En mühim şey için “Buldum..Buldum..” diyebilmek…

“.. Arşimed, yıkandığı hamamdan kendini dışarı atıp;

‘Evreka..Evreka..’ ( Buldum..Buldum..)

diye bağırarak sokağa fırlayıp, deli gibi koşmuş!..”

Acaba Arşimed o zaman neyi bulmuştu da, kendini böylesine kaybetmişti?

Arşimed’le ilgili, onun adını taşıyan fizik kanunuyla birlikte bazen bahsedilen bu eski ve meşhur hikayenin ayrıntısı kısaca şöyledir:

Milattan iki asır kadar önce, Sicilya kralı saray kuyumcusuna bir miktar som altın vererek bundan kendisine bir taç yapmasını ondan istemiş; ancak vermiş olduğu miktardaki som altının içine kuyumcusunun o tacı yaparken daha ucuz metaller karıştırıp hile yaptığından şüphelenmiş. Bu şüphesini araştırmasını da Arşimed’den istemiş.

Arşimed, o tacın yapılmasında altın hırsızlığı ile ilgili bir hile olup olmadığını nasıl anlayabileceğini günlerce düşünmüş ve bir gün hamamda tamamen su dolu küvetin içine girdiğinde su küvetten taşınca, bu meseleyi nasıl çözebileceğini bulmuş olmanın sevinciyle, yukarıda bahsedildiği şekilde ‘Evreka..Evreka..’diye bağırarak sokağa fırlamış!.

Arşimed daha sonra, Sicilya kralının kendisine verdiği görevle ilgili olarak, tamamen su dolu bir kaba tacı daldırdığında taşan sudan bulduğu tacın hacmini, taçla ayni ağırlıktaki som altının ayni şekilde bulduğu hacmiyle karşılaştırmış. Neticede, kuyumcunun yaptığı tacın som altınla ayni ağırlıkta olmasına rağmen tacın hacminin daha fazla olmasını delil olarak kullanarak, tacın yapılırken içine altından daha hafif ve ucuz metallerin karıştırıldığını ve kuyumcunun hile yaptığını ispatlamış. Arşimed bu düşüncesinden hareketle, suyun kaldırma kuvvetinin nelere bağlı olduğunun matematik ifadesini de keşfetmiş ve bu, o  tarihten beri “Arşimed Kanunu” olarak anılarak fizik kitaplarına geçmiş.  

Okullarda ilköğretimden itibaren verilen laik eğitim şeklinin tesiriyle, cisimlerin suda yüzmesinden bahsedilince öğrencilerin büyük çoğunluğunun çağrışımla hatırına gelen sadece Arşimed ve “Arşimed Kanunu“ olur.

Halbuki bütün kâinatla birlikte Arşimed’i ona  bazı kabiliyetleri emanet olarak  vererek yaratmış, o emanetleriyle belirli bir müddet yaşaması için onu bu dünyaya göndermiş, belli bir müddet bu dünyada yaşatmış ve onun bu dünyadaki hayat müddeti esnasında vücudunun tüm atomlarını, moleküllerini, hücrelerini, organlarını ve bütün bunlarla birlikte de Kendisinin yaratıp çalıştırdığı “akışkanların kaldırma kuvvetiyle ilgili Arşimed Kanunu” olarak bahsedilen kanunu keşfeden beynini de yaratıp çalıştırmış Allah (C.C.) olduğu halde bu en mühim husus üzerinde okullarımızdaki laik eğitim sisteminde ekseriya hiç durulmamaya ve düşündürülmemeğe çalışılır.

Evet, Arşimed milattan iki asır kadar önce, yıkandığı hamamdan kendini dışarı atıp;

“Evreka.. Evreka..” (Buldum..Buldum..)

diye bağırarak, sokaklarda deli gibi koşmuş…

Bu bilgi, bize emanet olarak verilmiş olan aklımızı yerinde ve iyi kullanmamıza ve aklımızla, Arşimed’in bulduğundan daha mühim hakikatleri bulmamız gerektiği konusuna dikkati çeken çarpıcı bir anekdot olarak hafızamızda kalsa, belki bize çok daha fazla faydalı olabilir. Çünkü akıl, insana Allah (C.C.) tarafından, en mühim hakikati bulmak için verilmiştir; onunla bulunacak hakikat, Arşimed’in bulduğu ve binlerce yıldır onun adıyla anılan, suyun ve diğer akışkanların kaldırma kuvvetinin nelere bağlı bulunduğunun keşfedilmesiyle ilgili hakikat olabileceği gibi, ondan çok daha mühim ve kıymetli hakikatler de olabilir ve olmalıdır.

Kâinatta insan aklının bulabileceği en büyük hakikat ise, Allah (C.C.)’ın varlığı ve birliği, yani “Tevhid” hakikatidir.  Asıl onu bulmalı;  bulunca da tabii ki Sicilya’lı Arşimed’in binlerce yıl önce yukarıda bahsedildiği gibi delileri andırır şekilde yaptığını (!) taklit değil, belki bizim kültürümüzdeki Yunus Emre gibi;

“Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun…”

diyebilmeli ve mutlaka o en mühim hakikatle hayatımızın sonuna kadar yaşamaya çalışmalıyız.

Prof. Dr. Mustafa Nutku

Sende yorum yazabilirsin