Evliliğinizi alışverişe kurban etmeyin!

“Her şey çok güzel başlamıştı. Onu ilk gördüğümde içimden ‘İşte evleneceğim kişi bu’ demiştim. Yıllardır beklediğim o insanla hayatımı birleştirecektim. Beni istemeye geldiklerinde en güzel kıyafetimle karşıladım onları… Kahve yaparken hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Bu kahve başka bir anlam ifade ediyordu çünkü… Yüzükler takıldı. Ben artık ‘başı bağlı’ biriydim.

Günler geçiyordu. Hayat daha bir güzel olmaya başlamıştı. Bir yuvamın olacağı duygusu sarmıştı her yanımı… Nişan alışverişi olana kadar rüya gibi devam eden hayatımız bir tartışmayla son buldu. O güne kadar saygı ve sevgi içinde yürütülen ilişkiler ilk defa çıktığım ve ilk heyecanlarımı yaşadığım o zaman içinde yok oldu. Nişan bohçası için alışveriş yaparken yorulup dinlenmeye girdiğimiz dönerci ilk pürüzün habercisiydi. Ben ayaklarım yerden kesilmiş bir halde dönerimi yerken, annem iyi bir restorana götürülmediğimizden dolayı için için öfkeleniyordu. Bu hissini etrafına da yansıtıyordu. Gergin bir hava oluşmuştu artık. Hele nişanlımın altın alırken nakit parasının az oluşu ve kredi kartına başvurması olayı noktaladı. Hâlâ düşünüyorum; ne oldu da bir anda nişanım bozuldu.”

Külfetsiz nikah ve nişan

 “Nikahın hayırlısı külfetsiz olanıdır” hadis-i şerifiyle başlamak en anlamlı başlangıç olacaktır. Sağınıza solunuza bakarsanız yukarıdaki hikayeye benzer nikâh masasında, kına gecesinde veya düğün alışverişinde noktalanan nişanları duyarsınız. Bazı nişan dönemleri çiftlere yüklediği maddî külfetler dolayısıyla evlilikle sonuçlanmadan bitiyor. Beklentiler büyüdükçe altında ezilen gençlerin sadece nişanları bozulmuş olmuyor, aynı zamanda ilk umutları, ilk heyecanları ve güvenleri zedeleniyor.

Uzman Psikolog Farika Teymur Artır, evlilik niyetiyle yola çıkarken tarafların birbirine ”denk” olmasının işi kolaylaştıran önemli bir unsur olduğunu söylüyor: “Evlilikte sosyal, ekonomik, kültürel uyum ve denklik önemlidir. Nişanlılar maddî imkânlarını olduğundan fazla göstermemelidir. Maddî beklentiden önce herkesin ne yapabileceğini söylemesi daha uygundur. Uyumlu bir beraberlikte birinin söylediğini diğeri anlar, karşı tarafın yerine kendini koyabilir, kendisini yanlış anlaşılmadığına güven duyarak doğru şekilde ifade edebilir. İhtiyaç olan şeylerin kullanacak kişinin kendi kişiliğini, zevkini yansıtır şekilde alınması alınan şeylerin uzun süre severek kullanılmasını sağlar. Bunun da marka takıntısından, çevrenin eleştirmesi endişesinden uzak bir şekilde yapılması gerekir. Hediye verilen, azla yetinip israftan kaçınırken hediye alanın memnuniyet sağlamaya ve kendisinin de beğendiği güzel şeyler almaya özen göstermesi nişanlılık döneminin sağlıklı bir şekilde geçirilmesini ve evliliğe sağlıklı bir zemin hazırlanmasını kolaylaştırır.”

Uzman Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun ise mutluluğu maddede arayalı beri evlilikleri kaybettiğimizi, maddenin manayı körelttiğini, tatmini azalttığını düşünüyor. Bir takıntıya, obsesyona dönüşen madde eksenli beklentilerin sahipleri bu beklentileri gerçekleşmediğinde kendisinde bir eksiklik hissederler. Bu takıntılı tipler istediği olmayınca öfkelenir hatta istediği olsa dahi düşündüğü tarzda gerçekleşmediği için rahatsızlık duyar. Ve evliliği erteleyen, engelleyen durumlar oluşur. Bu durum aslında bir marazın oluşması demektir. Marazın ise bir hastalık olduğunu ve bunun tedavi edilmesi gerektiğini ifade eden Aktosun, bir hastalık olduğunda “Aman öylece kalıp beklesin” diyemeyeceğimizi ve tedavi ettirmemiz gerektiğini söylüyor.

Madde ile değer biçmek

Kişilerin nişanlılık dönemlerinde maddî isteklerin gerçekleşmesine neden ısrarlı davrandığını ise şöyle anlatıyor Aktosun: “Bu insanların kendilerini çevreye madde ile kanıtlama çabasıdır. ‘Karşı taraf bana şu kadarlık bir takı seti aldı’ diyerek ‘Ben bu kadarım’ demek ister. Madde ile kendini ölçme anlamı taşıyor. Talep edenin kendi değerini karşıdan gelecek madde ile ölçme anlamı taşır bu aslında. Bilinçaltında bu anlamı taşır. Sanki ailenin onuru, haysiyeti bu üç-beş maddeyle ölçülebilir. Bu da süreci değersizleştiriyor. İnsanı değersizleştiriyor. Bir insanın kendini değerli hissettirecek argümanlar mana kaynaklıdır. Bir insanın değerini oturduğu evle, kullandığı arabayla ölçmeyiz. Karakteriyle ölçeriz. Kuşatıcı olamayan insan evlenemez ve ‘bana ne yapıldı, yapılmadı’ ile kendini tartar. Mana gözüyle karşısındakine bakamaz. Karşı tarafın mana itibariyle yaptıklarını da göremez. Dolayısıyla ruhsuz bir başlangıç olmuş olur. Sonucu da malum neticeyi verir.”

Bu süreçteki kişilerin göreceği zararları ise Aktosun şöyle ifade ediyor: “Sadece bireyler değil aileler, toplum, herkes zarar görür. İhtiyaçlar evlilik öncesi tabii ki karşılanacak. Maddî imkân ölçüsünde yaşam için gerekli olan ihtiyaçlar karşılanmalı. Bu talepler abes değildir. Bizim konuştuğumuz abes olan ise gerçekleşmesi mümkün olmayan ya da çok zorlayacak olan talepler. Kızın ailesi de oğlanın ailesi de nişanın son dönemlerinde madde yüzünden bozulan ve çirkinleşen sonuçlarla baş başa kalabiliyorlar.”

Aşırı hoşgörü de zarar veriyor

Uzman Psikolog Farika Teymur Artır, nişanlılık sürecindeki sorunların kaynağını ise başka bir bakış açısıyla değerlendiriyor: “Aşırı hoşgörülü, duygusal yönü ağır basan ve hayır diyemeyen kişiler önce gelen aşırı istekleri yerine getirmeye çalışmakta, fakat bu davranışlar olumsuz etki bırakarak kişiliğin olumsuz şekilde algılanmasına yol açarak iletişimi olumsuz şekilde etkilemektedir. Aynı zamanda zorlayıcı isteklere sınır konmayınca başka zorlayıcı istekler takip etmektedir.

Bazen bu tür davranışlar karşı tarafın maddî imkânlarının yetersiz olduğunu anlamamış olmaktan dolayı hata sonucu ortaya çıkar ve kişilik yanlış algılanarak önyargı doğmasına da neden olabilir. Bu da ilerleyen zamanlarda yaşanan streslere bağlı sorunların olduğundan farklı algılanmasına sebep olabilmekte ve sorunların sağlıklı bir şekilde çözümünü zorlaştırmaktadır.”

Nişanlılık döneminde şartlar müsait ise mana eksenli ritüelleri yerine getirmeyi doğru bulduğunu söyleyen Yasemin Yalçın Aktosun, birbirine gidip gelmeleri, tatlı seranomileri, geleneklere bağlı mana içerikli ziyaretleri kaynaşmayı arttırıcı bulduğunu ekliyor ve tavsiye ediyor.

Evlilikte manevî değerlere sevgi ve saygıya ne kadar fazla önem verilirse maddî ihtiyaçların karşılanması da o kadar aşırılıktan uzak, birbirine samimiyetle davranarak yapılacak bu da zorlayıcı değil kolaylaştırıcı olacaktır.

Ebeveynlerin tutumu nasıl olmalı?

Nişanların bozulması veya evlilikle son bulmasını, problemlerin çözümlenmesi veya düğümlenmesi konusunda önemli etkenlerden birisi de ailelerin tutumu. Evlatları üzerinden yapılan ego tatminleri en çok kendilerine ve evlatlarına zarar veriyor. Öte yandan evlatlarının yüksek beklentilerini dengeleyecek olan yine aileler. Bu konuda Uzman Psikolog Farika Teymur Artır, ebeveynlere bazı tavsiyelerde bulunuyor: “Ebeveynler geçmişle gelecek arasında bir köprüdür. Anne-babalar anlayışlı ve sabırlı tutumlarıyla geleneklerin olumlu yönlerini aktaran fakat farklılıklara saygılı davranan, katı tutumdan uzak bir duruş sergilemelidir. Gençlerin gençlik heyecanıyla beklentilerinin yüksek olması durumunda aşırılıktan kaçınmaya davet ederek dengeleyici olmaya özen göstermelidir. Eksikler olsa da zamanla karşılanacağını, önemli olanın birbirini kırmamak olduğunu telkin etmelidir.”

“Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız….” kültürünü şiar edinmiş bir toplum olarak girilen her hayırlı işte kolaylaştırıcı olmamız gerektiği gibi toplumun temel dinamiği olan aile kurumunu oluştururken de kolaylaştırıcı ve idare edici olmak toplum sağlığına da katkı sağlar. Sağlıklı başlamış evlilikler sağlıkla devam eden toplumlar meydana getirir. İşin “vebal” kısmının ise dikkat edilmesi gereken bir unsur olduğu unutulmamalı.

Nişanlı çiftlerin iyi bir başlangıç yapmaları için

 Uzman Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun, gençlere evliliğe iyi bir başlangıç yapabilmeleri için şu tavsiyelerde bulunuyor:

– Birbirleriyle çok iyi konuşsunlar. Bu açıdan nişanlılık verilmiş mükemmel bir armağandır. Orayı gezelim burayı gezelim yerine, konuşulması gereken önemli mevzular evliliğe bırakılmamalı ve konuşulmalı.

– Beklentiler, sabrının ne kadar olduğu, neyi ne kadar kaldırabileceği uzun uzadıya konuşulmalı ve bunların sınırları belirlenmiş olarak evliliğe gidilmeli. Çok yönlü konulara girilmeli, mesela tatil organizasyonu, aile ziyaretleri, yemek düzenine kadar çok yönlü konuşulmalı.

– Nişanlı çiftlerin yaptığı en önemli hatalardan bir tanesi de can sıkıcı bir konu olduğunda onun üzerinin örtülmesi ve bir sonraki buluşmada tartışma olmaması için gündem dışı bırakılması. Konuları çözümlemeli. Öncesinde bir pürüzün olması evlilikte de pürüzün olması anlamına geliyor. Pürüzleri gerekirse yardım alarak sonuçlandırmalı.

– Kişiler sadece evlenmezler, aileler de evlenir. Yeni bir aileye girmeye hazır olunmalıdır. Sadece nişanlının değil ailenin de gönlünü kazanmak için çaba sarf edilmeli. Her iki taraf da yeni ailesine açık olmalı.

– Mümkünse bir evlilik okuluna gidilmesi uygun olur. Taraflar evlilikle ilgili aynı kitapları okusunlar. Önemli buldukları yerlerin altını çizsinler. Sonra da değiştirsinler. Her iki taraf da nerelere vurgu yapıldığını görmüş olur.

– Sevgiyi tüketmesinler. 7 gün 24 saat görüşmesinler. Sürekli mesajlaşmalar, dışarıda buluşmalar ilişkiyi sağlamlaştırmaz. Kaliteyi ve seviyeyi azaltır. Bıktırmaya gerek yok. Bununla ilgili sınırı herkes kendi koymalı.

Fatma Şenadlı Kavak /moraldunyasi.com

Sende yorum yazabilirsin