Dünyanın En Kârlı Ticaret Anlaşması (Risale-i Nur Eğitim Programı-6)

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-6: Dünyanın En Kârlı Ticaret Anlaşması (Altıncı Söz)

Yazı dizimizin bu bölümünde, sizleri dünyanın en kârlı ticaret anlaşmasının şartlarının ve elde edebileceğiniz büyük kazancın ele alındığı çok cazip bir teklifle baş başa bırakıyoruz.

Altıncı Söz – Dünyanın En Kârlı Ticaret Anlaşması (İzah Metni)

Elinde sermaye olarak bir gayr-ı menkul bulunan insan, bu sermayesini çeşitli yollarla işleterek kâr elde etmek ister. Ya satmak veya kiralamak ya da iş yeri olarak kullanmak yoluna gider. Eğer söz konusu mal emanet ise, normal şartlarda satmak imkânı yoktur.

Hayal edelim: Savaş zamanı ve hiç kimse elindeki malını koruyamıyor. Böyle bir zamanda,  asıl mal sahibi geliyor ve bize diyor ki: “Emanetimi sanki mal sahibi sizmişsiniz gibi, elinizde bulunan kendi malımı sizden yüksek bir fiyatla satın alacağım. Bir de içindeki aletler, cihazlar da benim adıma çalıştırılacak ve yüksek kâr getirecek. İşletme masraflarını ben karşıladığım gibi, bu kârın da tamamını size vereceğim. Ayrıca savaş süresince ben koruyacağım ve bu süre zarfında da malı yine sizin elinizde bırakacağım. Savaş bitince de, daha güzel bir şekilde restore edip, size geri iade edeceğim. Eğer satmazsanız, kimse savaş zamanında malını koruyamadığından, malınız elinizden çıkacak ve mahvolacak. Hem satış fiyatından olacaksınız. Hem de kendi başınıza çiftlik içindeki kıymetli cihazları işletecek uygun işler bulamayacağınız için, hem cihazlar kıymetten düşecek, hem de yüksek kâr getirecek işletme kârından olacaksınız. Emaneti koruma zahmetiniz ve emanete iyi bakmamanızın cezası da üstüne eklenecek. Zaten bana satmanızdan kastettiğim şey, malın benim adıma işlettirilmesinden ibarettir. Yoksa zaten malı sizin elinizde bırakacağım.” 

Böyle câzip bir teklifle sanırım dünya şartlarında karşılaşmamızın imkân ve ihtimali yoktur değil mi? Şimdi bu teklifi iyi anlayalım ve aklımızda tutalım, çünkü bu temsilin penceresinden Allah’ın insana bu dünyada ne kadar câzip bir teklifte bulunduğunu anlamak için temsilin hakikatine geçeceğiz.

İşte temsildeki emanet mal ve sermaye, bizim hayatımız ve vücudumuzdur. Kıymetli cihazlar ise, vücudumuz içindeki akıl, kalp, göz, kulak gibi maddî ve manevî donanımımızdır. Hakikaten, bu dünya üzerinde sürekli bir “yaşam savaşı” vardır. Her gün yüz binlerce insan dünyaya gelirken, yüz binlerce insan hayata veda eder ve sahip oldukları her şey ellerinden çıkarak bu dünyayı terk ederler.

İşte insan böyle bir vaziyet karşısında kendine şunu sormalı:

Madem böyledir, peki bu durumun hiç bir çaresi yok mu? Yok olmasak, her şeyimizi kaybetmesek, sevdiklerimizden ayrılmasak, olmaz mı? Ebedî yaşamak imkânı yok mu? Eğer böyle bir imkân varsa, bu çareye ne kadar önem vermeliyiz? Böyle bir çare, maddî ve manevî olarak ne kadar bedel ödemeye değer?

İşte böyle bir durumda Kur’ân’ın ilahî sadâsı diyor ki: “Evet var. Hem, beş mertebe kârlı bir surette güzel ve rahat bir çaresi var.”

Sizce böyle bir teklifi ciddiye alarak ilgilenmek ve her şeyi ikinci plana bırakıp bu teklifin gereğini yerine getirmeyi birinci sıraya koymak, aklın ve insan olmanın gereği olmaz mı? Ya da şöyle soralım: Bunun tam tersi şekilde davranmak ve yaşamak, ne kadar akılcıdır?

Temsilin hakikatinde sıralanan beş kâr ve beş zarar, eser metninde mükemmelen izah edilmiş. Biz üçüncü kâr üzerinde duralım.

