Günahlardan Tövbeyle Arınmak

Yüreğimizin yandığı, gözyaşlarımızın çağladığı anlar vardır. Geçen günleri düşündükçe; ‘Ah keşke böyle yapmasaydım, şunları yaşamasaydım’ dediğimiz, hiç hatırlamak istemediğimiz nice hallerimiz vardır. Ama olan olmuştur. Amel defterimizi yazan melekler, her şeyi kaydetmiştir.

Bu sabah balkonumdaki kumruların hu, hu’sundan içime bir nur doğdu. Çocukluğuma, o günahsız günlere, özlemle uyandım. Duama cevap gelmekte gecikmedi. Sevimli, küçük bir çocuk, oturduğum koltuğun sol yanında başını cama dayamış dışarısını seyrediyor ve hiç olmayacak şeylerin peşinde: ‘Ben bebek olmak istiyorum,’ ‘Allah beni bebek yapsın,’ diyordu. Anne, baba dahil arabanın içindeki herkes şaşkın ve çaresiz. Başını okşadım. O hâlâ söylenmeye devam ediyordu; ‘Bebek, yeniden bebek olmak istiyorum.’

Ah be güzel çocuk! O günlere tekrar dönmeyi kim istemez ki? Allah’ım küçücük dudaklara, büyük lâflar ettiriyorsun. Hiç düşündünüz mü? Allah’ın katında neden özel bir yeri vardır çocukların, ihtiyarların ve hastaların diye. Çünkü âciz ve zayıftırlar. Sevgiye ve şefkate muhtaçtırlar. Dualıdırlar. O büyük hesap gününü, mahşeri düşündükçe yüreğimin yağı eriyor. Hz. Ebubekir’in ve daha nicelerinin sözlerini hatırlıyorum; ‘Keşke bir çocuk olsaydım, keşke toprak olsaydım, keşke bir daha dirilmemek üzere ölseydim de hesaba çekilmeseydim’ diye söylemelerinin hikmetini şimdi anlıyorum. Hesap gününün dehşetini hakkalyakîn duymuşlar, o günü ölmeden önce yaşamışlar.

Allah (c.c.), isim ve sıfatlarıyla tanındıkça, insan marifetullahta ilerledikçe, imtihanı daha da zorlaşıyor. İnsan, bilgisi nispetinde Allah’ı seviyor ve emrini dinliyor. Bazen kalbimizi, ümitsizlik bulutları kaplamaya başlar. Sonra bu tablo birden değişir. Yerini rahmete bırakır. Yağmur gibi kalbimize ümit yağmaya başlar. Rabbimizin rahmetiyle yıkanırız. Günahlarımızdan istiğfarla yıkanıp, tövbeyle temizleniriz. Tövbenin bir şartı da Allah’ın affedeceğine inanmaktır. Rabbimizin o engin rahmetiyle, şefkatiyle çepeçevre kuşatılmışız. O’na sığınırız, O’na güveniriz.

Allah’ım tövbemizi kabul eyle. Küçük büyük, gizli açık günahlarımızı affeyle. Rahmetinden sonsuza kadar ümitvar eyle. Son nefeste de adını yar eyle. Kabirde de imanımı yoldaş eyle. Azabından ve hesabından korkup, çekinenlerden eyle. Suçumu, kusurumu, hatamı günahımı ilk andan bugüne kadar ne varsa defterimde yazılı hepsini itiraf ediyorum. Hepsinin affını rica ediyorum senden. Tövbemin kabulünü bekliyorum. Merhametine güveniyorum. Çünkü Sen Tevvab’sın, Vehhab’sın, Gafur’sun, Settar’sın. Affedici, esirgeyip bağışlayıcı sadece Sensin. Hayra da, şerre de, iyiliğe de, kötülüğe de elverişli yaratılmışız.

Kalbe gelenin iyi ya da kötü olduğunu anlamanın yolunu, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle açıklıyor: ‘Eğer kalpte, kötülüğe karşı belli belirsiz bir fısıltı, gizli bir ses işitilirse, bilmeli ki, o fısıltıyı yapan şeytandır. Gizli ses de onun telkini ve vesvesesidir. Eğer tam zıttı ise, yani gelen ses bizi hakka ve iyiliğe çağırıyorsa o ses melek tarafındandır, Allah’tandır.’

