Eşya Üstündeki Tasarım İmzası

(Tabiat Risalesi Açılımları-22) 

Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Bir önceki yazımızda, eser metnindeki (Tabiat Risalesi’ndeki) sorulardan bahsetmiş ve cevaplarının bize ifade ettiği anlamı ele almıştık. Ayrıca neden her şeyin doğrudan doğruya Cenâb-ı Hak tarafından sınırsız kudreti ile yapılması gerektiğini ve her şeye sözü geçen iradesiyle her yerde ve her an hükmetmesinin lüzumunu en ince detaylarıyla çözümlemiştik. Şimdi ise, hangi sebeple hiçbir sebebin hakikî manada en ufak bir müdahale hakkının ve yaratıcının yanında kendilerine de müracaat ve teşekkür edilme payının olamayacağını da inceleyerek aynı konuya devam edeceğiz.

Öncelikle şunu ortaya koyalım: Kayıtsız bir hâkimiyete sahip olmak, her şeyi yaratmış olmanın ayrılmaz bir parçası ve zarurî bir neticesidir. Kâinatın tüm zerrelerini yoktan var etmek ve onlardan düzenli sistemler icad etmek demek, en küçük atom altı parçacıktan en büyük yıldızlara kadar her şeyi elinin altında bulundurmak ve tümüne birden söz geçirebilmek anlamına gelir. Her şeye bu tarzda hükmedebilen akıl almaz derecede büyük olan bir kudretin, hiç ihtiyaç olmadığı hâlde bir takım aciz sebeplere kendi isteğiyle iktidar vermesini ve sınırsız olan hükümranlık dairesini daraltarak sınırlı hâle getirmesini tasavvur etmek dahi mâkul değildir.

Diğer taraftan, bir düzenin var olduğu sistemlerde, hâkim bir merkezden, tek noktadan idare esası vardır. Çünkü bir işe birden fazla kişi karışırsa ve müdahale ederse, elbette karıştırırlar. Bu kaide, bağımsız bir iradeyle hareket edenler için söz konusudur. Yoksa tek bir irade tarafından verilen emirlerle yönlendirilenlerin iş birliğine dayalı çalışmaları için geçerli değildir. Zaten meselemiz gerçek hâkimiyettir. Bu durumdakiler hâkim değil, emir altında çalışan bağlı memurlar veya birbirlerinden onay almadan hareket edemeyen ortaklar hükmünde olurlar. Hem yüz askerin bir tek subayın emir ve idaresine verilmesi gayet kolaydır ve düzeni netice verir. Fakat bir askerin idaresi, aynı anda yüz subaydan birden istenilse, her biri birbirinden bağımsız hareket etmek, emir ve hükmetmek isteyen o subaylar, zorluğa ve karmaşıklığa sebep olurlar.

Ayrıca kâinat çapında hükmeden, her eşyanın her şeyini bilen, gören, her ihtiyacını karşılayan ve kayıt altına alınmayan bir kudretten bahsediyoruz ki, basit bir memleketi idare eden ve yardımcısız yapamayan aciz bir hükümdar gibi olmayan kâinatın mutlak hâkimi, kimseye ihtiyacı olmamakla beraber tamamen bağımsız hareket ettiğini ve her şeyin iradesiyle olduğunu, her yerde kendine mahsus bir imza bırakarak gösteriyor. İnsanların birbirinden farklı ve her biri için özel olarak şekillendirilmiş yüzlerine, ciddiyetle ve alıcı bir gözle yeniden bakalım, nasıl da istediğini istediği gibi yapan bir iradeden haber veriyor görelim. Her şeyin bir tek kişi tarafından yaratıldığını ise, aynı fabrikadan ve aynı tornadan çıkmış hissini veren benzerliklerle anlatıyor. İşte tüm insanların ve hayvanların gözlerinin, kulaklarının, burunlarının aynı yerlerde olmalarına ve tüm vücut organlarının temelde aynı tarzda yapılışına dikkat edelim. (Kaideyi bozmayan ve yine bağımsız bir iradeyi ispat eden hikmetli istisnalar hariç.)

Böyle her yerde ve her şeye, her an hükmeden bir hâkimiyet, tasavvuru mümkün olamaz ki, hiç ihtiyacı olmadığı hâlde, hükümranlığına başkalarının iştirakini ve müdahalesini veya kendi gibi hükmedecek bağımsız yardımcıları ve müstakil kudret sahiplerini itirazsız kabul etmekle, hâkimiyet dairesini kendi kendine lüzumsuz daraltsın ve böyle bir şeyi rahatça kabul etsin ve rıza göstersin de, hudutsuz hâkimiyetine en küçük bir müdahaleyi tüm kuvvetiyle ve şiddetli olarak reddetmesin.