En büyük nimetlerden olan akıl, çok kıymetli bir cihazdır. Temsilde “o kıymetli cihazlara, kendi kıymetlerine uygun işler bulunmazsa ve işlettirilmezse, cihazların kıymetten düşmesi” ifadesinin hakikatine bakalım. Akıl, insanın sadece nefsi ve menfaati için işlettirilse, geçmişteki acı hatıraları ve gelecekle ilgili endişeleri düşünmesi sebebiyle, insana azap verici bir cihaz olur. Zaten dinden uzak insanlar, yalancı ve geçici bir çözüm olarak, ölümü ve hayatın acı veren hâllerini düşünmemek veya unutmak için, içki ve gayr-ı meşru eğlenceler gibi gaflet verici ve uyuşturucu maddî-manevî sarhoşluk vasıtalarına yapışırlar. Hâlbuki akıl, şu kâinatın sırlarını ve hakikatlerini keşfetmek ve anlamak için verilmiştir.

Hani denir ya, “Aklını yorma ince ve derin şeylerle”. Hâlbuki akıl, kâinatın ince ve derin meseleleri hakkında kafa yormak ve keşifte bulunmak için verilmiştir. Aklı, aklın sahibi adına kullanmak ve akıl cihazını O’na satmak, bu kâinatın yaratılış maksatlarını anlama yolculuğunda aklı kullanmak ve işlettirmek demektir. Bu sayede akıl, insanı taciz eden bir azap aleti olmaktan çıkıp, ebedî saadet için bir hakikat rehberine dönüşür ve bir nimet olur.

Göz nimeti de böyledir. Eğer göz, sadece geçici, bazı nefsânî güzellikleri seyretmek için kullanılsa, mükemmel ve yüksek gayelere hizmet etmek için verilmiş bir alet iken, çok basit ve aşağı bir menfaat için kullanıldığından, o nispette değeri de düşer. Hâlbuki o göz, kâinattaki ilahî sanat güzelliklerini görmek ve takdir etmek için kullanılsa ve büyük bir kitap gibi manalarını okutan kâinat kitabını okuyan bir tetkik edici olsa ve muhteşem kudret mucizeliklerini ibretle ve hayretle seyretse, kendisini yaratanın izni ve isteği dairesinde baksa, çok yüksek bir kıymet kazanır ve ebedî hayatta çok daha muhteşem cennet manzaralarını ve ilahî güzellikleri seyretmeye lâyık olacak bir alet kıymetine yükselir.

Dildeki tat alma duyusu da, sadece midenin basit ihtiyaçlarına hizmetkârlık eden bir alet olarak kullanılsa, kullanılma maksadının basitliği derecesinde, kıymeti de basit ve düşük olur. Hâlbuki bu cihaz, Allah’ın muhteşem nimetlerini görüp, tadıp, tartıp şükretmek ve kudret ve rahmetinin büyüklüğünü, nimetlerin çeşitliliği ve mükemmelliği ile anlamak yolunda kullanılsa; nimetlerin kıymetini takdir eden bir müfettiş gibi olsa, bu nimetlerin ebedî cennet nimetlerinin numuneleri olduğunu anlasa ve o nimetlerin ebedî asıllarına talip olsa, kullanılma gayesinin yüksekliği derecesinde kıymeti de yükselir ve ebedî cennet lezzetlerini kazanmaya vesile olur.

İşte kâfirin cehenneme, mü’minin cennete lâyık bir kıymet almalarının sırrı, buradan anlaşılıyor. Kendilerine verilen emaneti nerede ve kim hesabına kullandıkları, kıymetlerini belirliyor ve kendi kıymetlerine lâyık yerlere sevk ediliyorlar.

Evet, bu kadar câzip bir satış ve yatırım imkânını, insan ismine lâyık olmak isteyen insan, mutlaka değerlendirmelidir.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Ders Videosu:

Dünyanın En Kârlı Ticaret Anlaşması (Altıncı Söz)

https://www.youtube.com/watch?v=pA6hE3rXqRU&index=9&list=PL5bPD7AdvnTwLy6HBas-goAXLUUhNM0d8

Eğitim Programı Bilgilendirmesi: Keşif Yolculukları ismini verdiğimiz ve Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA’da sunulan ve ayda bir kez yapılan, izahlı ve görsel sunumlu Risale-i Nur Eğitim Programımızın derslerine eğitim 1 Ekim 2016 Ct. günü 16.45’de kısmet olursa tekrar başlayacağız. Eğitim döneminin son dersi olan “Vahyin Hakikatinin İspatı”na www.kesifyolculuklari.com ve www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden ulaşabilirsiniz. Ekim ayında “Peygamberlik Hakikatinin İspatı” ve Kasım ayından itibaren ise 5 ay boyunca sürecek olan “Ebedî Hayatın Varlığının İspatı (10.Söz İzahı)” programlarımızla eğitim programımız devam edecek inşallah.

Ders programımızı üstüne bina ettiğimiz “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamızı https://yadi.sk/d/09r41tL9ecYUA Yandexdisk adresindeki “Kitap Taslakları-Risale-i Nur İzah Metinleri” klasöründen indirebilirsiniz. Sunumlarımızda kullandığımız metinlere, videolara ve Powerpoint dosyalarına ise aynı adresteki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Sunumları” klasöründen ulaşabileceğinizi ve bulunduğunuz yerde bu tarz sunumları sizin de yapabileceğinizi ifade edelim.

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin