Evimizde Olan Tehlikelerde Bir Kaçı

Eski zamanlarda evlerdeki en büyük tehlike, muhtemelen İnsanın sermayesi olan vaktini boş yerde geçirmektir, gereğinden fazla uyumaktan ve yapılması lazım olan işleri yapmamaktan ibaretti. Bunun yanında zararlı komşulardan gelebilecek bazı tehlikeler söz konusuydu. Ama devir değişti ve yeni şartlar içerisinde yeni tehlikeler oluştu. Şimdiki tehlikeler evden önce okula, sinemaya, sokağa, mahalleye, köye, kente ve çarşıya aktı. Fakat engellenemeyince zamanla evlere de girdi.

I. İslâm Dininin Asıl Amacı Beş Temel Gayeyi Korumaktır

Beş temel dinî gaye manasına makâsıd-ı hamse olarak isimlendirilen “Dini, hayatı, aklı, nesli ve malı korumak” Özellikle iletişimin arttığı ve teknolojinin geliştiği bir dönemde, başta kendimiz sonra da sorumluluğunu taşıdığımız şahısların bu temel rükünleri muhafaza konusunda ne yaptığını bilmek zorundayız.

Özellikle evimizdeki radyo, televizyon, internet, tahrik edici müzik ve müstehcen tv kanalları.. gibi olumsuz unsurlar karşısında, bir Müslüman olarak öncelikle dinî inanç ve uygulamalarımızın tehlikede olup olmadığını, hayatımızın zarar görüp görmediğini, aklımızın yanlış etkilenip etkilenmediğini, neslimizin dejenere olup olmadığını ve paramızın boş yere gidip gitmediğini düşünmek zorundayız. Ve çevremize baktığımızda gayri meşru bataklığa düşen gençlerin, sürekli müstehcen neşriyat izleyenlerin, küçük yaşta nikahsız gayrimeşru bir hayata sürüklenenlerin, derslerine çalışmadığı halde internetteki sohbet odalarından (chat) çıkmayarak saatlerce vakit geçirenlerin, lüks özentisi uğruna en pahalı cep telefonlarını alanların, eşiyle ve çocuğuyla ilgilenmediği halde yerli ve yabancı pek çok kanalı izleyenlerin, evlâd u ıyâlinin halini bilmezken sanatçıların magazin haberlerini takip edenlerin.. varlığını görüyorsak, muhakkak evde ve elde bir tehlike vardır.

II. Vesileler Maksatların Hükmünü Alır

İslâm’a göre iyiliğe sebep olan şey iyi, kötülüğe sebep olan şey de kötüdür. Bu açıdan medya ve teknoloji değerlendirilirken, neticede iyi yanı mı yoksa kötü yanı mı daha çok diye düşünmek zorundayız. Ve bu sonuca göre onları kullanma ve istifade etme konusunda bir hüküm çıkarırız. Vardığımız sonuca göre onların durumu; farz (vacip), müstehab, mubah, mekruh ve haram olmak üzere beş temel hükümden birisini alacaktır.

Mesela çocuklarını zararlı yayın takip etmekten alıkoyamayan bir aile için yerine göre internet, tv, radyo ve cep telefonu.. almak haramdır denebilir. Eğer bu noktada tehlike kesin değil de muhtemel ise, hüküm mekruhluğa dönüşür. Şayet herhangi bir tehlike beklenmiyorsa hüküm mubahlıktır. Eğer mezkur aletlerin varlığı pek çok hayra vesile olacaksa, bu sefer hüküm onun farziyetidir. Şayet bu iyilikler muhtemel ise bu sefer de müstehab olur. Eğer beklenen fayda ile zarar eşitse, İslâm’ın mahzurlu şeyleri terke verdiği önem sebebiyle ondan uzak durulması önerilir. Şayet iyilik veya kötülük yanlarından biri ağır basıyorsa da ona göre hüküm verilir. Unutmayalım ki gençlerde duygular hükmeder. Bu sefer çocuğun okul dersleri için bilgisayar almaya mecbur oldu isek çocuğu ayrı odada değil ȃilece oturduğumuz odada çocuğu tutacağız.

III. Kötülüğü Engellemek Dinî Bir Görevdir

İyiliğe yardım etmek ilahi bir görev olduğu kadar, kötülüğün önünü kesmek de ilahi bir görevdir. Zira Allah Resûlü (s.a.s.) “Bir kötülüğü gördüğünüz zaman onu elinizle düzeltin. Şayet buna güç yetiremiyorsanız dilinizle düzeltin. Şayet buna da gücünüz yetmiyorsa kalben buğz edin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır.” buyurmaktadır. Bunlar içinde “el ile düzeltme” umumi manada yönetim mekanizmasının işi olmakla birlikte fertlere bakan yönüyle de herkesin kendi mesuliyet alanına göredir.

IV. Dinde Harama Bakmak Yasaklanmıştır

İslâm’da harama nazar etmek yasaklanmıştır. “Mü’min erkeklere söyle ki gözlerini harama bakmaktan korusunlar…, mümine kadınlara da söyle ki gözlerini harama bakmaktan korusunlar…” ayetlerinin hükmü bu konuda açıktır. Bir kişinin bakması yasak olan haramın ölçüsü ise, fıkıh kitaplarında açıkça beyan edilmiştir.

Bakılması haram olan yasakların internet veya televizyondan izlenmesi, radyodan dinlenmesi de haramdır. Sonra bu kötülüklere sebep olan mekanlara cin ve şeytan gibi habis ruhların geleceği, bunun yanında oradaki rahmet meleklerinin gideceği muhakkaktır. Bu sebeple evlerin, işyerlerinin ve toplanılan mekanların bereketli olmasını düşünenlerin, harama düşmemeye hassasiyet göstermesi gerekmektedir.

V. Hayat ve Ömür İsraf Edilmemelidir

Dinimize göre insan hayatı ve ömrü Allah Teâla tarafından ona bahşedilmiş, gereği gibi kullanılamazsa hesabının sorgulanacağı, bu yönüyle imtihan tarafının ağır bastığı bir lütuftur. “Kim daha iyi amel edecek diye hayat ve ölümü yaratan odur” (Mülk sûresi, 2) ayeti de bu hükmü gösterir.

VI. Malayaniyi Terk Etmek İyi Müslümanlığın Alametidir

İslâm’ın temel hassasiyetlerinden birisi, dünya ve ahiret adına faydasız olan bir şeyi terk etmektir. Allah Resûlü (s.a.s.) bu konuyu bir hadislerinde şu şekilde ifade eder: “Kişinin güzel Müslümanlığının alameti, gereksiz olan şeyleri terk etmesidir.” Bu hususta Sonsuz Nur’da şu açıklama geçer: “Malayani”, insanı hiçbir zaman alâkadar etmeyen, gereksiz ve onun ne bugünü ne de yarını için hiçbir faydası olmayan lüzumsuz şeylerle meşgul olması demektir. Öyle ki, meşgul olduğu şeylerin, ne şahsına, ne ailesine ne de milletine hiçbir faydası yoktur. İşte İslâmiyet’teki güzellikleri yakalayabilmiş biri, aynı zamanda laubalilikten de uzaklaşmış demektir. Öyleyse bu hadîs, aynı zamanda insana, ne yapması gerektiğini de öğretmektedir. İnsan daima, yüce ve yüksek meselelerle meşgul olmalı, uğraştığı her mesele ya doğrudan doğruya, ya da dolayısıyla, hem kendine, hem ailesine hem de cemiyete faydalı bulunmalıdır. Bir cihetle, ciddi insan olmanın tarifi de budur…

“Mâlâyaniyat” ile meşgul olan bir insan, fırsat bulamaz ki kendisini ilgilendiren şeylerle meşgul olabilsin. Devamlı surette, kendisini ilgilendirmeyen iş ve düşüncelerle dopdolu olan bir insan, kendisi için gerekli ve onu yakından ilgilendiren meselelere vakit bulamaz ki onlarla meşgul olsun…

Henüz kendi çizgisini bulamamış ve frekansını tutturamamış bir insanın, o frekansta doğru bir şeyler yapması da düşünülemez. Malayanilerle dolu olan bir insanın, “mâla ya’ni”ye açık olması da mümkün değildir. Evet kalbi ve kafası, sakat şeylerle dolu bir insan, nasıl ulvî ve sağlam şeylerle meşgul olabilir ki?!

Malayaniyi terk etmek, büyük zatlara ait bir şiar sayılmıştır. Ve Allah Resûlü (s.a.s.) bu durumu herkese özendirmiştir. Böylece kulluk adına büyük bir sınavdan geçtiğimizin farkına varılması sağlanmıştır.

Herkes kendi hayatına; ilgi duyup vakit ayırdığı aktivitelere bu gözle baktığında kendi muhasebesini yapabilir.

Burada bir gerçeği kaydedelim: “Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hâne dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev-i beşer dairesinden tut.. tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Her bir dairede her bir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile küçüklük ve büyüklük ters orantılıdır. Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve âfâkî işlerle meşgûl eder. Sermâye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür.” ( Dördüncü Mersele)

VII. İnanan Kimse Şüpheli Şeylerden Kaçınmalıdır

Allah Resûlü (s.a.s.) bir hadis-i şerifte “Şurası muhakkak ki, haramlar da helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında haram veya helal olduğu şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş sayılır. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibi ki, her an koruluğa girebilecek durumdadır. Biliniz ki, her melikin bir korusu vardır; Allah’ın korusu da haramlardır. Şu da bilinmelidir ki, cesette bir et parçası vardır, o sıhhatli olunca beden de sıhhatli olur; o bozulunca beden de bozulur. İşte o kalbdir!” buyurur.

Pek çok yönüyle ele alınabilecek bu hadisin burada sadece kazanca bakan yönüne işaret etmek istiyorum: Her şahıs kazancının helal olmasına dikkat etmelidir. Şayet onun içinden hepsi değil de birazı haram ise, o kısmı da ayırmalıdır haramdan şiddetle kaçmalıdır. Çünkü her şey gibi rızık alanı da yaratılıştan gelen imtihana dahildir. Kişinin yerine göre dünya adına kaybetmesi, ahiret adına kaybetmesinden daha hafiftir. Ve bu noktada bizi kendisine çeken maddi menfaatlerin nefsin bir desisesi, şeytanın bir telkini veya geçmiş ümmetleri mahveden dünyanın çekiciliği olduğu unutulmamalıyız.

Doç. Dr İsmail Köksal / yeni ümit

Sende yorum yazabilirsin