“Hakiki zaruret” olmadan sandalyede namaz (2)

Belki de “hakikî zaruret” halleri olmadığı halde bazılarının, en mühim ibadet” olan namazlarını aslında “kılmamış” sayılabilecekleri şekilde; bir sandalye, tabure, koltuk veya sabit oturma yerinde ayaklarını aşağı sallandırıp oturarak namaz kılıyor görüntüsü vermekten vazgeçmediklerini,  yıllardır görmekte devam ediyoruz.

Bazı kişiler Kur’an’daki “Namazı dosdoğru kılın” ilahî emrine, bu mevzuda Diyanet İşleri Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararına, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tamimlerine, muteber dinî kitaplarda bu konuyla ilgili yazılanlara ve bu konuyu bilen diğerlerinin ikazlarına aykırı davranmalarının vebalini düşünmüyorlar. Aralarında bazen gençlerin de bulunabildiği, sayısı gün geçtikçe artan “sandalyede oturarak namaz kılanların” ne kadarı, bunu “hakikî zaruretle” yapmaktadır?

           Yıllar önce (ismini vermeyeceğim)  büyük bir ilimizin müftüsünden, mühim bir konuyla ilgili olarak randevu alıp iki kişi ziyaretine gitmiştik. Randevuyla geldiğimiz halde, Müftü Efendi hiç yüzümüze bile bakmıyor, devamlı olarak önündeki kağıtlarla meşgul oluyor, sorularımıza ve söylediklerimize çok kısa cevaplar veriyor ve âdeta bir an önce gitmemizi ister gibi davranıyordu. Onun bu hali, hem hayretimi mucip olmuş ve hem de beni üzmüştü. Bu şekildeki bir ziyareti mümkün olduğu kadar kısa kesmek iyi olacaktı. Ancak, büyük zorlukla randevu alabildiğimiz o Müftü Efendi’yi makamında ziyaret edebilmek fırsatını elde edebilmişken, ayrılmadan doğrudan makamını ilgilendiren bir konuyu da açmak istemiştim: Bir cami cemaatinden olarak, camilerde sandalye üzerinde ve hatta camilerin içinde arka taraflarına sandalye benzeri oturma grupları yerleştirilerek onların üzerinde -hangi hakikî zaruretle olduğu belli olmadan- ayaklarını aşağıda sallandırarak oturmuş halde namaz kılanların gittikçe arttığını, Müftülük olarak bununla ilgili ne yapılabileceğini sordum.

            Müftü Efendi bu sorum üzerine, o zamana kadarki pozisyonunu biraz değiştirip makamında hafifçe doğrularak ve ilk defa başını masasının üzerindeki kağıtlardan kaldırır gibi yaparak,  bana pek nazik olmayan bir üslupla: “Biz bu konuda gerekeni yapıyoruz, önleyemiyoruz; siz de üzerinize düşeni yapıyor musunuz?” dedi.

            Onun bu cevabı ve beni haksız yere sorgulamasıyla, daha önceki hayretim biraz daha arttı ve:

            “- Siz, Müftülük olarak bu konuda gerekeni yaptığınızı ve netice alamadığınız söylüyorsunuz; bu konuda yetkisi olmayan cami cemaatinden biri bu durumu önlemekle ilgili ne yapabilir, hakikî zarureti olmadan rahatı için de sandalyede namaz kılanı bilen cemaatten birisinin ona yetkisizce yapacağı ikaz, onun o halini düzeltebilir mi?” dedim. 
              Önceki yazımdaki cümlelerimden biri şöyleydi: “Cami ve mescit isimlerini de vererek buna dair rastladığım çeşitli misallerden bahsetmek istemiyorum; fakat İstanbul’daki “Türkiye Diyanet Vakfı İslâmî Araştırmalar Merkezi ve Kütüphanesi’’nin yüz metre kadar yakınındaki mescitte bile yer alan, tramvaylardaki gibi sabit çok sayıda oturma yerlerinin, bu mevzu ile ilgili benim en çok hayretime ve üzüntüme sebeb olan örneklerden biri olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.” 
             Meselâ: İstanbul İl Müftülüğü ve o ildeki Üsküdar İlçesi Müftülüğü, “Türkiye Diyanet Vakfı İslâmî Araştırmalar Merkezi ve Kütüphanesi’’nin yüz metre kadar yakınındaki mescitte bile yer alan, tramvaylardaki gibi sabit ve çok sayıda oturma yerleri”nden bile yıllardır habersiz veya o yanlışa karşı kayıtsız kalmışsa, Müftülük olarak bu konuda gerekeni yaptığını iddia edebilirler mi? 
            Aslında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Müftülükler, sandalyede namaz kılmaya hangi zaruret halleriyle cevaz verilebileceği, namazın farzlarını gerektiği gibi yapamayanların bunlara en yakın şekilde nasıl yapmaya çalışmaları hususunda cemaati eğitici vaazlar verdirebilir, cami girişlerine eğitici resimli afişler astırabilir, dergi, broşür ve kitap halinde cemaati eğitici neşriyat yapabilir. Fakat bu konuda yetkililer tarafından muhataplarının anlayabileceği “gerekli ve yeterli eğitici faaliyetler” maalesef yapılmamakta ve bunun neticesinde “gerçek bir zaruretle” olsa da olmasa da, namazı sandalye ve emsali  üzerinde ayaklarını aşağı sallandırmış halde oturarak kılanların, camilerde ve ve evlerdeki sayısı gün geçtikçe artmaktadır!..
            Ben, yukarıda bahsetmiş olduğum o il Müftülüğünü ziyaretimizde, namaz kılanların bu konuda gerekli ve yeterli şekilde eğitilmesi ihtiyacını Müftü Efendi’ye doğrudan söylemekle de, bir Müslüman olarak vazifemi yapmaya çalışmıştım. Bu ihtiyaçla ilgili gereğini yapmak da, o Müftülüğün sorumluluğuydu.
        Önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu konuda maalesef Diyanet İşleri Başkanlığımızın da, İl ve İlçe Müftülüklerimizin de görevlerini “gerekli ve yeterli” şekilde yaptığı söylenememektedir.  “İnsanlara anlayacağı şekilde hitap etmek” gerektiğini en iyi onların bilmesi gerekir; ekserisi yaşlı ve cahil, okuduğunu ve dinlediğini anlayış kabiliyetleri az, muhakemeleri ve Türkçeleri zayıf olan insanlara sadece dinî kaynaklardan ilmi pasajlar nakletmekle iktifa edilemez.
             
            Ayni mevzuda önceki yazımın sonunda belirttiğimi burada da tekrarlayayım:

“.(Bu mevzudaki).gerçekler kendilerine tekrarlandığı halde yanlışlarında israr eden Müslümanları o yanlışlarında ısrarları ile “aslında namaz kılmadıkları halde, kendilerini namaz kılıyor zannetmek” hallerinden vazgeçirebilmek için –kelimelerle söylenenleri renkli resimler lle de takviye ile- Diyanet İşleri Başkanlığı cami girişlerinde devamlı olarak asılmasını mecbur tutarak büyük afişler hazırlatmalıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın renkli resimler diliyle de böyle bir irşad ve tebliği yapması, bu mevzuda mühim bir ihtiyaç halinde gözükmektedir. “

Prof. Dr. Mustafa Nutku

1 tane yorum yapılmış

  1. Ediz SÖZÜER dedi ki:

    Evet sizin de ifade ettiğiniz gibi hakikî zaruret olmayanlar hakkında gerekli ikazlar yapılabilir. Fakat bir önceki yazınıza yazmış olduğumuz yorumda ele aldığımız, meselenin diğer boyutuna da önem verilmeli mutlaka.

    Yani “namazın aslına en yakın olan şeklinde kılanlara” yani ima ile ve hiç kalkmadan değil, rüku ve kıyam rükünlerini yerine riayet ederek tabure kullananlara aynı gözle bakılmaması ve bu şekilde kılmalarının men edilmemesi konusuna hassasiyet gösterilmelidir.

Sende yorum yazabilirsin