Günah işlemek îmânsızlıktan mı geliyor?

     Biz Müslümanların en büyük baş belâsıdır günahlar. Bir türlü yakımızı bırakmazlar, kalbimizi ve ruhumuzu yaralar, ahirette ebedî hastalığımız olurlar. Peki, biz nasıl oluyor da günah işliyoruz? Yoksa günah işlemek imânsızlıktan mı geliyor? Bu vesveseli suallerin cevabını bulabilmemiz için nefsimizi ve hissiyâtımızı tanımamız lâzım.

     Nefis, bir şeyin zâtı, kendisi, hakikati; ruh, kalp, can; ruh ile bedenden mürekkep olan ‘zât’ veya bedene müdebbir olan ruh, şehvet ve gazabın başlangıcı olan kuvve; insandaki kötü vasıfları toplayan bir asıl gibi farklı şekillerde tarif edilir. Nefs-i emmâre, kötülükleri isteyen ve onlardan zevk alan nefsimizin ham hâlidir. Ham hâl hâlinde olan nefsimiz, eğitim ve terbiye ile çeşitli konumlar ve boyutlar kazanır. Bunlar, ‘emmâre, levvâme, mutmainne, mülhime, radıye, mardıyye ve zekiyye/safiyye/kâmiledir’.1

Bu mertebeler içinde bizi en çok ilgilendiren ise nefs-i emmâredir. Nefs-i emmâre, kötülüğe âşık, harama düşkün, sefahate hayran, sarhoş; hep pisliklerden hoşlanan zavallı, hayırlı işlerde tembel ve ürkek, şerde cesur ve atılgan bozuk mizaç demektir. Bediüzzaman Hazretleri’ne göre nefs-i emmâre derecesinde olan bir nefis en tehlikeli nefistir.

Çünkü “nefs-i insâniyye muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti; müeccel gaip bir batman lezzete tercih’2 ediyor. Nefis, aynen lezzette olduğu gibi elemde de hazır zamanı önemsiyor, hazır zamana daha fazla ehemmiyet veriyor. Yani kesin yaşayacak bile olsa ilerideki azaptan değil, hazır küçük bir tokattan daha ziyade çekiniyor, korkuyor. Demek ki nefsimizin en büyük ve önemli bir özelliği, daima hazır güne bakması ve ileriyi umursamamasıdır. Nefis, insanda galip olduğu hengâmda bizi bu özelliği ile avlamakta ve günah işlememize sebebiyet vermektedir. Nefsin en büyük ve önemli bir diğer özelliği de Rabbini tanımak istememesidir.

Şimdi de hissiyâtımızı tanıyalım. Hiss ise “Duymak farkına varmak. Bir kimsenin hâline acımak.” gibi mânâlara gelmektedir. İnsanda nefis galip olabildiği gibi hissiyât da galip olabilmektedir.

Evet, insanda his, heves ve hissiyât galip olduğu zaman akıl devreden çıkar ve aklın muhâkemesini dinlemez. ‘Nefs-i emmarenin silâhını daha musırrane istimal eden kör hissiyat, damarlara tam dokundura dokundura icraatini yaptırıyor ve şeytandan gelen ilkaat ve fıtrî hubb-u hayattan gelen acib bir haletle, o ikinci nefs-i emmare hükmünde olan kör hissiyat, kuvvetli bir hırs, zevk ve lezzetle kalb ve ruha ilişiyor’.3

Meselâ nasıl ki açlık hissinde akıl, muhâkemesini kaybedip devreden çıkıyor, bunun neticesinde sinirleniyoruz, hırçın oluyoruz. Aynen açlık hissinde olduğu gibi bizi günaha harama sevk eden hissiyâtın akla hâkim olması sonucunda hissiyât, ehemmiyetsiz hazır bir lezzeti ilerideki gayet büyük bir mükâfata ve lezzete tercih ediyor. Hissiyât nasıl ki hazır lezzeti tercih ediyor, aynen nefis gibi ilerideki büyük ve dehşetli bir azaptan değil, hazır ve az bir küçük sıkıntıdan daha çok korkuyor, titriyor. Çünkü ‘his ve heves ileriyi görmüyorlar, görmek istemiyorlar, hatta inkâr ediyorlar. Nefis dahi bu esnada hissiyâta yardım etse ‘mahall-i îmân olan kalp ve akıl susarlar mağlûp olurlar.’4

Demek ki “günah işlemek îmânsızlıktan gelmiyor belki his ve heves ve vehmin galebeleriyle akıl ve kalbin mağlûbiyetinden ileri geliyor.”5

Evet, bu benim gibi “Acaba günah işlemek îmânsızlığımdan mı geliyor?” diye vesveseye kapılan bîçarelere ve bu vesvese yüzünden “Zaten battım batacağım kadar” deyip ibadetlerinden soğuyan, hatta namazı ve niyazı bırakan bîçarelere güzel bir müjde mahiyetinde.

Evet, biz beşeriz. Beşer olduğumuz için de şaşarız, hata yaparız ve günah işleriz. Ardından bu günahlara tevbe ederiz. Bazen tevbemizi bozup aynı günahı tekrar işleriz, bir daha tevbe ederiz. Unutmayalım ki biz günah işleyip tevbe etmeseydik, Rabbim bizi helâk eder günah işleyip tevbe eden kullar yaratırdı. Bu yüzden günah işliyoruz diye kesinlikle ümitsizliğe kapılmamalı bol bol tevbe etmeli ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (asm) günde yetmiş kereden fazla tevbe-istiğfar ettiğini6 ve Yüce Rabbimizin onca günahımıza rağmen bizi nâsuh tevbe etmeye dâvet ettiğini 7 unutmamalıyız.

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Dipnotlar:

1- Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, VIII, s. 437.
2- Lem’alar, Said Nursî, Shf: 220, Yeni Asya, 2013.
3- Emirdağ Lâhikası, Said Nursî, Shf: 342, Yeni Asya, 2013.
4- Lem’alar, Said Nursî, Shf: 220, Yeni Asya, 2013.
5. A.g.e. shf: 220.
6- Buhari; Kütüb-i Sitte / Deavat.
7- Tahrîm Sûresi, 8. Âyet.

Sende yorum yazabilirsin