Diyarbakır’ın Hizmet Erlerinden: Hacı Muhammed Fakıoğlu

Diyarbakır’ın hizmet erlerinden Hacı Muhammed Fakioğlu ilerlemiş yaşına rağmen günlük hayat çizelgesine bakılırsa yirmi dört saati Kur’ân hizmeti ile geçirdiği görülecektir. İlk mesaisi gece teheccüt namazı ile başlar, cevşen, evrad-ı Kutsîye, Kur’an okuma, sabah namazı ve akabinde tesbihat ile devam eden günlük 200 sayfa Risale-i Nuru okuyarak , her ay Risale-i Nur külliyatını bitirir.

Kur’ân hizmetlerini taallûk eden sosyal işlerle meşgul olur. Bu arada esnaflık işlerini de günlük kontrol ederek gerekli mekanizmayı sağlar. Ayrıca Memleketin ve bilhassa bölgenin sorunları ile alakalı toplantılara katılır, taziyelere gider, sosyal ve içtimai mesellere katkı sunan halk arasında sevilen bir kanaat önderidir. Gece sohbetlerine katılır, sohbetten sonra okumak için uyur, uyurken okumak için uyanır.

İşte böylesi bir hizmet eri ile bir röportaj yaparak tarihe not düşürmek istedim.

Hacı ağabey, adet üzerine evvelâ okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız? Hacı Muhammed Fakıoğlu kimdir?

1944 Diyarbakır, Lice İlçesine bağlı Dercim köyünde doğdum. 12 sene çocukluk hayatım köyümde geçti. On iki yaşımdan sonra Kur’ân’ı Kerimi okumaya başladım. Yaz aylarında köyün işleri ile meşgul olurken, kış aylarında da Arapça tedrisatı ile meşgul oluyordum. 1964’te askere gittim. Askerlik dönüşü sekiz sene terzilik yaptım. Sonra mesleğimi değiştirdim, Lice’de esnaflık yaptım.

1969 yılında mana âleminde Bediüzzaman Said Nursî ile tanıştım. O günden beri Risale-i Nur hizmetleri içerisinde bir hizmetkâr olarak tüm aile efratlarımla birlikte çalışmaktayız. Haza min fadli Rabbi…

Hacı abi, bilindiği üzere yıllardan beri tekstil üzerinde üretim yapan bir tüccar olarak, Risale-i Nurlar; iş hayatınıza nasıl bir yön vermiştir?

En başta şunu ifade etmek isterim: Risale-i Nurlarla tanışmak, Risale-i Nurları okumak ve bu Hizmet-i Kur’âniyede bulunmak şereflerin en yücesi ve makamların en kıymetlisidir. Elbette Risale-i Nur hem maddi hem manevî işlerimize yön vermiştir. Ben Risale-i Nurları tanımadan dindar bir ailenin çocuğu idim. O sırada ailem Nakşi tarikatına mensuptu Şark bölgesinde amiyane bir tabir var: “Şeyhi olmayanın, şeyhi şeytan olur” işte ben de bir mürşit arıyordum. Bir şeyhe mensup olmak istedim.

Bir Cuma gecesinde rüyamda iki bacanağımla birlikte Diyarbakır’ın Ulu Camisinden çıkıyorduk. Caminin avlusunda bulunanlardan birileri gidip Bediüzzaman ile görüşeceğiz, dediler. Biz de merak edip Bediüzzamanı görmek üzere Diyarbakır’da sokak sokak Bediüzzamanın evini aramaya başladık. Nihayet Üstadın evini bulduk, kapıyı çaldık, evin salonuna geçtik. Üstadı ilk gördüğümde avazım çıkıncaya kadar ağlamaya başladım. Ağladım, ağladım….

Üstadın elini öptüm, o sırada Üstat Kur’ândan bir ayet okudu, mealini verdi. Ondan sonra Farsça bir ibare okudu, onu da açıkladı. Daha sonra 50 Tl. Kâğıt para çıkardı yakama taktı.

Ben de Üstadım, durumum iyidir, paraya ihtiyacım yok, parayı iade ettim. Üstat bu sefer 10 Tl. yakama taktı. İtirazlarıma rağmen “Bu benim hediyemdir, kabul et” dedi.

Ben de kabul ettim. Bacanaklarım “Niye ağlıyor” dediler.

Üstat: “O benden bir şeyler almak istiyor.” dedi.

Bu arada uyandım. Bu rüyayı Üstadın bir talebesine anlattım. O da bana: Kardeşim sen aradığını buldun. Şeyh aramaya gerek yoktur. dedi.

İşte o günden beri hizmettin kerametini her gün görüyorum. Bu da ne demek derseniz? Bir tahdis-i nimet olarak hangi gün Risale-i Nur’un metodunu kendimde tatbik etmiş isem, işte o gün huzur içindeyim. Bu hizmete girdiğim günden beri ailece gerek maddî gerekse manevî huzur içerisindeyiz. Elhamdulillah….

Efendim,Risale-i Nurlarla tanıştığınız günden bu güne bakılırsa nasıl bir fark görüyorsunuz, bize anlatır mısınız?

Ah, kardeşim! Bu ruh bu bedende oluncaya kadar biz şükür edersek, gene azdır. Çünkü o günlerde bir araya gelmek suçtu, ikişer ikişer biraraya gelemezdik. Ev baskınları, dershane baskınları bitmiyordu. Amma her şeye rağmen davaya verdiğimiz sadakat asla bizi hizmetten geri bırakmıyordu.

Bu gün isteyen istediği kadar hizmet edebilir, geçmiş günlerle kıyas edilirse, bugün istibdat ve tahakküm yoktur. İşte eski hizmet günlerimiz ve şimdiki hizmet günleri arasındaki kıyası siz yapınız. Bu gün Diyarbakır’da 180 daire hizmet-i Kur’âniye dersi veriyor. Üstadın İslâm âlemine verdiği müjdeler elhamdülillah bir bir tahakkûk ediyor.

“Ümit var olunuz bu istikbal inkılabı içerisinde en gür seda islâm’ın sedâsı olacak” Allah’a şükürler olsun bu müjdeler bir bir tahakkuk etmeye başladı….

Hacı abi, ömrünüzün çoğu Risale-i Nur hizmetinde geçmiş, elbette anlatacağın birçok hatıraların vardır. Bir hatıranı bizlerle paylaşır mısınız?

Elbette anlatılacak birçok hatıralar vardır, amma en güzel hatıra Risale-i Nur eserleridir. Bunları okusak anlatacağım hatıralardan daha önemli olur, diye düşünüyorum.

Mademki, benden bir hatıra istiyorsun bir hatıramı anlatayım: 1987 Yıllında Rahmetli Hacı Rıza Baykal ve Hacı Hakkı Kaymak ile birlikte İstanbul’a, oradan da Kastamonu’ya gittik. Kastamonu’da Rahmetli Mehmet Feyzi ağabeyi ziyaret ettik. Hacı Mirza abi kendini tanıttırmak istedi,

Mehmet Feyzi abi dedi ki: “Kardeşim kendinizi tanıttırmaya gerek yoktur. Biz Kalû Belâdan tanışmışız.”

İşte bak kardeşim bu Feyizli insanın dediğine bakarsak. Gerçekten biz kuyunun dibindeyiz. Üstadın talebeleri minarelerin şerefinde yüksek sedâ ile konuşuyorlar.

O arada ben de Mehmet Feyzi ağabeye dedim ki: Abi evinizde 570 adet Arapça kitap bulunduğu sırada bu kitaplarınızı gasp ettiler, siz bu kadar kitapları nasıl bir arada bulundurmuştunuz?

Mehmet Feyzi abi dedi ki: “Kardeşim biz ilme âşık olduğumuz için o kadar kitabı bir arada bulundurmuşuz.” Evet, ilme aşık olunsa elbette Mehmet Feyzi abinin dediği gibi 570 kitap bir arada bulundurmak kolay olur.

Risale-i Nur dershanelerinde bulunan genç kardeşlerimize tavsiyeniz varsa alayım?

Efendim, Risdale-i Nur hizmetinin metotları çoktur, Fakat çok mühim gördüğüm birkaç tavsiyemi arz edeyim.

1-İhlâs ve sadakatle Risale-i Nur eserlerini günü birlik okusunlar. Üstad:” “Beni satırların arasında görürler” demiştir.

2-Dershanelerde okuyup, iş hayatına atanan kardeşlerimiz, gidecekleri yerlerde de Risale-i Nur talebeleri ile müfritane görüşsünler, asla irtibatlarını kesmesinler. Kendi başına kalsalar, asla kendilerini muhafaza edemezler.

3-Cemaattin şahs-i manevîsini muhafaza etsinler, bir şahıs dâhi olsa da şahs-i manevîyenin yanında hiç hükmündedir. Bu ve daha sayamadığım önemli hususlara riayet etsinler.

Bediüzzaman Hazretlerinin buyurdu üzere: “ Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi’ ettik. Evet, şu güzerân- ı hayat bir uykudur, bir rü’ya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider…” Uzun tahmin ettiğin ömür bir bakarsın geldi- geçti. Bunun için her dakikalarını, her saatlerini, her günlerini belirli programlar dâhilinde taksim etsinler, her zaman ve her an Okusunlar, okusunlar, gene de okusunlar diyorum…

Hacı abi, işlerin çok, yoğun meşguliyet içerisinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Bu arada son bir mesajın varsa alayım.

Rüstem kardeşim, şunu bir tahdis-i nimet olarak belirtmek isterim, ailece bu hizmet-i Kur’âniyede bulunmamız Cenab-i Allah’ın bir lütfu ve ikramı olarak görüyorum. Gerek çocuklarım, gerekse amca çocukları ve yeğenlerim ile birlikte cemaatin önünde yürümeyiz, oturmayız, ve görünmekte istemeyiz. Daima cemaatin yürüyüşünü geride takip ediyoruz.

Son sözü asrın müceddidi Hazreti Bediüzzaman Said Nursî’ye bırakalım.” Meziyettin varsa, hâfî toprağın altına gömül ki, neşv’u nemâ bulasın. Çekirdek toprağa girmese ağaç olamaz”

Cenab-ı Allah bizleri istikametten ayırmasın. Tüm Kur’ân hizmetkârlarına selâm ve hürmetler…

Röportaj yapan: Rüstem Garzanlı

21.12.2017

Sende yorum yazabilirsin