Hayat Olmadan Var Olmanın Anlam ve Kıymeti Nedir? (Risale-i Nur Eğitim Programı-35)

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-35: Hayat Olmadan Var Olmanın Anlam ve Kıymeti Nedir?

Bu yazımızda, Yirmi Dokuzuncu Söz’ün işlendiği “Kâinatta Yalnız Mıyız” ana başlıklı dersimizin dördüncüsüyle ve 29.Söz’ün 1.Maksadının 1.Esasının izah metniyle yolculuğumuza devam ediyoruz. Sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için görsel destekli ders videosunu da yazının sonundaki adresten izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Hayat Olmadan Var Olmanın Anlam ve Kıymeti Nedir? (29.Söz’ün 1.Maksadının 1.Esası – İzah Metni)

Hayatın bu kâinatı ışıklandıran ve şenlendiren en parlak hakikat olduğu ortadadır. Hayat olmadan var olmanın hiçbir anlamı ve kıymeti yoktur. Çünkü varlık, hayatsız idrak edilebilen bir gerçeklik değildir. O halde hayatsız bir varlık, yok olmakla eş kıymete sahiptir denilebilir. Cansız bir cisim için hem kendi, hem her şey yok hükmündedir. Var olmak, ancak canlı olmakla bir mana ifade edebilir. Kâinatın manevî ışığı olan, varlığın bilinmesini sağlayan ve varlığı gerçek anlamda var kılan ve anlamlandıran hayata, akıl ve şuur da eklendiği zaman gerçek potansiyelini bütün şaşaasıyla icra etmeye başlar. Çünkü artık kendisinin ve her şeyin bilinçli olarak farkında olan şuur sahibi o hayat, etrafındaki tüm yaratılmışlarla irtibat kurar ve alışverişte bulunur ve her birinden maddeten veya manen bir hisse alır ve kendini onlara katma veya onları kendine katma gibi bir üst boyuta geçerek, iç içe geçmiş sarmal düzenin ve hayran bırakan işleyişin tam manasıyla bir ferdi olur. Şuur sahibi bir hayat, hayalen ve aklen kâinatın en uzak köşesindeki yıldızla bir irtibat içine girebilir, herhangi bir canlıyla manen ve maddeten, fiziksel ve duygusal alışverişte bulunabilir.

Şimdi düşünelim, acaba muhteşem sistemleri, ziynetli yıldızları ve düzenli galaksileriyle muazzam ölçülü ince bir ayarla tasarlanmış görünen ve çok büyük maksatlara hizmet ettiğini hissettiren şu ihtişamlı, güzel ve mükemmel kâinatın her köşesi; “bir şeyin varlığını gerçek manada var kılan ve eğer kendisi olmazsa o şeyin varlığını yokluktan farksız hale getirecek derecede önemli bir gerçek olan hayat ve şuur”la dolu olmazsa, yani hayat ve şuurun manevî ışığıyla bu güzel manalar aydınlanmazsa, yani bilinmemekle karanlıkta kalırsa hiç uygun olur mu?

Bu kadar mükemmel yapılış ve güzel yaratılış, varlıklarının bilinmemesi ve manalarının anlaşılmaması sebebiyle anlamsızlığa, hikmetsizliğe, gayesizliğe mahkûm edilmiş olmayacak mıdır?

O halde kesinliğe yakın bir kanaatle akıl gözümüzle görebilir ve kalbimizle hissedebiliriz ki, küçük dünyamızda 10 milyon canlı türünün trilyonlarca ferdi her köşe başından ortaya çıkıyorsa, elbette kâinatın akıl almaz derecede ihtişamlı ve büyük olan geniş mekânları da şuur ve hayattan mahrum bir halde kendi kendilerine boş bir halde bırakılmamıştır ve muhakkak akıllı canlılarla doldurulmuştur. Fakat herhalde o akıllı canlıların hayat şartlarının ve yaşam formlarının bizimkiyle aynı olması gibi bir zorunluluk olmayacaktır. Hem zaten maddenin temel özelliklerine oldukça uzak ve çok incelikli ve maddesel özellik göstermeyen ruh ve hayatı, katı ve basit maddelerden yaratan, ruh ve hayatın yapısına daha yakın ve uygun görünen maddeleri ve mekânları hayatsız bırakmaz ve bırakmamıştır ve o maddelerden de hayatı ve ruhu çoklukla yaratmıştır denilebilir ve öyledir. Mantıken inandığımız kuvvetli kanaatimiz budur.

O derecede ki: Işık, esir, hava, elektrik, karanlık gibi katı maddesel özellikten uzaklaşan maddelerden ve hatta manalardan ve kelimelerden, çok çeşitli ruhanî varlıkları yaratması (hikmeten ve aklen) ihtimalden uzak ve imkânsız görünmemekte birlikte, mümkün ve vaki olduğuna inanmamak için hiçbir sebep yoktur, hatta inanmak için zorlayıcı diyebileceğimiz (yukarda bahsi geçen) ciddî gerekçeler mevcuttur. Ayrıca bunun böyle olduğu Kur’ân ve hadis ile de teyit edilmektedir. O halde bu meselede meleklerin, ruhanîlerin ve cinlerin varlıklarına ve nakledilen özelliklerine gözümüzle görmüş gibi inanmak gereklidir ve öyle de inanırız. Eser metninde yer alan haşmetli bir şehirdeki yüksek saraylar misalinin temel mantık kurgusundan daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz için tekrar üzerinde durmuyoruz ve sadece bu fevkalade harika misal üzerinde derinlemesine düşünmenizi ve yeniden dikkatle incelemenizi tavsiye ediyoruz.

Netice olarak şunu diyebiliriz: Madde, materyalizmin ve ateistik görüş sahiplerinin zannında olduğu gibi varoluşun temel ve kararlı yapı taşı ve gerçek kaynağı değildir. Canlı-cansız hiçbir şeyin ve hiçbir oluşumun özellikle duygular ve fikirler, hayat ve ruh, akıl ve bilinç gibi maddesel yapıdan uzak manaların maddeye dayandırılarak açıklanmasının imkânı yoktur. Bunun çözümlemesini ve delillerle ispatını Tabiat Risalesi izah metinlerinde birçok yerde yapmıştık. Özellikle kuantum fiziği ile ilgili şaşırtıcı tespitlerde maddenin atom altı dünyada ne kadar kararsız ve belirsiz hareket ettiğinden bahisle, şu vaziyette bir yapıya sahip olan maddenin, bu kâinatın kararlı ve düzenli yapısına gerçek anlamda kaynaklık edemeyeceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştuk.

Demek ki madde asıl değildir. Varlık sahasına kararlı ve düzgün bir surette çıkan ve var kalmaya devam eden her şey madde ile değil, maddenin arkasındaki bir mana ile ayakta kalmaya devam edebiliyor olmalıdır. O mananın hayat ve ruh olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü madde hayata hizmet ediyor ve onun mükemmelleşmesine tüm gücüyle çalışıyor ve hayatın etrafında pervane gibi dönüyor.

Bu noktada çok ince bir mantık devreye giriyor. Madde parçacıklarının hareketi hayat ve ruha esas değilse ve onlara kaynaklık etmiyorsa; tam tersine madde dediğimiz şey, hayat ve ruha sadece vesilelik ve hizmetçilik vazifesi üstleniyorsa, o halde madde perdesinin arkasından görünen, maddî âleme gelen ve hükmünü icra eden kuvvetli hakikatler olan ruh ve hayat, elbette madde perdesi arkasında çok daha kuvvetli bir şekilde geçerli olmalıdır ve mevcudiyetleri bulunmalıdır. Elbette bu mantıkî çıkarımın en üst noktasındaki netice, ezelî ve ebedî bir hayat sahibi olan Allah’ın mutlak varlığıdır fakat onun öncesinde bir ruhlar âleminin ve şuur sahibi canlıların bulunduğu görünmeyen bir âlemin varlığının gerekliliğini rahatlıkla düşünebiliriz.

Bir sonraki yazımızda Yirmi Dokuzuncu Söz’ün 1.Maksadınının 2.Esasını işleyeceğiz ve “Meleklerin Gerçekliği”ni inceleyeceğiz inşallah.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Ders Videosu (Hayat Olmadan Var Olmanın Anlam ve Kıymeti Nedir) Video Adresi: https://youtu.be/LLznanmMSYo

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızın takdim, tarihçe ve takip sayfası: http://risaleinuregitimprogrami.com/egitim-programi/

(www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com  adreslerinden eğitim programını sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.)

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin