Fani Beden Güzelliği mi, Yoksa Ebedi Ruh Güzelliği mi?

GüllerBeden ile ruh aralarında konuşuyorlardı. Beden güzelliğine ve parlaklığına mağrur olarak ruha dedi ki:

“Ben senden daha değerliyim; bak herkes bana ilgi gösteriyor ve beni seviyor.”

Ruh ise, kendi telâfetini gizlemiş olduğu halde o bedene dedi ki:

“Hey süprüntülük! Sen kim oluyorsun? Ben senden çıkayım da o zaman görürsün. Seni sevenler sana mezar kazarlar. İki gün bile seni saklamaz, böcek ve karıncalara gıda olman için seni toprağa gömerler.” ( Hz Mevlana’dan Hikâyeler )

Mevlana Hz.lerinin eserlerinde anlattığı hikâyelerin hepsi ibret verici olmakla birlikte, gerçek hayat ile bağlantı kurar ve bize hayatı idrak ettirerek düşünmeye sevk eder. Bu hikâyede anlatılmak istenilen, beden mi daha değerli yoksa ruh mu? Bedeni mi güzelleştirmek gerekir, yoksa ruhumuzu mu? Hepimizin bu soruya vereceği cevap, ruhumuzu güzelleştirmek olmalıdır. Çünkü beden bu dünyanın fiziki şartlarına göre yaratılmış olup, çocukluktan ihtiyarlığa kadar dünyevi hayatını sürdürür ve sonra toprak olmaktan başka sonu yoktur, ama ruhumuz böyle değildir, ruhumuz ahiret âleminde sonsuza kadar varlığını sürdürecektir.

Evet, ruhumuz bu geçici dünya hayatında vazifesi bittiği zaman, beden elbisesini dünyada bırakarak ahiret âlemine intikal edecektir ve ahiret âleminde dünyadaki amellerine göre sonsuza dek varlığını sürdürecektir. Çünkü ruh ölümlü değildir, beden sadece ruha giydirilmiş bir elbisedir ve insan bu dünyada ruha giydirilmiş beden elbisesiyle imtihan olunmaktadır.

İnsanİnsanların çoğu dış görüntülerine önem verdikleri halde, kalp ve ruh güzelliklerine önem vermezler. Geçici güzellikler uğruna başkalarına güzel görünmek, açık saçık giyinmek, kendini beğendirmek, modayı takip etmek, ihtiyacı olmadığı halde hep yeni elbiseler almak bu ve buna benzer dünyevi işler ile uğraşmak yalnızca beden güzelliğini ön plana çıkarır. Ruh güzelliklerinin farkına varamayan bu insanlar baki güzelliklerini de düşünmezler. Çünkü onlar hayatı sadece bu dünyadan ibaret sanırlar ve ruh güzelliklerini karanlıkta bırakırlar. Hem bu imtihan dünyasında hem de ahiret hayatında saadete kavuşamazlar, dünya hayatında zahiren saadette olduğu görülse de manen hayatı elem ve sıkıntılar içerisinde olur, çünkü hakiki huzur ancak imanı elde etmekle gerçekleşir.

İman gücünün verdiği kuvvet ile imtihan sırrının farkında olan insanlar, bedenini geçici olanlarla meşgul etmeyip, ruhunu ebedi kalacağı ebed yurdu için sonsuz mutluluğa kavuşturmakla meşgul ederler. Ruhumuzu güzelleştirmek şüphesiz ki; Kur’an hakikatlerini anlamak ve Peygamber Efendimizi ( s.a.v.) kendimize rehber edip onun gösterdiği yoldan hayatımıza yön vermekle gerçekleşir, adeta hayatımızın her anını İslam nurunun ışığıyla aydınlatmak gerekir ki ruhumuzda o İslam nurundan hissedar olsun.

Ruhun güzellikleri gizlidir. İnsanoğlu sadece beden güzelliğini ön plana çıkarttıkça ve sadece bedeniyle yani hep genç kalacakmış gibi bedeniyle meşgul oldukça ruhu mana âlemindeki güzelliklere kapanır, hal böyle olunca asıl bedeni güzelleştiren ruhunu karanlıklarda bırakır. Kur’an-ı Kerimin beyanıyla;

Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Bakara 7) ayetinin tehdidiyle karşılaşırlar.

Kalp ve kulakların mühürlenmesi ve gözlere perde çekilmesi artık hak ve hakikati göremeyip, tüm ömrünü gaflet sarhoşluğu içinde geçirmek manası çıkar ve bu gaflet sarhoşluğu da âlem-i ahirette büyük bir azap ile karşılığını görür.

Bediüzzaman ( r.a.) Sözler adlı eserinde

Göz, bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp, belki nefis hesâbına çalıştırsan, geçici, devamsız bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsâniyeye bir kavvat derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesâbına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı san’at-ı Rabbâniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübârek bir arısı derecesine çıkar. ( Sözler )

 GörmekBiz evimizdeki pencereden dışarıyı ne kadar görebiliyorsak, ruhumuzda beden penceresinden ancak evdeki dış dünyayı gösteren pencere misali kadar görebilir. Kuran-ı Kerimin beyanıyla: Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye eden ehl-i iman insanlar, ruhunu Allah (c.c.) yolunda olgunlaştırma inceliğinin farkına vararak gözünü, kalbini ve ruhunu şehvet ve nefsanî duyguların esiri yapmazlar. Bütün bu azaları veren Cenab-ı Hakka satıp O’nun isteği doğrultusunda çalıştırırlar. Ruhunu, gözünü, kalbini şu kâinat kitabının bir seyircisi ve tüm mevcudata mana-i harfiyle yani “Oku Yaratan Rabbinin adıyla!” ( Alak-1) ayetinin ışığında Allah (c.c.) namına baktırır. İşte bu şekil ehli iman insanlar, ruhun ölümsüzlüğünü idrak ederek tüm varlığını Cenab-ı Hak yolunda seferber ederler, ahiret âlemin de ebedi gençliğe kavuşacağına inanarak bu dünya hayatında ruhunu ve kalbini ebedi kalacağı Ahiret âlemi için güzelleştirme çabasında olurlar.

Mademki ruhumuz bu imtihan dünyasını beden elbisesinin göz pencerelerinden seyreder ve evin penceresinden dışarı bakmak nasılsa, ruhumuzun da dünyaya bakış açısı evdeki pencereden dışarı bakmak gibi ise, öyleyse bedeni değil de ruhumuzu güzelleştirmekle meşgul olalım. Ruhunu Allah (c.c.) yolunda güzelleştirmekle meşgul eden insanlar, bu pencerenin bakış açısını genişletirler ve mana âleminde hak ve hakikatin farkında varıp, imtihan sırrını çözerler. Böylelikle kendilerini hizmeti Kur’an’iyede son nefeslerine kadar hizmetkâr eyleyip, sadece kendilerini düşünmeyip diğer insanlara da iman nurunu ve ruh güzelliğinin inceliklerini anlatma çabasında olurlar. İşte ruh ve iman güzelliklerinin farkına varan bu insanların gözünde ne cennet sevdası nede cehennem korkusu olur. Onlar sadece Allah (c.c.) nurunu hak ve hakikati anlatmak için çırpınırlar, adeta hem dünyalarını hem de ahiretlerini bu sevda uğruna feda ederler, çünkü “bir insanı kurtaran bütün insanları kurtarmış gibidir” inancına sahiptirler. Böyle insanlar nefislerini düşünmeyip, elinden geldiği kadar çevresinden başlayarak ulaşabildiği insanlara iman nurunu anlatma aşkı ve şevki ile hayatlarını sürdürürler. Çünkü iman aşkını anlatmak ve yaşamak tabiri caizse baldan daha tatlıdır, insan iman tadını tüm benliğinde hissedince bu aşk ve şevkle dolup taşar ve etrafına saçmaya başlar.

Yazımı İmam Gazali’nin şu sözü ile noktalamak istiyorum: 

Bedenine değil kendine değer ver ve gönlünü olgunlaştır. Çünkü kişi; bedeni kadar değil, ruhu kadar insandır. ( İmam-ı Gazali ) 

Rabbim bizleri, ruhunu güzelleştiren ve iman tadının farkına varan ve Kur’an’ın güzelliklerini hayatına uygulayan kullardan eylesin. ( Âmin )

Mehmet Kazar – Araştırmacı Yazar

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin