Hacca gençken mi, yaşlanınca mı gitmek gerekir?

Soru: Her ne kadar son senelerde Türk hacıları içinde gençleşmeler başlamışsa da yaşlı hacıların çokluğu yine de dikkatleri çekmektedir. Bu konuda hacılarımıza bir telkin ve tavsiye yapılamaz mı?

Gençken gitseler de yaşlanmayı beklemeseler? Gittikçe kalabalıklaşan hacıların içinde yaşlılar görevlerini zorlanarak yapmak durumunda kalmaktalar? Uygun olanı gençken mi gitmek, yoksa yaşlılığı mı beklemek?

Cevap: İlk bakışta hacca gençken gitmek uygun olur gibi görünüyorsa da konunun ilmî ve fıkhî tarafındaki hüküm öyle isteğe bağlı değildir. Çünkü hac, gençken gidilmesi gereken bir mükellefiyet olarak tarif edilmemektedir. Hacca götürüp getirecek kadar maddî imkâna sahip olmakla ilgili bir mükellefiyet olarak dikkate verilmektedir. Bu itibarla, hangi yaşta eline hacca gidecek imkân geçerse işte o yaşta hacca gitme mecburiyeti başlar. Eline hacca götürecek kadar imkân geçmeyen gençlere, yaşlanmadan hacca gidin, yaşlanınca görevinizi tam yapamaz hale gelirsiniz, diyemeyeceğimiz gibi; eline yeni imkân geçen yaşlılara da, geç kaldınız, artık hacca gitmenin vakti geçti, diye bir engel çıkarma salahiyetine de sahip değiliz. Çünkü mesele genç yaşlı meselesi değil, hacca götürecek zenginliğe sahip olup olmama meselesidir.

Burada esas düşünülecek nokta şu olsa gerektir.

-Şayet hacılarımızın bir kısmı genç yaşta gitme imkânına sahip oldukları halde gitmeyip bekliyor da, yaşlanınca gitmeyi tercih ediyorlarsa, işte bu beklemeyi düşünmek gerekir? Kendisine hac farz olan kimsenin böyle bir bekleyişine izin var mıdır? Yoksa hac farz olunca hemen müracaatını yapıp teşebbüse geçme mecburiyeti mi söz konusudur?

Bu konuda İmam-ı Ebu Hanife, Ebu Yusuf, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel hazretleri gibi çoğunluğu teşkil eden mezhep imamlarımız diyorlar ki:

-“Kendilerine hac farz olan imkân sahipleri, beklemeyip ilk hac mevsiminde hemen gitmeleri mecburiyeti doğar, sonraki yıllara tehir etmeleri (mazeretsiz) caiz olmaz!

Şafii ve İmam-ı Muhammed hazretleri ise: “İleride gitme niyetiyle haccın tehir edilebileceği görüşünü ifade ediyorlar, ancak sünnete uygun olanın da, farz olduğu ilk senelerde gidilmesi olduğuna da dikkat çekiyorlar!.

Demek ki Şafii dışındaki mezheplerde farz olduğu seneden itibaren (tehirsiz -fevri olarak) gitme mükellefiyeti başlar. Mühimsemeyip de yaşlanıncaya kadar bekler, sonra da gidemez duruma düşerse bu defa da hac borcuyla ahirete gitmesi söz konusu olur. Vekil göndermek suretiyle borçtan kurtulma mecburiyeti doğar.

Durum böyle olunca, hac borcuyla kalma tehlikesine maruz kalmamak için özellikle Hanefi olan mükellefler, haclarını tehir etmemeli, hacca götürecek imkâna sahip oldukları ilk seneden itibaren müracaatını yapıp, genç yaşta sıraya girmeye gayret etmeliler.

Tabii bunlar konunun kitabî olan yanıdır. Bir de meselenin söylentilere dayalı kitabî olmayan yanı vardır. Deniyor ki:

-Hacca gençken değil de yaşlanınca gidilmesi icap eder. Çünkü diyorlar, gençken hacca gidersen tutamazsın, yaşlanınca git ki, dönünce dünya işine pek bulaşmazsın, böylece haccını da kaybetme tehlikesiyle karşılaşmazsın!.

Geçmişten gelen bu tür kitabî olmayan batıl söylentilere şimdilerde kimsenin itibar ettiği görülmemektedir artık.

Çünkü hacca giden kimse dönünce dünya işiyle meşgul olursa haccını kaybeder, diye dinî bir hüküm yoktur. Hacdan sonra terazi tutulmaz, dünya işi yapılmaz, yapılırsa haccını kaybeder.. gibi söylentinin İslam’da yerinin olmadığını artık herkes bilmektedir.

Tam aksine, hacı efendinin hac dönüşünde hayatın içinde tekrar yerini alıp her türlü dürüst davranışıyla topluma iyi örnekler vermesinde fayda vardır. Yoksa hayattan çekilip de toplumu haram helal seçen örnek davranışlardan mahrum bırakmasında bir fayda görülmemektedir.

Demek ki, ‘Hacca hangi yaşta gitmek gerekir?’ sorusunun cevabını bu bilgilerin ışığında vermek gerekmektedir.

Ahmed Şahin / Zaman Gazetesi

1 tane yorum yapılmış

  1. Nabi dedi ki:

    Hac, Beytullah’ı ziyaret demektir. Bu ziyarette o Beyt-i Muazzamın sahibi olan Allah(CC) misafirini manen ve maddeten ağırlar, her türlü ihtiyaç ve talebini hikmeti dairesinde ihsan eder. Hacca giden ehiller der ki: “Her bir şaftta, insanın manen eksik veya yaralı olan bir tarafı tamamlanır; günah kirlerinden kurtulduğu gibi ruhuna ve latifelerine sıhhat verilir, o ruh ile manevi alemlere açılır, Allah’tan gelen tecellileri apaçık müşahede etmeye başlar. Kabe cansız bir taş değil, bütün Esma tecellilerinin insana aksettiği bir ayinedir..” gibi Haccı anlatan kaynaklarda daha geniş bulabileceğimiz, Hac ile gelen emsalsiz manevi kazanımları öğrenebiliriz. Bütün bu manevi temizlik ve hadd-i mustakime girme operasyonlarına hayatımızın ne kadar erken döneminde girebilirsek kardır. Hac için imkanlar yeterli gelmezse Umre ziyareti ile de Beytullah’a gitmek çok büyük kazanımdır. Yine ehillerin dediği gibi:”Kişi halis niyetle Kabe’ye giderse -herkesin Hak yolda talebi nisbetinde- Rabbi ile arasındaki perdeler kalkar, adeta manen terakki etmiş bir veli gibi Rabbiyle görüşür.” Yani yakinin bu derece inkişafına, Allah’ı görür gibi huzur kazanmaya, Peygamberimiz(ASM)’ı görür gibi sünnetini hissetmeye sebep olan umre ziyaretini de -elden geldiğince- ertelememek ehli aklın karıdır.

Sende yorum yazabilirsin