekimoğlu İsmail / Zaman Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin