Fantastik Bir Bilim Kurgu Öyküsü

(Varoluş Mucizesine Çok Farklı Bir Yaklaşım) 

Önce devam eden Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın ön bilgilendirmesini yapalım: 7 Mayıs 2016 16.45 Ct. günü Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA’da sunulacak ve ayda bir kez yapılacak, izahlı ve görsel sunumlu Risale-i Nur Eğitim Programımızın yeni dersi: “VAHYİN HAKİKATİNİN İSPATI” Kur’ân’ın; ruhları, akılları ve kalpleri fetheden ve dünyayı manen istila eden büyük davasını nasıl ortaya koyduğunu etkileyici tespitler ışığında göreceğiniz ve insanlık âlemi içinde ortaya çıktığı andan itibaren, bütün hayallerin ötesinde ne mertebede büyük bir manevî inkılap gerçekleştirdiğini ve insan sözü olmadığının mantıkî çıkarım ve delillerinin en çarpıcılarına şahit olacağınız programımıza davetlisiniz. Bambaşka bir âleme götüren müziğiyle ve düşündüren görselleriyle 3 dk. 26 sn.lik tanıtım videosunu tam ekran ve HD izleyin. Fragman Video Adresi: https://youtu.be/8-BxFCzicIs Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programımızın güncel ders konularının detaylarını ve tarih/yer bilgilerini www.kesifyolculuklari.com ve www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden takip edebilirsiniz. Hem bizi (haddimizin fevkinde olarak üstlendiğimiz) bu önemli iman hizmetinde yalnız bırakmamak ve manen destek vermek için; hem de imanî ilimlerin tahsilinde ciddî bir altyapı kazanmak, Risale-i Nur’u farklı mana açılımlarıyla anlamak ve taze bir heyecanla, alışkanlık ve sıradanlık perdesini kaldırıp atmak için derslerimize katılmanızı arzu ediyoruz. Ders programımızı üstüne bina ettiğimiz “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamızın ve tüm Risale-i Nur çalışmalarımızın dosyalarının yüklü olduğu adres: https://yadi.sk/d/09r41tL9ecYUA Bu depolama alanında tüm kitaplarımızın dosyalarını ve bütün seminerlerimizin videolarını, metinlerini ve Powerpoint sunumlarını hem görüntüleyebilir, hem de ister tek tek, ister toplu olarak indirebilirsiniz ve bulunduğunuz yerde bu tarz sunumları sizin de yapabilirsiniz.)

Şimdi sizi Tabiat Risalesi’nin eczane misalini yeniden keşfedeceğiniz fantastik bir bilim kurgu öyküsüne ve varoluş mucizesine çok farklı bir yaklaşıma davet ediyoruz. Lütfen içeriye buyrun!

Tabiat Risalesi Açılımları Seminerlerimizin birincisinde, Tabiat Risalesi içinde yer alan ve maddî sebeplerin eşyayı oluşturmalarında ortaya çıkan ilk imkânsızlığın anlatımında kullanılan ve meseleyi kökünden kavrayan meşhur, mükemmel ve eskimez misal olan eczane misalini biraz daha geliştirmek istedik ve kendimizi fantastik bir bilim kurgu öyküsünün içinde bulduk. Yüksek bir geleceğe ve âdeta bir bilim kurgu filmindeki fantastik bir biyoteknoloji laboratuarının içine hayalen gittik. Öykümüzün metni aşağıdaki yazımızdır, bununla birlikte hayal gücünüzün harekete geçmesi için videosunu da seyretmenizi tavsiye ediyoruz. Bilimkurgu öyküsünün video linki: https://www.youtube.com/watch?v=2fMSedb19nc

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz Görsel/İnteraktif Kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Tabiat Risalesi’ndeki dokuz adet imkânsızlığın ilk maddesi olan ve sebeplerin eşyayı oluşturmalarında ortaya çıkan ilk imkânsızlığın anlatımında kullanılan ve meseleyi kökünden kavrayan meşhur, mükemmel ve eskimez misale tekrar bakalım. Bir eczanedeki yüz civarındaki kavanozun içindeki maddeler kullanılarak, canlılık özelliği olacak bir karışım, bir formül meydana getirilmek isteniyor. Sonra bakıyoruz ki, etrafta canlılık özelliği gösteren çok sayıda karışım yapılmış. Bu karışımların özel ölçülerle, hassas bir ayarla bir araya getirilerek oluşturulduklarını, içeriklerini detaylıca incelediğimizde anlıyoruz. Böyle bir neticenin rüzgârın esmesiyle, kavanozlardaki maddelerin birbirine rastgele karışmasıyla oluşamayacağını elbette biliyoruz.

Misalimizi biraz daha geliştirmek istiyoruz: Kendimizi yüksek bir gelecekte ve âdeta bir bilim kurgu filmindeki fantastik bir “Biyoteknoloji Laboratuarı”nın içinde hayal ediyoruz.

İnsanlığın hizmetine verilmiş bu laboratuarda öylesine ileri düzeyde bir teknoloji kullanılıyor ki, her çeşit element “Nano Teknoloji” kullanılarak sentetik olarak üretilebiliyor.

Bununla da kalmıyor, uzaktan idare ve kontrol edilebilen bu harika “Akıllı Nano Elementler” bir araya getirilerek “Yeni Dna Dizilimleri” oluşturabiliyor ve ihtiyaç halinde düzenli bir şekilde değiştirilebiliyor.  Minik parçacıklarımız çok kısa bir zamanda istenen oranda ve şekilde çoğalarak bir canlının “Andro-Klon” kopyasını, yani sentetik parçalara organik özelliklerin kopyalanmasıyla oluşturulan, android ve klon özelliklerine sahip yaşam taklitlerini oluşturabiliyorlar. Bu sayede yepyeni ve bambaşka bir canlı üretilebiliyor.

Böyle bir şeyi hayal edin. Ne kadar muhteşem olur değil mi? Bir kaç tane nano makinenin program kodlarına istediğiniz bitkinin Dna bilgisini kopyalıyorsunuz, nerede ve ne kadar üretileceğine karar veriyorsunuz. Yetkili yöneticilerin ve bilim adamlarının aldıkları kararların, “Biyometrik Kimlik Doğrulama Sistemi”yle alınan “Biyolojik İmza”larla onaylanmasından sonra, parçacıkların kısa bir zaman çalışmalarıyla, belirlediğiniz alanı tam istediğiniz şekilde bir bitki örtüsü ile süsleyebiliyorsunuz.

“Biyometrik Kimlik Doğrulama” Hakkında Ara Not: Biyometri, kişinin ölçülebilir fizik ve davranış özelliklerini tanıyarak kimlik saptamak üzere geliştirilmiş otomatik sistemler için kullanılan bir terimdir. Özetle, biyometri kişinin ölçülebilir biyolojik izlerini ifade etmektedir. E-Pasaportlarda yüz, parmak izi ve göz bebeği olmak üzere üç tür biyometrik verinin kullanılması mümkündür. İnsanların avuçlarının içindeki kan damarları kişiye özeldir. Herkesin kan damar ağı farklıdır. Buradan yola çıkarak gerçekleştirilen avuç içi kimlik doğrulama sistemi, hastanelerde kullanılmaktadır.

Bir bitki örtüsü oluşturabildiğiniz ve özelliklerini belirleyebildiğiniz gibi, tüm hayvanlar ve insanlardan da yapay canlılar üretebiliyorsunuz. Artık en ileri hayaller, “Programlanabilir Dna” ile gerçek hale geliyor. Örneğin sevdiğiniz bir hayvan türünden detay özelliklerini kendiniz seçebileceğiniz bir arkadaşınız olsun ister misiniz? Belki de göz alıcı yeni bir tür dizayn etmeyi daha çok tercih ediyorsunuz. Bu şekilde canlılık özelliklerini birebir kopyalama, değiştirme ve geliştirme özelliklerine sahip nano hücrelerinizle tasarımınıza uygun olarak oluşturulan mini android hayvanlarınız, çok kısa sürede etrafınızda dolaşmaya başlıyor. Böyle bir şey düşünün. İstediğiniz şekilde davranan, istediğiniz renge sahip, ısırmayan, tüy dökmeyen, alerji yapmayan bir kediniz olsun ister miydiniz?

Belki de siz de benim gibi bir yakınınızı kaybettiniz. Onunla tekrar görüşmek, yeniden ona dokunmak istiyorsunuz. “Dna Kopyalama Yöntemi”yle, sevdiğiniz insanın önceden kopyalanmış ve hayattayken arşivlenmiş Dna dizilimleri ve kodları, “Dijital Veri Tabanı Arşivi”nden çıkartıldıktan sonra, emrimiz altında çalışan çok sayıda nano hücreye ışık hızında işleniyor ve insan yaratımının fiziksel işlevlerini ve görüntüsünü taklit etme kabiliyetine sahip başarılı bir kopyası, bu fantastik laboratuarımızda üretilmeye başlıyor. “Hafıza Bilgileri Kopyalama Metodu” kullanılarak alınan ve beynin nöron ağında korunan hafıza verileri, “Sentetik Dna Veri Bankaları”nda depolanıyor.

Böylece sevdiğiniz insanla aynı hafızayı kullanan, karakterini ve duygusal tepkilerini taklit edebilen andro-klon insanlar, kopyalanan Dna ve hafıza bilgilerinin “Sentetik Ruh Programı”na yüklenmesiyle oluşturuluyorlar. Âdeta ölüme yeniden bir hayat rengi veren bu yaşam kopyalarıyla geçmişi yâd edebiliyor, sohbet edebiliyor ve önceden belirlenmemiş, nasıl tepki vereceğini kesin olarak bilmediğiniz interaktif, yani karşılıklı etkileşimli yeni paylaşımlarda bulunabiliyorsunuz.

“Sentetik Ruh” Tabiri Hakkında Ara Not: Bir bilimkurgu tabiri olan bu ifade şunu ifade ediyor: Sentetik yapay demektir. Sentetik ruh ise insan davranışlarını, karakterini ve tepkilerini tamamen taklid edebilen, mesela sinirlendirecek bir durum karşısında sinirlenebilen, üzüntü verecek bir anda üzülebilen veya ağlayabilen davranışlar geliştirebilecek şekilde programlanmış, “Andro-Klon” diye tabir edebileceğimiz yani organik bir materyal üzerinde fakat aslında sentetik ve yapay, robotik, android bir canlının programını ifade ediyor. Tamamen insan görünümünde ve yapay zekâyla çalışıyor. Fakat yapay zekâ sadece zekâyı ifade ediyor. Sentetik ruh kavramı yapay zekâdan çok daha ileri bir noktayı işaret ediyor. Benimle nasıl konuşuyorsanız, nasıl duygular tepkiler veriyorsanız.. Yani sadece zekâ göstergesi olan davranışları değil, ruhsal göstergeler manasındaki duygusal tepkileri de geliştirebilen yapay bir canlı söz konusu. Bu yapay canlının programına da sentetik ruh programı ismi verilmiş. Bu kavramı buradan aldık. Risale-i Nur’da ruh tarif edilirken bir kanun olduğu söyleniyor, yani bir program. Cenâb-ı Hak’kın bir programı. Canlı, üstüne şuur giydirilmiş, hayatlı bir program. Aslında hepimiz Allah’ın (sentetik değil ama) ilahî ruh programı ile çalışıyoruz. İşte bu misal aslında bizi oraya götürmeli. Bizler hepimiz canlı androidleriz, bunu görebilmeliyiz. Android, robotik canlılar olarak ortalıkta dolaşıyoruz. Robot gibi bir şeyiz. Elinizi açıp kapatmanıza, yürümenize, koşmanıza, konuşmanıza, bakmanıza, hissetmenize bir de bu gözle bakın. Robot gibi bir şeyiz işte. Bir beden içine konmuşuz ama nelerden oluştuğumuzun bile farkında değiliz ve bir damla sudan geliyoruz. Sonra insan diyor ki: “Kim diriltecek bu çürümüş ölüleri?” Bunu soran insan kendinin ne olduğuna bir bakmalı. Kur’ân o insana cevaben şöyle diyor: “İlk defa kim yaratmışsa o diriltecek.”

Elbette bu kadar muhteşem ürünler ortaya koyan bir mekânda, binlerce teknisyen ve yüzlerce dahi bilim adamı çalışıyor. Bu harika işler, arka planında muazzam bir teknolojinin ve insanlığın tüm bilimsel birikiminin en üst noktasını ifade eden devasa bir tecrübenin ve en zengin devlet bütçelerinden daha yüksek miktarlardaki malî imkânların desteği ile gerçekleşiyor. Bunu tahmin etmek, herhalde çok güç olmasa gerek.

Burada filmi durduruyoruz ve iki sorunun cevabını arayacağız. Birinci Soru: Laboratuardaki bilim adamlarının ve üst düzey yöneticilerin kimlik onayları yani biyolojik imzaları alınmadan, oluşturulacak canlı kopyasının tasarım ve çalışma kodlarının bilgisi nano parçacıkların üzerlerine programlanmadan, laboratuarın yüksek teknolojili cihazlarını çalıştıran elektrik gücü olmadan ve yapılacak masrafı karşılayacak para desteği bulunmadan, bir gece vakti laboratuar dışında çıkan bir fırtınanın duvarları yıkarak, camları patlatarak içeriye girmesiyle, cansız, şuursuz, kör, sağır, bilgisiz olan o mini parçacıkların, yani nano elementlerin birdenbire kendi başlarına programlanmaları ve yine kendi kendilerine çalışmaları ve bir canlı oluşturmaları mümkün olur mu?

“Evet, olur” diyene “siz de benim gibi çok bilim kurgu seyretmişsiniz” diyeceğim!

Böyle bir şeyin pratikte gerçekleşmesi mümkün değildir. Hele de bu imkânsız olayın, misalimizdeki laboratuardan çok daha büyük ve fantastik olan dünya laboratuarında on binlerce sene boyunca, milyonlarca türde trilyonlarca fertte tesadüfen, sürekli ve düzenli olarak tekrarlanması hiç mümkün değildir! İkinci soruyu sormadan önce, siz şimdiden içinde yaşadığınız dünyanın ve hayatın, bir bilim kurgu filminden daha fantastik yani olağanüstü olduğunun farkına varmaya başlamışsanız, doğru yoldayız demektir.

 

Şimdi Geldik Fantastik Laboratuarımızla İlgili İkinci Sorumuza: Acaba fantastik laboratuarımızda gerçekleşen, yüksek bir teknolojinin ürünü olan şaşırtıcı ve inanılmaz işler, içinde bulunduğumuz fakat artık alıştığımızdan hayret etmeyi unuttuğumuz dünyamızın içinde cereyan eden olaylara benzemiyor mu? Dünyanın her köşesinden, hayat sahibi mucizeli makineler fışkırıyor. İrili ufaklı, çeşit çeşit bileşimlerden meydana gelmiş bu yaşam çeşitliliği 94 adet temel elementten çıkıyorlar. O elementler, aynen misalimizdeki yüksek teknoloji laboratuarında programlanmış nano parçacıklar gibi çalışıyorlar.

İşte gözümüz önünde kendilerini belli bir düzenle kopyalıyorlar ve hızla çoğalarak canlıları oluşturuyorlar. Vücudumuzda çalışan hücreler ve elementler, sanki başka bir yerde programlanmışlar ve oradan emir alıyorlar ve kontrol ediliyorlar gibi bir vaziyet, işleyişleriyle ortaya çıkan harika neticelerde açıkça görünüyor. Aslında hepimiz emir altında çalışan elementlerden yapılmış, etten ve kemikten, ruh sahibi bir android gibi değil miyiz? Kendinize hiç bu gözle baktığınız olmadı mı? Canlı bir biyolojik makinenin içinde yaşıyoruz.

Büyük bir patlamadan hayatı meyve veren dünyamız, müthiş bir canlı android üretim laboratuarı gibi çalışıyor. Hem de nasıl! Milyonlarca canlı türü! Milyarlarca canlı ferdi! Bilim türlerin tasnifini tamamlamaktan aciz kalmış. Halen şu an itibariyle dünya üzerindeki 10 milyona yakın olduğu tespit edilen canlı türlerinin tasnifi devam ediyor. Bu sayının ancak dörtte birine bilimsel bir isim verilebildiğini biliyor muydunuz? Sadece mantar alanında 611 bin tür mevcut olduğu ifade ediliyor. Kıtalarda yaşayan 6.5 milyon tür bulunurken, 2.2 milyon tür de okyanus, denizler, akarsular ve göllerde yaşadığı tahmin ediliyor. 250 yıldır süren canlı türleri tasnifi üzerinde en azından daha 500 yıl çalışılabileceği belirtiliyor.

Son olarak, dünya misafirhanemizin ve kâinat sarayının geniş bir bakış açısıyla nasıl göründüğüne bakacağız. “Beautiful Earth and Space-Güzel Dünyamız ve Uzay” isimli ve “Home” gibi dünya ve tabiat belgesellerinin en güzel bölümlerini bir araya getirerek oluşturduğumuz altı dakikalık bir görsel şölene sizi davet ediyoruz. İhtişamlı müziğiyle sizi bambaşka bir âleme coşkuyla sürükleyecek bu videoyu mutlaka seyretmenizi tavsiye ediyoruz. Video adresi: https://youtu.be/e79ourxMRzY Lütfen bu videoyu dikkat ve ilgiyle, alışmışlık ve sıradanlık perdesini yırtarak ve “Biz burada yaşıyoruz!” diye heyecan duyacak bir farkındalıkla seyredin.

Şimdi bu gördüklerimizle ve elde ettiğimiz bilgilerle, içinde bulunduğumuz şu dünyanın ve kâinatın, misalimizdeki ruhu olmayan kopya canlıları üreten yüksek teknolojili fantastik laboratuardan çok daha büyük ve mükemmel olduğu güneş gibi açığa çıkmış oluyor.

Tüm bunlara ilave olarak, tabiattaki karışık fiziksel unsurlar, eşyanın tabiatı ve maddî sebepler, ortak özellikleri nedeniyle kendi kendilerine belli bir düzen altına girme özelliği göstermiyorlar. Sel gibi akıp istila etmek mizacında görünüyorlar. (Rüzgâr, güneş, hava, toprak, deprem, yağmur, ısı, ateş, buz, kaya, dağ, nehir vb.)

Tabiattaki büyük unsurların ve maddî sebeplerin ortak özellikleri ise:

Körlükleri, yani görerek iş yapma kabiliyetinden mahrum olmaları.

Sağırlıkları, yani diğerinin ne yaptığını bilerek hareket etmek için birbirleriyle haberleşme imkânlarının olmayışı.

Cahillikleri, yani bilerek iş yapmaktan aciz olmaları.

Cansızlıkları, yani kendi varlıklarından dahi habersiz olanların, önceden var olmayan ve kendilerinde bulunmayan özelliklere sahip bir oluşumu meydana getirmeyi öngörememeleri.

Şuursuzlukları, yani düşünme yeteneği olmadığından, fayda ve zararları gözeterek karar verme ve tercihte bulunma anlamındaki iradelerinin yokluğu.

Denilse ki: “Siz tabiattaki sebeplerin eşyayı yapmadığını iddia ediyorsunuz. Hâlbuki biz gözümüzle görüyoruz ki, eşya o sebeplerden yapılıyor.”

Biz de deriz ki: Bu sorunun hakikî cevabı, ikinci cümlenizde gizlidir. Evet, biz de aynı şeyi söylüyoruz: “eşya o sebeplerden yapılıyor”. Fakat buna ilave olarak diyoruz ki: “eşyayı o sebepler yapmıyor, başkası o sebepleri kullanarak eşyayı yapıyor.”

Bu iki ifade arasında ciddi fark var. Yani diyoruz ki: bir resim, boyalarla ve fırçayla yapılıyor, fakat boyalar ve fırça o resmi yapmıyor. O malzemeleri maharetle kullanmasını bilen bir ressam, o resmi yapıyor. Bir ressamın, perde arkasından, bize sadece kalemi görünecek şekilde çalıştığını farz ettiğimiz durumda, o resmi bir ressamın yaptığını nereden anlarız? Ressam görüş alanımızın dışında diye, resmi boya ve fırçadan mı bilmeliyiz? 

Hâlbuki incelediğimizde görürüz ki, o boyaların ve fırçanın kendi kendine işleme ve sanat kabiliyeti bulunmuyor. İşte bu durum bize, o sanat kabiliyetine sahip bir ressamı arattırır ve varlığını sanki görmüşüz gibi aklen kabul ettirir.

Bu basit kıyastaki resimden milyonlarca kat daha harika olan ve ancak ileri bir teknoloji ve yüksek bir bilgi ürünü olabilecek ve büyük bir aklın tasarım kabiliyeti ile vücuda gelebilecek gelişmişlikte ve sanatlı olarak yapılan bu canlıları, “önüne aldığını dağıtan ve karıştıran büyük tabî unsurlar yapmıştır” diye kabul etmek, o fantastik laboratuardaki mini parçacıkların, fırtınanın çarpmasıyla kendi kendilerine mükemmel bir şekilde programlanmış olabileceklerine ve yaşam kopyası olan bitkiler, hayvanlar ve insanlardan çok sayıda meydana getirdiklerine hükmetmekten binlerce kat büyük bir hezeyandır. Böyle bir iddia, ancak sarhoşluk ve zihnî bir hastalık esnasında söylenebilecek bir söz gibi mantıksız görünmüyor mu?

Şimdi biz bütün bu bilimsel verilerden, görüntülerden, incelemelerimizden ve detaylı araştırmalarımızdan kendi çıkarımımızı, yorumumuzu ve kendi kanaatimizi söylüyoruz. Bizler böyle bir düşüncenin, ancak eşyanın varoluşunun gerçek sebebi olan olağanüstü bir yaratıcıyı kabul etmek istememekteki ısrardan kaynaklanabileceğini ve hakikatlerin arayıcısı olan bilimsel düşünceye, insan onuruna ve insanın yüksek idrak kabiliyetine böyle asılsız fikirlerin yakışmadığını ve onlarla bu kâinatın izah edilemeyeceğini düşünüyoruz.

Herkes gibi bizim de aklımızın hayret içinde kaldığı, devasa büyüklükte, ihtişamlı ve canlı bir tablo olan bu güzel kâinat, acaba güzelliğine ve mükemmelliğine yakışan bir açıklamayı hak etmiyor mu? İnsanlığın yüksek ruhu, bu şaşırtıcı kâinatı açıklayan doğru ve tatmin edici bir cevap istiyor.

Bizler olağanüstü olayların açıklamalarının da olağanüstü olmasını gayet olağan görüyoruz ve bu büyük soruların cevabını tabiat tuvalinde, zerreler mürekkebiyle, aklın daha mükemmelini hayal edemeyeceği bu güzel kâinat tablosunu resmeden ilahî sanatkârın varlığında buluyoruz ve O’nu hürmetle takdir ediyoruz. Bu büyük eserini hayranlıkla seyretme şerefini bize vermesine, bizi kendisine anlayışlı birer muhatap kılmasına ve eserleriyle kendini bize tanıttırmasına karşılık O’nu tanımak ve tanıttırmakla karşılık vermeyi en temel insanlık görevimiz olarak görüyor ve kabul ediyoruz.

Ediz Sözüer

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin