Günlerin Kısalmasının Düşündürdükleri

Aralık ayı, kuzey yarımküresinde günlerin kısalarak, yılın en kısa günü olan 22 Aralık’ın yaşandığı bir aydır.

Acaba, her yıl içerisinde günler niçin kısalır, geceler niçin uzar; her yıl içindeki en kısa gün ve en uzun geceden sonra da niçin bunun aksi olur ve günler uzar, geceler kısalır; bunlar  da o yıl içindeki en uzun güne ve en kısa geceye kadar niçin devam eder?

Bir temennî değil; fakat bir sual olarak sorsak:

– Günlerin ve gecelerin uzunluğu bir yıl içinde artmadan veya eksilmeden, yılın her gününde aynı kalsaydı ne olurdu?

Kuzey yarımküresinde günlerin kısalmasının daha bariz olarak fark edildiği Aralık ayında havanın daha çabuk karardığını görenlerin ve namazlarını vaktinde kılmak niyetiyle takvimdeki namaz vakitlerini her gün daha dikkatle kontrol eden Müslümanların aklından bu  da geçebiliyor.

Günlerin uzayıp kısalmasının, mevsimlerin değişmesiyle birlikte meydana geldiği; mevsimlerin değişmesinin ise, dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseninin 23 derece 27 dakikalık (açısal) eğimiyle ilgili olduğu, coğrafya kitaplarında bildirilmektedir.

Bu coğrafya bilgilerine göre, günlerin uzayıp kısalması olmasaydı, mevsimler de olmazdı!. Çünkü, iki hadise de dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseninin 23 derece 27 dakikalık açıyla eğik oluşu sebebine bağlı bulunmaktadır.

Dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseninin bu eğikliği olmasaydı meydana gelebilecek diğer bir hadise de, denizlerden çıkan buharın dünyanın sadece kuzeyine ve güneyine gitmesi ve bunun neticesinde de, her iki kutupta da muazzam buz kıtalarının teşekkülü olabilecekti!.

Peki, dünyanın dönüş eksenine çok hikmetli olarak bu açısal eğimi veren, o açısal eğimi muhafaza ettiren ve buna bağlı olarak da mevsimleri, günlerin uzayıp kısalmasını husule getiren Müsebbib (Sebebleri Yapan) kimdir?

Kur’an-ı Kerim’de, günlerin uzayıp kısalması hadisesi üzerinde insanları düşünüp ibret almaya teşvik eden âyetler vardır:

“Elbette gece ile gündüzün, (büyüyüp küçülerek) arka arkaya değişip durmasında, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı bütün varlıklarda, Allah’tan korkan bir kavim için büyük deliller ve ibretler vardır. Hepsi Allah’ın kudret ve varlığına, kemal ve sıfatlarına delalet ederler.”  (Yunus Sûresi, âyet: 6)

“Göklerin ve yer’in mülkü O’nundur (Allah’ındır) ve bütün işler Allah’a döndürülür. Geceyi gündüze katar (böylece gündüz uzar), gündüzü de geceye katar (gece uzar). Kalplerdeki her şeyi bilir!”  (Hadîd Sûresi, âyet: 5-6)

“Gece ile gündüzün, (aydınlık ve karanlık, kısa ve uzun vaziyetlerle) değişmesinde, Allah’ın gökten bir rızık sebebi olan yağmuru indirip de onunla yeryüzünü ölümünden (kurumasından) sonra diriltmesinde (yeşertmesinde) ve rüzgarları çeşitli yönlere çevirmesinde de, aklı olan bir toplum için çok alâmetler vardır.”   (Câsiye Sûresi, âyet: 5)

Bir Hadis-i Şerifte: “Tefekkür gibi (farzların dışındaki) ibadet yoktur” diğer bir Hadis-i Şerifte ise: “Yazık o kimseye ki, böyle âyetleri okur da, bunlarda tefekküre dalmaz” buyrulmuştur.

Aslında bütün ilimlerin en başta geleni ve en mühimi  “Marifetullah” (Allah’ı tanımak) ilmidir. Fakat, bir tablo onu yapan ressamını, bir heykel onu yapan heykeltıraşını, bir otomobil onu yapan mühendisini tanıyamayacağından, vd; akıl sahibi de olmasına rağmen “mahlûk” (yaratılmış) olduğu için, insan da “Hâlık”ını (yaratıcısını) Zatıyla tanıyamaz.

Durum böyleyken insan, bütün ilimlerin en başta geleni ve en mühimi olan “Marifetullah” (Allah’ı tanımak) ilmini nasıl öğrenebilecektir ve bu ilimle Rabbini nasıl tanıyabilecektir?

Bu çok mühim sualin cevabı olarak, Risale-i Nur Külliyâtından “Sözler” adlı eserde, Rabbimizi bize tarif eden (tanıtan) üç büyük, küllî muarrif (çok tanıtıcı) olduğu, bunlardan birisi: “kâinat kitabı”, birisi: Hâtemül Enbiya (en son gönderilmiş olan Peygamber) Aleyhisselat-ü Vesselam, birisi de Kur’an-ı Azîmüşşan olduğu bildirilmektedir.

Fizik, kimya, biyoloji, astronomi, jeoloji, jeodezi, astrofizik, vd tabiat bilimlerinin en önemli özellikleri -o gözle bakıp anlayabilirlerse- bize “Rabbimizi bize tanıtan üç büyük küllî muarrif”in birisi olan “kâinat kitabı”ndan, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellîleri (aynadaki “zahirî görüntü” gibi akisleri) halinde kevnî (yaratılışla ilgili) âyetlerini (delillerini) ihtiva etmeleridir. Tabiat bilimleri, Kur’an’daki Allah’ın “kelam” sıfatının tecellîsi olan âyetlerle birlikte, Hâtemül Enbiya Aleyhisselat-ü Vesselamın öğretmenliği ve  rehberliğiyle, bütün ilimlerin en başta geleni ve en mühimi olan “Marifetullah” ilminin ve Allah’ı tefekkürün malzemelerini bize vermektedir,

Tabiat bilimlerinin verdiği bilgiler hikmet nazarıyla tetkik edildiğinde, gece ile gündüzün büyüyüp küçülerek arka arkaya değişip durmasındaki ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı bütün varlıklardaki bazı büyük deliller bize görünebilir. Bunlardan bazıları misal olarak verilse de bu deliller, verilen misallerin sayısıyla tahdit edilemez.

Günlerin kısaldığı ve havanın erken kararmasıyla güneşin ısısından, ışığından daha az istifade edilebildiği kış mevsimi her yıl tekrarlanır. Günlerin kısalması, gecelerin uzaması demektir. Bu uzun maddî gecelerimizde manevî güneşlerden aydınlanabilirsek, vicdanımızı dinî ilimlerle ziyalandırır ve aklımızı da fennî ilimlerle nurlandırarak bu ikisinin imtizacıyla hakikatin tecellîsine ayna olabilirsek, o kısalan günlerin ardındaki maddî karanlıklı uzun gecelerimiz, ebedî ve nurlu gündüzleri semere verecektir, İnşaallah… 

Prof. Dr. Mustafa Nutku

Sende yorum yazabilirsin