Tabiat Risalesi’ndeki diğer bir ilginç soru da, yerde ve gökte ne varsa zaten daima Allah’ı zikrediyor ve O’na ibadet ediyorken, yaratıcının yanında bir takım sebeplere de bazı küçük işlerde müracaat ve teşekkür etmenin, onlara da -âdeta kulluk edercesine- minnet ve şükranda bulunmanın ne sakıncası olduğudur. Bu soruda önemsiz gibi gösterilmeye çalışılan, bazı küçük şeylerde sebeplere teşekkür etmek (tabiata teşekkür etmek gibi) ve eşyanın bazısını o sebeplerden bilmek (örn: elmayı ağaçtan bilmek), yaratıcının maksatlarının gerçekleşmesi noktasından o kadar büyük meselelerdir ki, hiçbir yönden asla kabul edilemez.

Çünkü nasıl ki bir ağacın maksadı, neticesi ve varlığının sebebi meyvesidir. Bütün ağaç, her şeyiyle, o meyveyi netice vermek için çalışır. Aynen bunun gibi, kâinat ağacının da meyvesi insandır. İnsanın meyvesi de şükür ve ibadettir. Yaratıcının baktığı noktadan, kâinatın yaratılış maksatlarının merkezinde, kendini şuur sahiplerine tanıttırmak ve sevdirmek vardır. Kendi güzelliğini ve mükemmelliğini hem kendi görmek, hem de göstermek ve takdir ettirmek için bu kâinat yaratılmıştır.

Dolayısıyla bu maksatların yerine gelmesi için, öncelikle bu güzelliğin gösterileceği bir “sergi yeri” ve bu mükemmelliğin sergileneceği bir “teşhir zemini” ve minnet hissi uyandıracak nimetlerin, ikramların sunulacağı bir “ağırlama mekânı” lâzımdır. Güzel sanatlarla dokunan, mükemmel tasarımlarla işlenen, maharetli nakışlarla süslenen, leziz ikramlarla doldurulan misafirhaneye (dünya misafirhanesine); yapılan tüm bu işleri görecek, takdir ve hürmet edecek ve böyle bir yere davet edildiği için sevinecek ve kendine böyle ikram edeni hararetle sevecek ve misafirhane sahibinin harika işlerine hayran kalacak anlayışlı bir muhatap lâzımdır. O muhatap da ancak insandır. O insanın aklının hayret edeceği işler, kalbinin seveceği güzellikler, şükredeceği ve minnet duyacağı nimetler bu maksatların yerine gelmesi içindir.

Kâinatın merkezinde insan, insanın merkezinde de “bu güzel ve mükemmel kâinattaki ilahî tecellileri aklıyla anlamlandırması, kalbiyle takdir ederek sevmesi, kendine takdim edilen nimetleri gönderenin kim olduğunu bilerek, kendini böyle şerefli bir seyircilik makamına çıkarana iman etmesi ve yalnız O’na ibadet ve şükür etmesi” vardır. Tüm takdir ve şükrün, elbette yalnız kendine verilmesini isteyen Allah, hiçbir ihtimal var mıdır ve hiç mâkul müdür ki, tüm maksatlarını bozacak ve zedeleyecek ve o maksatlara ve hikmetlere ciddî zarar verecek bir şeyi kabul etsin, ona ses etmesin, itirazı bulunmasın! Asla, hiç mümkün değildir.

Bir fabrika sahibinin ürettiği arabanın rakip firmaya hibe edilmesine veya o arabanın üstüne rakip firmanın markasının basılmasına fabrika sahibinin razı olması nasıl tasavvur edilemez ise (aşağıdaki ara nota bakınız), öyle de, Allah’ın daima işleyen muhteşem bir fabrikası olan şu kâinatın en kıymetli üretimi olan insanın, fabrika sahibinin gözünde en önemli özelliği ve fabrikanın manevî mahsulü (ürünü) olan şükür ve ibadetin, sahte ve rakip ilahlar hükmündeki sebeplerin ellerine teslim edilmesine ve şükür ve ibadete vesile olan hiçbir şeyin, doğrudan onlardan bilinmesine, insanın ve kâinatın sahibi olan Allah, asla razı olmaz.

“Mecazî İfadeler ve Benzetmeler” Hakkında Ara Not: Temsiller, yüksek hakikatleri akla yaklaştırmak için dürbün gibi bir alettir, yoksa Allah tüm misallerin üstündedir. Yani soyut, yüksek ve derin hakikatleri bizler ancak misaller yardımıyla anlarız. Misaller sadece anlamamızı kolaylaştırmak içindir, yoksa Allah’ı böyle somut misallerle özdeşleştirmememiz gerekiyor. 

Netice olarak, her şeyin üstünde, yapım ve tasarımın kime ait olduğunu gösteren ve basılmış tek bir imza vardır: “Made in Allah”! Yani tüm eşya güzel sanatlarıyla, eşsiz tasarımlarıyla hep beraber Kur’ân’ın lisanıyla manen der: “Lâ ilâhe illallah!”

“Eşya Üstündeki Tasarım İmzası” Eğitim Programı Ders Videosu:

https://youtu.be/Eyy5J5IbhAg

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.  

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin