Elmas gibi dini emirleri terkeder!

Ey Risâle-i Nur’un kıymetli talebeleri ve benden daha bahtiyar ve fedâkâr kardeşlerim! Şahsiyetim itibariyle sizin ziyâde hüsn-ü zannınız, belki size zarar vermez; fakat sizin gibi hakîkatbîn zâtlar; vazîfeye, hizmete bakıp, o noktada bakmalısınız. Perde açılsa, benim baştan aşağıya kadar kusuratla âlûde mahiyetim görünse, bana acıyacaksınız. Sizi kardeşliğimden kaçırmamak için, kusuratımı gizliyorum.

Risâle-i Nur Şâkirdlerinin “İştirak-i a’mâl-i uhreviye” düstûr-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı mikdar -kardeşlerine aynı mikdar- defter-i a’mâline geçmesi, o düstûrun ve rahmet-i İlâhîyenin muktezâsı olmak haysiyetiyle, Risâle-i Nur dâiresine sıdk ve ihlâs ile girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir; herbiri binler hisse alır. İnşâallah, emvâl-i dünyeviyenin iştiraki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisinin defter-i amel’ine aynı geçmesi; bir adamın getirdiği bir lâmba, binler âyinelerin her birisine, aynı lâmba inkısam etmeden girmesi gibidir.

Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binâen dedim: Namazdan sonraki tesbihatlar, tarikat-ı Muhammediye’dir (A.S.M.) ve Velâyet-i Ahmediyenin (A.S.M.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakîkatı böyle inkişaf etti: Nasıl ki, Risâlete inkılâb eden Velâyet-i Ahmediye, bütün velâyetlerin fevkındedir; öyle de, o Velâyetin tarîkatı ve o Velâyet-i Kübrâ’nın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sâir tarikatların ve evradların fevkındedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti:

Evet; hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için, zaruret derecesinde olmak şartıyle, ba’zı umur-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı Şer’iyye var. Fakat yalnız bir ihtiyâca binâen, helâkete sebebiyet vermiyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insanîyi o derece şırınga etmiş ki, küçük bir ihtiyaç ve âdi bir zarar-ı dünyevî yüzünden, elmas gibi umur-u diniyeyi terkeder. Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisadsızlık ve kanaatsızlık ve hırs yüzünden berekâtın kalkmasiyle ve fakr u zaruret ve maişet ziyâdeleşmesiyle, o derece o damar yaralanmış ve zedelenmiş ve mütemadiyen, ehl-i dalâlet nazar-ı dikkati şu fani hayata celb ede ede, o derece nazar-ı dikkati kendine celbetmiş ki; ednâ bir hâcât-ı hayatiyeyi büyük bir mes’ele-i diniyeye tercih ettiriyor. R.N…

Kardeşlerle paylaşan: Abdülkadir HAKTANIR

Sende yorum yazabilirsin