Dinin ve Kainatın Gizli Hakikati (Risale-i Nur Eğitim Programı-7)

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-7: Dinin ve Kâinatın Örtülü Kalmış Gizli Hakikatinin İçyüzü (Yedinci Söz)

Eğitim Programı Ön Bilgilendirmesi: Keşif Yolculukları ismini verdiğimiz ve Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA’da sunulan ve ayda bir kez yapılan, izahlı ve görsel sunumlu Risale-i Nur Eğitim Programımızın derslerine 1 Ekim 2016 Ct. günü 16.45’de kısmet olursa tekrar başlayacağız. Yeni eğitim döneminin ilk dersi olan “Peygamberlik Hakikatinin İspatı” tanıtım videosunu, duyguları uyandıran müziğiyle ve ilgi çekici görselleriyle 3 dk. 22 sn.lik tam ekran ve hd izleyin: https://youtu.be/DA2t1vg7Zzk Kasım ayından itibaren ise 5 ay boyunca sürecek olan “Ebedî Hayatın Varlığının İspatı (10.Söz İzahı)” programlarımızla eğitim programımız devam edecek inşallah. Program detayları ve önceki derslerimize ulaşmak için eğitim takip sayfası: http://risaleinuregitimprogrami.com/egitim-programi/

Yedinci Söz – Dinin ve Kâinatın Örtülü Kalmış Gizli Hakikatinin İçyüzü (İzah Metni)

İnsan aklının tek başına keşfedemediği “kâinatın gizli kalmış hakikati”ni açıp ortaya çıkaranın, “Allah’a ve Âhirete iman” olduğunu ve bu iki sırrın gerçek anlamda keşfedilmesiyle kâinatın kapalı kapılarının açıldığını ve insan ruhu için de saadet kapılarını açtığını, yukarıdaki müthiş temsilin yardımıyla görmeye çalışacağız. Önce temsilin ve dayandığı mantığın üzerinde duralım.

Tehlikeli bir yerde, yaralı ve her an ölüm tehlikesi içinde bulunan bir insan için en önemli ve öncelikli mesele nedir? Bu soruya cevaben (aklı başında) her insan, elbette bu tehlikenin ortadan kalkması ve yaraların iyileştirilmesi olduğunu söyleyecektir. Peki, böyle bir durumda, içinde bulunduğu durumu düşünmek istemeyen ve içki içip sarhoş olmak ve eğlenmek, hoşça vakit geçirmek isteyen biri hakkında ne düşünürsünüz? Akılsız mıdır? Ümitsiz midir? Belki her ikisi de.

Tam da bu esnada, birisi gelse ve dese: “Merak etme. Seni kurtarmaya geldim. Yaraların için ilaç, seni güvenli bir yere götürecek bir bilet ve büyülü bir değnek getirdim. Yaraların hızla iyileşecek, büyülü değneğinle arslan ata dönüşecek, biletin de seni çok hızlı bir şekilde güvenle evine götürecek. Dene ve doğru söylediğimi anla.” Böyle bir kurtarıcıya ilgisiz kalmak nasıl mümkün olabilir acaba? Diğer taraftan bir başka adam gelip: “Birader merhaba, hadi gel içelim, eğlenelim, bırak şu adamın sana verdiklerini, biz keyfimize bakalım, rahatımız yerinde, şimdi kim yolculuğa çıkacak, ne lüzumu var” dese, acaba önceki adamı dinlemeyip bu adamla eğlenceye razı olan bir insan hakkında kanaatimiz ne olurdu? Bu adamın ya zaten sarhoş ya da aklı başında olmayan biri olduğuna kesin olarak hükmetmez miydik? Evet, öyle olmalı. Çünkü “Hayatî bir tehlike ve hastalık zamanında eğlenceye dalmak, akıl işi değildir. Tehlikeden kurtulmak ve yaraları tedavi etmekle meşgul olmak lazımdır. Hele hazır bir çare elimizde varsa, her şeyden önce o çareyi işletmek gerekir”. Temel kaidemiz işte budur. Şimdi temsilin yaşamımızdaki yerine bakacağız. Bakalım gerçek hayatımız temsile ne kadar benziyor?

“Hayret edilecek şey! Yaşamımız bu temsile ne çok benziyormuş meğer! Nedense hiç bu gözle bakmamıştım hayata, hep kandırmışım kendimi. Olan bitenlere gözümü kapamışım sürekli!” Böyle diyeniniz var mı? Halen aklınız başınızda ve gaflet sarhoşluğuyla bütün duygularınız tamamen uyuşmamış ise, böyle demeniz gerekiyor.

Aynen bu temsildeki gibi, her an hayatî bir tehlike içindeyiz. Bir dakika sonrasına garantimiz olmayan bu dünyada, ölüm gibi bir gerçekle iç içe yaşıyoruz. İstek ve ihtiyaçlarımız o kadar çok ki, bu noktada hepimiz fakiriz. Gücümüz, kuvvetimiz ise, bize zarar veren tehlikelere engel olmak noktasında o kadar yetersiz ki, hepimiz aciziz. Aslında hayat çizgimiz, seyrek gelen noktalarla bölünen, kesikli uzun bir çizgi gibidir. Uzun çizgi, bu hayatı sürdürmemiz için üstlenmemiz şart olan, hayatın ağır yüküdür. Yaşamın sürdürülme şartları, zahmetleri, acıları, ayrılıkları ve bir haz elde etmek, bir ihtiyacımızı karşılamak için ödememiz gereken bedeller gibi. Uzun çizgiyi bölen az sayıdaki noktalar ise, hayat yolculuğunda tadabildiğimiz lezzetler, zevkler, kavuşmalar, güzel anlar, ödenen bedellere hiç de denk gelmeyen küçücük fayda ve güzel neticeler, kısa süreli tatmin duygularıdır. Her nokta gibi lezzet, uzun bir çizgi gibi bir elemle, ayrılıkla, acıyla, hüsranla, meşakkatle, musibetle cezalandırılır. Ve uzun çizgiye benzeyen, ödenen bütün bedeller, zahmetler, gayretler, çabalar ise, nokta gibi bir lezzetle, başarıyla, kısa süren hazlarla ödüllendirilir. Yani, ebedî bir mutluluk diyarının ve bu dünyanın sahibinin kudret ve rahmetinin varlığı bilinmediği veya unutulduğu anlarda, hayat bu şekilde görünür.

İmanın iki büyük tılsımı, tüm yaşamımızda cehaletimizle örülmüş sahte gerçeklik dokusunu parça parça eder. Her şeyin perde arkasında kalmış gerçek hakikatini ortaya çıkarır ve her şeyi başkalaştırır. Lezzetler, nimetler bitse de üzülmeye gerek yoktur artık, çünkü nimetlerin kaynağı ve nimetleri veren keşfedilmiştir. Zahmetler ve acılar, manevî bir lezzetin kapısıdır, çünkü hiçbir meşakkat karşılıksız bırakılmayacak ve boşu boşuna çekilmiş olmayacaktır.

Mademki ölüm yokluk değil, daha güzel bir hayata geçiştir. İnsanı öldürecek ölüm arslanı, ebedî saadete götüren bir ata dönüşmüş sayılır. Ebedî ayrılık ve yokluğa gitmek, zaten yoktur. Sadece, eski manzaraların gitmesiyle, yeni manzaraların birbiri arkasına gelmesi ve bir film şeridine takılmış gibi gösterilmesiyle, seyir manzaralarının tazelenmesi vardır. İki temel insanî yönümüz olan acizliğimiz ve fakirliğimiz, yani tehlikelere karşı gelmekte kuvvetimizin ve ihtiyaçlarımızı elde etmekte imkânlarımızın yetersiz kalması, artık dert olmaktan çıkar. Manevî yaralarımız şifa bulur ve imanın getirdiği iki ilaçla dert, dermana dönüşür.

O iki ilacın biri, sabır ve tevekküldür. Kudreti nihayetsiz ve hiçbir şeyi gayesiz, hikmetsiz, faydasız yapmayan ve karşılaşacağımız her tehlikeyi ortadan kaldırmaya gücü yeten ve daha da güzel olanı, her hadiseyi bizzat kendisinin yarattığını bildiğimiz şefkatli birinin kudretine dayanmak, hikmetine (yani abes, anlamsız, gereksiz, maksatsız ve faydasız iş yapmayacağına) inanıp güvenmek, nasıl etkili bir ilaçtır! Deneyin ve görün!

Diğer ilaç ise, ihtiyaçlarımızı şükür ve kanaat ile istemek ve dua etmektir. Bizi şefkatle besleyip rızık verenin rahmetine güvenmektir. Bu dünyanın, ağırlandığımız bir misafirhane olduğunu gösteren iman gözüyle bu hayata baktığımızda, ihtiyaçlarımız ne anlam ifade edecektir? Biz kendi kendimize, yalnız başımıza bir hayat mücadelesi vermiyorsak, tam tersine her şey bize hizmetkâr kılınmış ve bu dünya bizim için özel olarak dizayn edilmişse; ihtiyaçlarımızın varlığı, onların karşılanması için sebep ve gerekçe olacaktır sadece. Muhtaçlık düzeyimiz ne kadarsa o kadar (yani muhtaçlık düzeyimizi idrak etmemiz ölçüsünde) nimete sahip olmamız anlamına gelecektir.

Evet, muhteşem bir sofrada ağırlanan bir insan, aç kalırım diye korkmaz, önümden kaşığı alırlar diye tedirgin olmaz. Belki yemeklere olan ihtiyacı, yani açlığı nispetinde o sofradan lezzet alır ve istifade eder. Böyle bir sofrada muhtaç olmak, lezzet verir.

İnsanı, ebedî hayata olan uzun yolculuğunun sonunda, aslî vatanı olan cennete güven içinde götürecek bilet ise, namaz kılmak ve büyük günahları terk etmektir.

Gerçekten de, akıbeti belirsiz olduğundan karanlık görünen bu uzun yolda, hiçbir bilim ve felsefe, hiçbir dünyevî makam, bilgi ve beceri veya akademik uzmanlık bir işe yaramayacaktır. Bunların, ancak bu dünyada kıymeti vardır. Bu sayılan kazanımlar, imanî bir yaklaşımla âhirete basamak veya vesile yapılmış ise, ancak o itibarla değerli sayılacaktır. Bu hayat gidiyor, yerine başka bir hayat geliyor. O halde, dünyevî makam ve bilgisi en yukarda olan birisi de, dinin teklifine karşı ilgisiz kalamaz ve ihtiyacı yokmuş gibi dini lüzumsuz göremez. Böyle biri, “ölümden sonra ne yapmayı düşündüğünü” veya “ebedî hayatındaki rahatı ve keyfi için ne gibi çalışmalar yaptığını” kendine sormalı.

Hayatın ve ölümün inkâr edilmez gerçekleri karşısında, namaz kılmanın ve büyük günahları terk etmenin (sağladığı neticeler ve faydalar yönünden) vazgeçilmez derecede gerekli olduğu açıkça görülüyor. Dinin gösterdiği ve teklif ettiği hayat tarzı yerine, gayr-ı meşru lezzetlerle “hayatını yaşamak ve gününü gün etmek” isteyen insan, önce ölümü öldürmeli, kabir kapısını kapatmalı, insanlığın her an karşı karşıya kaldığı tehlikeleri ortadan kaldırmalı ve sonu gelmeyen ihtiyaçlarını tatmin etmeli, ebedî ayrılıkları ve yok olup gidenleri durdurup, bu dünyayı korkusuz ve üzüntüsüz olarak daimî kalınacak bir yere çevirmeli. Ancak ondan sonra, dünyadaki her çeşit lezzeti tatmak, günahı işlemek ve ölçüsüzce bir hayat yaşamak, anlamlı ve makûl olabilir ve adına özgürlük denilebilir. Böylesi hürriyet, ancak nefsin rezil isteklerine köle olmaktır.

Asıl, mü’min hakkıyla hürdür. Çünkü her şeyden korkmaktan ve her şeye karşı muhtaç kalmaktan özgürleşmiştir. Burada şöyle bir hayat felsefesinden de bahsedelim. Bazıları derler ki: “Madem her şey yok olup gidecektir, o halde ne kadar çok şey yaşarsak kârdır”. Buna karşı deriz ki: Yok olup gitmekle neticelenen bir yaşam şekli, sonucu “kâr” sayılamayacak kadar büyük bir zarar ve mahvoluştur. Ayrıca, bu dünya hayatının bin sene süren en mutlu hayatının bile, ebedî cennet hayatının bir saatine denk gelmediği ve daha düşük kaldığı haber verilmektedir.

Sonucu yoklukla neticelenecek bir yaşam şeklini, böyle ebedî bir mutluluğa tercih etmek, o ebedî hayatı kazanma ihtimali milyonda bir dahi olsa, yine çok büyük bir hata değil midir?

Acaba, hakkındaki sayısız delillerle yüzde yüz derecesinde varlığı ispatlanabilen bir ebedî hayatın delillerine ve gerçekliğine ve o hayatı elde etmenin gereklerine lakayt ve ilgisiz kalmak ne kadar büyük bir hatadır? Ve o ebedi hayat için ciddi çalışmak, ne kadar isabetli bir karardır.

Not: Risale-i Nur Ders programımızı üstüne bina ettiğimiz “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamızı https://yadi.sk/d/09r41tL9ecYUA Yandexdisk adresindeki “Kitap Taslakları-Risale-i Nur İzah Metinleri” klasöründen indirebilirsiniz. Sunumlarımızda kullandığımız metinlere, videolara ve Powerpoint dosyalarına ise aynı adresteki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Sunumları” klasöründen ulaşabileceğinizi ve bulunduğunuz yerde bu tarz sunumları sizin de yapabileceğinizi ifade edelim.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Ders Videosu:

Dinin ve Kâinatın Örtülü Kalmış Gizli Hakikatinin İçyüzü (Yedinci Söz)

https://www.youtube.com/watch?v=e8vOhordKMA&list=PL5bPD7AdvnTxQAgySup9d4qIqN7_HpnGq

 

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin