Hadislerde Mehdiyet Meselesi Var Mı?

Bir Kurumu Tenkid Etmekle Onu Temsil Eden Şahsın Bir Fikrine Muhalefet Etmek Ayrıdır; Nur Talebeleri, Şeri’atı Ve Onu Müdafaa Eden Risale-i Nur’u Esas Alırlar

Diyanet İşleri Başkanının, hem de hassas bir konumda olduğunu belirterek ve Hadis uzmanlığının perdesi arkasına gizlenerek, mehdiyet ve müceddidiyeti inkar edişini tenkid edişimiz, bazı Nur talebeleri arasında dahi dedikodu sebebi olmuş. Hakkınızı helal ediniz, Üstadımız Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’u müdafaada Cübbeli Ahmed Hoca kadar bile olamamak bana hüzün veriyor.

Bizimki ilmen ve fikren muhalefettir; siyaseten yahut FETÖ gibi kuvveten muhalefet değildir ki, hükümet ve kurumları yıkmak olsun. O zaman Bediüzzaman’ı da mı tesettürü müdafaa ederken kullandığı sert ifadelerden dolayı hükümeti ve kurumlarını tahrip etmek mi diyeceğiz?

Bir zamanlar, bazı Nur Talebeleri, FETÖ’yü biz tenkid ederken, “bir bildiği vardır; sen de onun hizmetini kıskanıyorsun” diyorlardı. Onlar kendilerini bilirler. Şimdi de hadisleri inkara kadar giden ve bunu Diyanet İşleri Başkanı sıfatıyla TV kanallarında yapan bir zatın ilmi hatasını tashih etmek ne zamandan beri Üstadın düsturlarına muhalif sayılır oldu?

Benim ölçüm Kur’an ve Sünnet ve onları tefsir eden Risale-i Nur’dur. Şer’-i Şerifi bilmeyenlerin yorumları değildir. Benim rehberim ehl-i sünnet ulemasıdır; ulem-i su’ değildir.

Gelin mehdilik konusunda Diyanet İşleri Başkanını da Bediüzzaman’ı da beraber dinleyelim:

Mehmet GÖRMEZ: “Mehdilik Kur’an’da ve sahih Hadislerde Yoktur” diyor:

https://www.youtube.com/watch?v=SuVBXq4MNss

Bediüzzaman ise şöyle özetliyor:

“Sual: Âhirzamanda Hazret-i Mehdi geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddid rivayat-ı sahiha var. Halbuki şu zaman, cemaat zamanıdır; şahıs zamanı değil! Şahıs ne kadar dâhî ve hattâ yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemaatın mümessili olmazsa, bir cemaatın şahs-ı manevîsini temsil etmezse; muhalif bir cemaatın şahs-ı manevîsine karşı mağlubdur. Şu zamanda -kuvvet-i velayeti ne kadar yüksek olursa olsun- böyle bir cemaat-ı beşeriyenin ifsadat-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder? Eğer Mehdi’nin bütün işleri hârika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlahiyeye ve kavanin-i âdetullaha muhalif düşer. Bu Mehdi mes’elesinin sırrını anlamak istiyoruz?

Elcevab: Cenab-ı Hak kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u a’zam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir sâniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîr-i Zülcelal; Mehdi ile de âlem-i İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve va’detmiştir, va’dini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua lâyıktır ki; eğer Muhbir-i Sadık’tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder. Şöyle ki: Felillahilhamd

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى اِبْرَاهِيمَ وَ عَلَى آلِ اِبْرَاهِيمَ فِى الْعَالَمِينَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

duası -umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu dua- bilmüşahede makbul olmuştur ki; Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, Âl-i İbrahim Aleyhisselâm gibi öyle bir vaziyet almış ki; umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve a’sarın mecma’larında o nuranî zâtlar kumandanlık ediyorlar.{ (Haşiye): Hattâ onlardan bir tanesi olan Seyyid Ahmed-üs Sünusî, milyonlar müride kumandanlık ediyor. Seyyid İdris gibi diğer bir zât, yüzbinden fazla müslümanlara kumandanlık ediyor. Seyyid Yahya gibi bir başka seyyid, yüzbinler adamlara emirlik ediyor ve hâkeza‌ Bu seyyidler kabîlesinin efradlarında böyle zahirî kahramanlar çok olduğu gibi; Seyyid Abdülkadir-i Geylanî, Seyyid Ebulhasen-i Şazelî, Seyyid Ahmed-i Bedevi gibi manevî kahramanların kahramanları dahi varlarmış.} Ve öyle bir kesrettedirler ki; o kumandanların mecmu’u, muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir tesanüd ile bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz! İşte o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dır ve Hazret-i Mehdi’nin en has ordusudur.

Evet bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şecere ile ve senedlerle ve an’ane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âlî haseb ve asil neseb ile mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beyt’ten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatın fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemmiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeğer şeref-i intisabıyla serfirazdırlar. Böyle bir cemaat-ı azîme içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hâdisat-ı azîme vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdi başına geçip, tarîk-ı hak ve hakikata sevkedecek. Böyle olmak ve böyle olmasını; bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlahiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.” Mektubat ( 439 – 441 )

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

 

4 tane yorum yapılmış

  1. Sir Dar dedi ki:

    Nur talebelerinin sebeb-i itirazı; Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez’e verdiği tepkinin, ilmi olup olmaması değil verdiği tepkinin galiz tabirlerle olmasıdır ve bu gibi meselelerin münakaşa sebebi ve ayrılık neticesi ve ehli-imanın bu nazik zamanda daha da kuvvetten düşmesidir. (Fetö olaylarını şu zamanda en kuvvetli İslam Cereyanı olan Risale-i Nur’a zarar verdiği bir zamanda.. Şeytan kime nasıl saldıracağını iyi biliyor) Müsait zaman ve zeminde bu tür meseleler konuşulur. “Her dediğin doğru olmalı, fakat her doğru her yerde ve zamanda söylenmez.” düsturunu Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün bildiğini biliyoruz. Prof da olsa, bu yukarıdaki yazıda kusurunu gördüğünü anlıyoruz ve hatasını düzeltmeye çalışıyor. Yanılıyor muyum?

  2. Sir Dar dedi ki:

    Zaten Hüsnü Abi’nin son lahikası da bu yöndedir. Evet, Akgündüz hocamızda bir fazilet ve ilim vardır. Ama bunu kendi nefsi için (Fetö gibi) ve nefsine bir paye çıkarmak için göstermeye çalışıyorsa tehlikedir ve bunu kendisi herkesten ziyade biliyordur. Çünkü Risale-i Nur’da Üstadın bu konuda (mütevazi olma, nazarları hakikatlere ve Risale-i Nura çevirme ve sadece hakikat dersi verme) çok dersi vardır. Bu konuda ancak Risale-i Nur’a noktası noktasına uyulur. Çünkü, fazlası veya azı istikametten ayrılmadır.

  3. Sir Dar dedi ki:

    Hüsnü Bayramoğlu abinin açıklaması şöyle:

    Bediüzzaman Said Nursi’nin talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’den kamuoyuna açıklama

    Bismihi Subhanehu

    “Madem bu zamanda, her şeyin fevkinde hizmet-i îmaniye bir kudsî vazifedir; hem kemmiyet, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset daireleri ebedî, daimî, sâbit hizmet-i îmaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz.” (Emirdağ-1/66)

    Aziz kardeşlerimiz
    Risale-i Nur bu helaket ve felaket asrında, imanların tehlikede olduğu bir hengamede ve herkesin başına ebedi saadeti kazanıp kaybetme davasının açılıp, ehl-i velayetin müşahedesiyle çoklarının o davayı kaybettiği bir devrede bütün mesaisini hakaik-i imaniyenin inkişaf ve tealisine hasretmiştir.
    Hayat-ı içtimaiyeye o derece bakmıyor ve baktığı zaman ancak asayişi muhafaza ve müsbet hareketi netice veren bir iman cereyanı olarak uhuvveti islamiye ile sulhu umumiyi temine vesile oluyor.

    Bu mesail-i imaniye içinde Üstadımız mehdiyet ve müceddid gibi mesaili medar-ı münazaa ve münakaşa ettirmemiştir. Kudsi iman hizmetine nazar-ı dikkati celbetmiştir.

    Şimdi memleketimizin içinde bulunduğu pek nazik zamanda bütün kuvvetimizle asayişi muhafazaya mecbur ve mükellefiz. Binaenaleyh mevcut müsbet hükümete ve kurumlarına yardımcı olmalıyız. Kainat azametinde ve ebedler kıymetinde mesail ve davalar içinde esasat-ı imaniyeden olmayan bir takım mesaili münakaşa zamanı değildir.

    Haricî ve dahilî bu kadar düşmanın ve ehl-i dalaletin ve masonların komiteler halinde Alem-i İslam’a saldırdıkları bir hengamede Alem-i İslam’ın Diyanet dairesi ve bir cihette meşihat-ı İslâmiye gibi belki daha küllî vazifesini görmeye namzet Diyanet dairesini elden geldiği kadar muhafaza etmek ve müdafa etmek vazifemiz olduğu halde bazı eşhasın aleyhte ifadelerini üzülerek okuduk. Bu gibi kanaatler, şahsî ve indî ve arızî kanaatlardır. Ne Risale-i Nur’u ne de cemaat-i nuriyeyi bağlamamaktadır. Bu gibi beyanat Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine de muvafık bir üslub değildir.

    Gerek Diyanet camiası ve gerekse Diyanet İşleri Reisimizin aleyhinde sosyal medyada neşredilen yazılar İslamın nezihâne, nazikâne ve kavl-i leyyin olan usullerine ve emr-i ilahiyeye de münafî olmakla beraber sünnet-i seniyyeyi rehber edinen Nurun meslek ve meşrebine de muhaliftir. Risale-i Nur ve Nurun şahsı manevisiyle hiç bir alakası yoktur ve olamaz.

    Bu vesile ile kardeşlerimizden ricamız kudsî hizmet-i imaniyeye zarar verecek neşriyat ve beyanattan imtina etmeleri, ehl-i iman ile daima tesanüd ve muhabbet ile ittihad-ı İslâma çalışma gayreti içinde olmalarıdır. Şimdiye kadar Ahmed Hamdi Aksekiler ve Ömer Nasuhi Bilmenler gibi din-i mubin-i İslam’a ihlasla hizmetlerini müşahade ettiğimiz ve onların varisi olan şimdiki Diyanet İşleri Başkanımıza ve Diyanet dairesine dua ediyor ve etmeye devam edeceğimizi de ifade etmek istiyoruz.

    Bediüzzaman Said Nursi’nin talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu

    Kaynak: Hizmet Vakfı

  4. abdullah dedi ki:

    Herkese bir ayar vermek lazım geldiği bir dönemde elbette hakikati ketmeden kim ise haddi bildirile.. Müsbet tarz ile yapmak lazımdır, vasiyet-i Üstad bu şekildedir. Bazen söylemek siyasettir, bazen de susmak.. Hakkın hatırını bırakıp siyaset hatırı girerse ihlas zir ü zeber olur. Nerde kalır din-i hakka hizmet?

Sende yorum yazabilirsin