İnsan olarak yaratılıştan nefsimizin arzu ve isteklerine uymaya ve duygularımızı o yolda kullanmaya düşkünüz. Nefis ise, şer ve kötülüklerin kaynağı olan şeytanın aracısı ve bir âletidir. Şeytan, nefsimizi kullanmakla bizi azdırıp, saptırabilir. Rabbimize sığınmakla, samimi ve ihlâslı bir kul olmakla bu tehlikelerden kurtulabiliriz. Tavır ve davranışlarımızın iyi ya da kötü olduğunu en ince noktasına kadar gösteren tek ölçü dinimizin emirleri. Yapılan her çeşit kötülükleri, haksız ve uygunsuz davranışları İslâm dini ‘günah’ ismi altında toplar. Günahlar ise, Yüce Allah’a, kendimize, ve başkalarına karşı olmak üzere üç gruba ayrılır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) herhangi bir tutum ve davranışın günah olup olmadığını Medineli Ensar’dan iki kişinin fazilet ve günah hakkındaki sorularına verdiği bir cevapla belirtmiştir. ‘Fazilet, huy güzelliğidir ve kalbini ferahlandıran şeydir. Günah da içini tırmalayan, rahatsız eden, halkın görmesini ve bilmesini istemediğin şeydir.’

Günahın küçüğüne aldırış etmemek olmaz. Büyük tepeler, küçük taşlardan oluşur. İnancı güçlü bir insan, günahlarının manevî ağırlığı altında ezilir. İmanı ve inancı zayıf olan ise, günahları, burnunun üstündeki bir sinek gibi görür, önemsemez. Başımıza gelen musibet ve fenalıklar insanın hep kendi kazancıdır. Nisa suresi, 79. âyette de; ‘Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her fenalık, kötülük de kendindendir,’ der. Bazen kalbimizi, endişe korku kaplar. Bazen de geçim sıkıntısına düşeriz. O zaman, Allah’a olan inancımızı ve güvenimizi tekrar sağlamlaştırmamız gerekir. ‘Kim benim zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır’ (Tâhâ, 124)

Günahlar, insana maddî ve manevî mahrumiyetler getirir. Kalp bunlardan kurtulup aklanmadıkça, ibadetten de bir haz ve bir tad alamaz. Kalbimiz, maddi ve manevî hayatımızı düzenleyen yegâne organımızdır. Bunun içindir ki, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor; ‘Haberiniz olsun ki, bedenin içinde bir et parçası vardır. O iyi olunca bütün ceset iyi olur. O bozuk olunca, bütün ceset de bozuk olur. İşte o et parçası kalbtir.’ (Buharî, c.1, s. 19)

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), ‘Mü’min, bir günah işlediğinde onun kalbinde siyah bir nokta konulur. O, bunu tövbe ve istiğfar ile silip atınca, kalbi o lekeden temizlenir. Eğer günaha dönerse, o noktalar artırılır ve nihayet onlar, o mü’minin kalbini kaplar,’ buyuruyor.

Allah’ım; Seni hakkıyla tanıyamamaktan, sevgili Peygamberimizi (s.a.v.) lâyıkıyla bilip, örnek alamamaktan af diliyorum. Tövbeler ediyorum. Cahillikten, kibirlenmekten, gururdan, hasetten, kıskançlıktan, yalancılıktan, yanlış inançlardan, nefsimin heva ve heveslerine uymaktan, gösterişin her türlüsünden, kendimi beğenmekten, riyadan, amel ve ibadetlerimle gösteriş yapmaktan, tanınmak, görünmek, bilinmek ve şöhret belâsından, vara yoğa kızıp, haksızlık etmekten, kin ve inat gütmekten, Sana sığınıyorum. Bunları bilerek ya da bilmeyerek yaptıysam Senden af ve özür diliyorum. Günahlarıma tövbe ediyorum. Bir daha işlememeye azmediyorum. Affeyle Allah’ım. Affeyle Rabbim. Âmin’ 

Allah’ım; savurganlıktan, cimrilikten, acelecilikten, kötü kalpli olmaktan, sabırsızlıktan, neme lâzımcılıktan, münafıklık etmekten, sui zandan, nefsimin arzularına düşkünlükten, günah işlemekte ısrar etmekten, senden başka bir güç ve kudrete itimat etmekten sana sığınırım. Eğer bilerek ya da bilmeyerek, bu veya bir başka fiili işlemiş isem, hatamı itiraf ediyorum, pişmanlık duyuyorum ve bunu bir kere daha işlememeye azmediyorum. Sana en içten ve samimi duygularla tövbe etmek istiyorum. Kalbimdeki katılığı ve pası sil, gider, Rabbim. Tövbelerimizi kabul eyle Allah’ım. Ne olur Rabbim, kabul eyle. Âmin.

Dünyada da ahirette de yüz karası olacak günahlarla huzuruna gelmek istemiyoruz, bizleri affeyle. Günahlarımızdan kurtulmak için Sana tövbe ediyoruz. Rabbim, senin açık ve kesin emrine uyuyoruz. Sen Kur’an’da öyle buyuruyorsun: ‘Hepiniz, Allah’a tövbe edin ey mü’minler. Tâ ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız.’ (Nur, 31) Allah’ım Seni anmaktan, fiilen, halen, kalben ve tavren, şeytanın gaflete düşürücü vesvese ve tuzaklarından hepimizi uzak eyle.

Allah’ım, insanlığın ilki ve başı dedemiz Hz. Âdem’in ve Hz. Havva’nın Kur’an’da geçen ilk tövbesi ile tövbemizi kabul buyur: ‘Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik. Eğer, Sen bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen, herhalde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız.’ (A’raf, 23)

Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz de, çok zaman: ‘Allah’ım! Beni bağışla. Tövbemi kabul buyur. Tövbeleri, çok çok kabul eden merhametli Sensin, Sen’ diyerek dua ederdi. Hatta ‘Rabbinizden mağfiret dileyiniz. Sonra, Ona tövbe ile dönünüz. Çünkü benim Rabbim çok esirgeyendir. Mü’minleri çok sevendir’

Hud Suresinin 90. âyetleri nazil olduğu zaman, Hz. Peygamber (s.a.v.) her gün yüz kere istiğfar etmeye başlamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) her insanın, hangi hâl ve hangi iş üzerinde bulunurken ölmüşse, ona göre diriltileceğini söylüyor. Rabbimiz de; ‘Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz! Herkes, yarın için, önden ne göndermiş olduğuna baksın! Allah’tan korkunuz! Çünkü Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdardır.’ (Haşr, 18) buyuruyor.

İnsanın kusursuz olmayacağı, bir gerçektir. Fakat, kusurunu bilmek ve onu tekrarlamamaya çalışmak da, bir görevidir, meziyettir. Burada kendini hesaba çeken, sorgulayan insan ne bahtiyardır. Hayat muhasebesinde bizi kurtaracak ve ilk baş vurulacak şey, tövbe etmemizdir. Yaptığı kötülüklerden pişmanlık duyan kimse, tövbenin ilk adımını atmış demektir. Peygamberimiz (s.a.v.) pişmanlığın, bir çeşit tövbe olduğunu haber vermiştir. Yaptıklarından hemen tövbe etmeyip onu, geciktiren veya ‘ileride tövbe ederim’ diyenler, şüphesiz aldanmışlardır. Hz. Lokman’ın oğluna ‘tövbeyi geciktirme! Çünkü, ölüm, sana ansızın gelir!’ der. Yüce Allah; Mü’min, münkir bütün kullarının tövbe etmelerini, bağışlanmak için af dilemelerini, rahmetinden ümitsizliğe düşmemelerini istemekte, kendilerinin bütün günahlarını bağışlayacağını bildirmektedir.

‘Bilmeyerek günah işleyen, sonra da tövbe edenler, bağışlanır ve Cennete girerler.’ (Nahl, 119)

‘Tövbe ve iman edip yararlı âmellerde bulunan insanlar, dünya ve ahirette felâh bulur, umduklarına kavuşurlar.’ (Furkan 70-71)

‘Mü’minlerden, kim bilmeyerek bir fenalık yapıp, sonra da ondan tövbe ve nedametle hallerini düzeltirse bilsin ki, Allah muhakkak çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.’ (En’am, 54)

‘Küfürden, zulümden tövbe edip iman ve hallerini ıslah edenlerin tövbeleri kabul olunur.’ (Mâide, 39)

Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘Günahından tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir,’ (İbni Mace, Sünen, c.2, s. 1420) buyuruyor.

İşlenilen günahlardan dolayı edilecek tövbede, dil ile istiğfarda bulunmak, kalb ile pişmanlık duymak, günah işlemeyi bırakmak ve o günaha bir daha dönmemeye azmetmek gerekir.

Tövbe eden kimsenin; yalanı, gıybeti, koğuculuğu, boş boğazlığı bırakması.

Kalbinde kin, hased, düşmanlık duygularına yer vermemesi.

Düşüp kalktığı yaramaz arkadaşlarından ve kötü dostlarından uzaklaşması.

Rabbine ibadetten geri kalmaması ve ahiret hazırlığı yapması… Tövbesinin kabul olunduğunun belirtileri ve işaretleridir.

Sahabeden Abdullah b. Ömer ‘İşlediği günahı hatırlayarak kalbine korku düşen kimse, günahlarının silineceğine emin olsun’ demiştir. Bu gibi insanlara sevgi göstermek, tekrar aynı yola düşmemeleri için dua ve temennide bulunmak görevimizdir. Bu da bir yardımdır. Günah, Allah (c.c.)’a, insanlara ve kendimize karşı olmak üzere üç gruba ayrıldığı gibi, tövbeyi de, Allah’a karşı işlediğimiz günahlardan tövbe, başkalarına karşı işlediğimiz günahlardan tövbe diye gruplandırabiliriz.

Allah’a karşı işlenilen günahlar; İmana, itikada dair günahlar ve âmeli yani ibadete yönelik günahlardır. Her iki kısım günahın da büyük ve küçük olanları vardır.

İtikadla ilgili günahların en büyüğü: Zâtında ve sıfatlarında yüce Allah’a şerik ortak koşmak, yahut Allah’ı inkâr etmektir.

Dünyada, bu günahtan kurtulmanın, arınmanın yolu: Müşrikliği ve imansızlığı bırakıp Allah’tan af dileyerek tövbe etmek, Allah’ı, şeksiz, şüphesiz var ve bir bilmektir. Dünyada bu şekilde tövbe ve iman etmeyenleri, Rabbimiz asla, bağışlamıyor, temelli azapta bırakıyor. Allah’ın ‘Yapınız!’ dediğini, yapmamak, ‘Yapmayınız!’ dediğini yapmak suretiyle işlenilen günahlar, dünyada iken tövbe ve pişmanlık duymakla, Allah’a yalvarıp yakarmak, O’nun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmakla bağışlanıyor. İşlenmiş olan günahlardan tövbe edilmekle birlikte, o günahların sayısı kadar hayr ve hasenat da, işlemenin gayreti içinde olmalıyız.

Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’inde: ‘Çünkü, haseneler, günahları giderir’ (Hud, 114) buyurduğu gibi, Peygamberimiz (s.a.v.) de, işlenilen bir günahı yok etmesi için onun arkasından hemen bir hasenenin, bir iyiliğin işlenmesini tavsiye buyurmuştur. (Münzirî, Ettergibu vetterhib, c.4, s. 109)

Kendimize karşı işlediğimiz günahlar, Allah ile kul arasında kalan günahlardır. Bu çeşit günahların tövbesi; dil ile istiğfarda bulunmak, kalb ile pişmanlık duymak, onları, bir daha işlememeye niyet ve azmetmektir. Başkalarına karşı işlediğimiz günahlardan tövbeye gelince. Bu, kul haklarına girdiği için, hepsinden daha önemli ve daha ağırdır.

Kul hakları: Mala, cana, ırz ve namusa, aile mahremlerine ve dine dairdir. Malla ilgili haklardan doğan günahlardan kurtulmanın ve arınmanın yolu; tövbe ve nedamet ederek o malı veya bedelini mal sahibine ödeyip helâllaşmak, Eğer hak sahibi kaybolmuş veya ölmüşse, o malı veya bedelini hak sahibinin varislerine ödemek. Varisleri yoksa onu, hak sahibi hesabına sadakalar vermek, Allah’tan da af dilemektir. Tasadduk edecek mala sahip olmayanların, ahirette hak sahibini razı edip, hakkından vazgeçirmesi için yüce Allah’a yalvarıp yakarmaktan, ağlayıp sızlanmaktan başka çareleri kalmamış demektir.

Gıybet ve iftira etmek, sövüp saymak, hakaret etmek, dövmek veya dövdürmek, Aile mahremlerini açıp, öğrenmeğe çalışmak, küfür ve dinsizlik isnad etmek.. gibi, ırz ve namusa, nefse, aile mahremlerine ve dine taalluk eden haklardan doğan günahlardan kurtulmanın, arınmanın yolu: Bu konuda sarf edilmiş olan sözlerin, yapılan hareketlerin tamamıyla asılsız, yersiz ve haksız olduğunu, hak sahibinin huzurunda itiraf etmek, hakkını helâl etmesini ondan dilemektir. Hak sahibinin gıyabında işlenmiş olan günah, kendisine açıklandığı takdirde, bir fitne ve fesad kopmasından korkulacak nitelikte ise, onu açıklamamak, fakat meclislerde, toplantılarda, dostları ve yakınları arasında, hak sahibinin iyi ve güzel huylarını anmak suretiyle daha önce onun hakkında söylemiş olduklarını geri almak, ahirette de, onu razı ederek hakkından vazgeçirmesi için yüce Allah’a yalvarıp yakarmak, ağlayıp sızlanmak, istiğfar etmek, hak sahibi adına hayr ve hasenat yapmaktan ve herkese iyi davranmaktan geri durmamak. Hakkına tecavüz edilen kimse, ölmüş, yapılan zulüm de, dil ve el ile yapılmış ise, o kimseyi rahmetle anmak, onun çoluğuna çocuğuna iyiliklerde ve iyi muamelelerde bulunmak gerekir.

Şüphe yok ki, yüce Allah, kullarından kusurlarını itirafla tövbe edenlerin tövbelerini kabul ve günahlarını afveder. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: ‘O, kullarından tövbeyi kabul eder. Günahlardan (tövbe edenleri) af buyurur ve bütün yaptıklarınızı bilir.’ (ŞÃ»ra, 25) Yeter ki, kul, yüce Allah’a açık bir kalble yönelmesini, ‘Aman ya Rabbi’ demesini bilsin. Yüce Allah, tövbe eden kullarını bağışladığı gibi, onları, günahlarının ağırlığı, ayıbı ve utancı altında da, bırakmaz.

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, bakınız ne buyuruyorlar:

‘Yüce Allah, tövbe eden kullarını bağışladığı gibi, onları, günahlarının utancı ve ağırlığı altında da bırakmaz.’

Bir diğer hadislerinde ise:

‘Yüce Allah, tövbe eden ve tövbesi kabul olunan kimsenin amelini yazan meleğe, onun günahını unutturur. Onları işleyen azaya da, işlenen yere de unutturur. O kimse, aleyhine şehadette bulunacak hiçbir şey ve hiçbir kimse bulunmadığı halde mahşere gelir!’

Böyle olanların, Kıyamet gününde amel defterlerine bakıp, baş tarafında günahlarını, sonunda da, hasenelerini yazılı bulacakları, defterlerinin baş tarafına tekrar baktıkları zaman, tamamının hasenelerden ibaret bulunduğunu görecekleri de, ayrıca bildirmiştir. (Munziri-Ettergibu vetterhib c.4 s.94-95)

Yüce Allah da, bu hususta şöyle buyurur: ‘Ancak, tövbe ve iman edip iyi amellerde bulunan kimseler müstesnadır. İşte, Allah, onların günahlarını sevaplara çevirir. Allah, çok bağışlayıp, affedici ve çok esirgeyicidir.’ (Furkan, 70)

Rabbim, Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) dünyamızı şereflendirdiği günler ve aylar hürmetine hepimizin günahlarını affeylesin. Dünyada ve ahirette afiyetler ihsan eylesin. Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin. Sonsuza kadar salâtu selâm Peygamberimizin (s.a.v.) üzerine olsun. Âmin.

 Selim Gündüzalp

Sende yorum yazabilirsin