Hayrettin, Okumayı Neden Sevdi?

Eskişehir –Sarıcakaya’da ortaokul öğrencilerine konferans veriyordum. Bir ara salonun arka tarafına gittim ve öğrencilere soru yönelttim. Hayrettin, soruma cevap vermek yerine bütün salonda beni şoke eden şu sözleri söyledi:

                “Ben okumayı sevmiyorum.”

                Geçip gitmeli miydim yoksa Hayrettin’i ciddiye mi almalıydım, tereddüt ettim.

                Esenyurt’taki İlk Adım derneğinde konferans verirken bir dinleyici şöyle bir soru yöneltti:

                “7 yaşında bir yeğenim var, zeki çocuk ama bir şey öğrenmiyor. Arkadaşları tarafından dışlanıyor. Ne yapılabilir?”

                Bu soru bana Hayerttin’i hatırlattı.

Salondaki herkes Hayrettin’e gülmüştü. Tabi ki bakışlar bana yöneldi. Ben sınavlarda ve hayatta başarılı olmanın sırlarını anlatıyorum. Okumayı sevmeyen biriyle karşı karşıkayayım. Ona ne yapacağım?

Hayrettin’i ciddiye aldım ve sahneye gelmesini söyledim. Epey bir süre tereddüt etti. Arkadaşları, “Hadi bakalım, savun kendini, parçala sahneyi, Hayrettin yamansın!” gibi laflar attılar.

Bunları duymazdan geldim.

Hayrettin’i sahneye aldım ve sordum:

“İnsanın en önemli organı bedeni mi beyni mi?”

                “Beyni!”

                Salonda bedeni diye bağıranlar çıktı. Onlara dönüp şöyle dedim:

-Tamam, bedeni diyenlerden başlayalım. Elbette ki sağlığımız çok önemli. Onun için üç öyün yemek yiyoruz, arada çay-ayran vs içiyoruz ve zaman zaman meyve yiyoruz. Böylece 3-4 öyün bedenimizi besliyoruz. Öyleyse en az bedenimiz kadar önemli olan beynimizin de beslenmesi gerekir. Öyle mi?

Soruyu önce Hayrettin’e yönelttim.

Evet, cevabını alınca salona yöneldim, onlara da sordum. Cevap evetti.

-Peki, beyin vitamini nedir? Beynimizi ne ile besleyeceğiz?

Cevaplar gelmeye başladı:

                “Okuma, okuduğunu anlatma, öğrenme, düşünme, gezi gözlem ve araştırma yapma; matematik-fizik-kimya problemleri çözme; makale, deneme, fıkra, hikâye, roman, şiir yazma; proje yapma, insanlarla sağlıklı iletişim kurma, dil öğrenme, tercüme yapma, sosyal faaliyetler, spor, sanatsal etkinlikler…” (Zihin sporları için Dehanı Keşfet, Zekânı ve Hafızanı Geliştir kitabıma bakınız.)

                Konuyu tamamlamak için şunları söyledim:

“Allah, insan beynini öğrenme programlı yaratmış. Göz görme, kulak işitme, ayak yürüme, el tutma, beyin öğrenme programlıdır. Organlarımız kullandıkça güçlenir ve mutlu olur. Sağ elimiz daha fazla kullandığımız için sol elimizden güçlüdür. Beynimizi kullanalım ve besleyelim diye Allah kitap göndermiş. Kur’an ve kutsal kitaplar kedilere inmemiştir çünkü kedilerin beyni kitap okuma ve onu öğrenmeye müsait değildir. Allah, kafatasımızın için dana beyni koysaydı da okula gelmezdik. İnsan beyni kitabı okur, anlar ve üzerine düşünür. Allah, kâinatı da bir kitap gibi yaratmış ve onu okumamızı istemiştir. Fen bilgisi, fizik, kimya, matematik, astronomi, coğrafya gibi ilim dalları kâinat kitabının okunması ve incelenmesi sonucu geliştirilmiş kitaplardır. Allah, Dünya’yı yaratmasaydı coğrafya bilimi olmazdı, kâinatı yaratmasaydı da astronomi ve matematikten söz edilmezdi.

Allah, insanı yaratmış ve ona kitap göndermiş. İlk insan, ilk peygamber ve ilk kitabı okuyan varlıktır. Allah, Hz. Adem’e ilim öğretmiş (Ve allame Adem’e esmae küllehe- Hz. Adem’e bütün isimleri öğretti) ve bu sayede Hz. Adem, meleklere üstünlük sağlamıştır. Bugün de ilim ve fende ileri giden ülkeler kalkınmış ve yükselmişlerdir. İlim ve öğrenmek insanı ve milletleri yükseltir.”

                Kur’an-ı Kerim de kâinat kitabının okunmasını emreder. Ğaşiye suresinden şöyle buyrulur:

                “Görmüyor musunuz, deveyi ki nasıl yaratılmış? Gökyüzü nasıl yükseltilip düzene konmuş? Dağlar nasıl yerine yerleştirilmiş, yeryüzü nasıl dayanıp döşenmiş? Düşün, öğüt ver. Sen ancak öğüt verinsin. Ayetler, 17-21

İnsan beyni bu iki kitabı okuyarak beslenir, zenginleşir ve gelişir. Okuyup öğrenmeyen beynini beselemez. Okuyup öğrenme, araştırma ve düşünme insan olmanın, beynimizi beslenmenin gereğidir.”

Hayrettin’e dönüp sordum:

-Beynimizin de beslenmesi gerekir, anlaştık mı?

Çakır gözlerini bana çevirdi. Yüzüne dökülen kahverengi saçlarını eliyle arkaya savurdu, gülümsedi:

-Anlaştık.

-Bundan sonra okumayı seveceksin. Tamam mı?

-Tamam.

Hayrettin’i alkışlatarak yerine uğurladım. Bir öğrencinin beynini besler gibi bir çalışma programı yaparak günde 3.5 saat ders çalışması gerektiğini anlattım. Yazılı olduğu günler ve büyük sınavlar yaklaştığında çalışma saati 5’e çıkarılabilir, dedim. Salon dolusu öğrenci beynin de beden gibi beslenmesi gerektiği konusunda hem fikir oldu.

Beyin araştırmacısı Prof. Gerd Kempermann fareler üzerine yaptığı araştırmayı şöyle anlatır:

“Büyük turnelere çıkan, sağda solda durmadan gezinen farelerin beyinlerindeki hipokampus bölgesinde daha fazla nöron meydana geldi ve davranışları değişti. Hipokampus, öğrenmede en önemli bölge. Hareketlilik beyin gelişimin tetikliyor. Hareket hâlinde olanlar daha fazla öğrenir, beyin aynı anda öğrenmeyi destekleyici sinir hücresi üretir ki tecrübeleri saklayabilsin. Farenin kişisel tecrübeleri ve öğrendikleri beyin yapısını etkiliyor, hayatını sürdürmede şansı iyileşiyor. Beyin gelişimi bizde de aynı şekilde.”(Der Spiegel, 13.5.2013, s.107)

                Öğrenmek beynimizi beslemektir; öğrenmemek fıtrata aykırıdır, beyni vitaminsiz bırakmaktır.

Ali Erkan Kavaklı

Sende yorum yazabilirsin

%d blogcu bunu beğendi: