Her Şey İlahî Kudretle Nasıl Meydana Geliyor?

(Tabiat Risalesi Açılımları-25)

 

Önemli Bilgilendirme: Tabiat Risalesi Açılımları, görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümünün 1. Hakikat’i olup, “Allah’a İman” hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı yapılmaktadır. Derslerimizde sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz. Eğitim programının önceki derslerine sayfanın sonundaki “Etiketler” bölümünden ismimize tıklayarak ulaşabilirsiniz.

“Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın bir parçası olan bu yazımızdan sonra fantastik bir yolculuğa gerçek anlamda giriş yapmak isterseniz kitabımızı okuyabilirsiniz. “Tabiat Risalesi Açılımları”nın (seminer videolarını seyrederek okuyabileceğiniz) Görsel/İnteraktif kitabına ulaşabileceğiniz adres:

http://risaleinuregitimprogrami.com/2015/10/25/tabiat-risalesi-acilimlari-gorselinteraktif-kitap/

Her Şey İlahî Kudretle Nasıl Meydana Geliyor?

Hakikî bir tevhid inancında, şu görünen kâinatın yaratıcısının Allah olduğunu basitçe kabul etmekle iş bitmez. Hatta böyle bir inanç, imanın nihayetsiz mertebelerinden sadece ilk basamağa adım atmaktır ve Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân’ında bizden talep ettiği imanın temel özelliklerinden çok eksiktir.

Hâlbuki asıl istenen şey, kâinat içinde görünen bütün eşyanın ve vücuda gelen her eşya ve faaliyetin doğrudan doğruya ilahî kudret tarafından yaratıldığını ve O’nun tarafından idare edildiğini kabul etmekle beraber, söz konusu olan bütün idare ve icraatında O’ndan başka her türlü müdahaleciyi ve her çeşit yardımcıyı tamamen ve kesin olarak reddetmektir.

Bu gerçekten akıl almaz büyüklükte, azametli bir meseledir. Allah’a imanın bu gerçek mertebesine çıkmak ve “sağlam delillerle temellendirilmiş, bilgiye dayalı şüphesiz bir inancı” oluşturmak için, ciddî ve detaylı bir incelemeye ihtiyaç vardır.

İşte başlıyoruz: Acaba etrafımızda görünen her şeyin her işinin ilahî kudretle meydana gelmesi ve her anda ilahî iradeye bağlı olması ve bunun Allah için çok kolay bir iş olması ve her şeyi, bir tek şeyi yaratıp idare ettiği aynı kolaylıkta yaratması ve idare etmesi gibi büyük bir meseleyi nasıl açıklarız?

Öncelikle net bir surette görmemiz gereken bir şey var: Etrafımızda sürekli bir yaratım faaliyeti var ve bu faaliyet tüm eşyayı gayet güzel bir görsellikte, sanatlı olarak ve gayet düzgün bir mükemmellikte, estetik bir biçimde yaparak kendini gösteriyor. Akıl almaz sayıda meydana gelen bu oluşumlar, âdeta inanılmaz bir seri üretimle çok hızlı bir tarzda yapılıyor. Bir arada bulunması çok zor ve birbiriyle çelişen özellikler, şaşırtıcı bir şekilde iç içe görülüyor. Mâlumdur ki bir şey çok hızlı yapılırsa, düzgün ve güzel bir şekilde yapılması zorlaşır. Çok kaliteli bir ürünün, hem çok sayıda, hem çok kolay yapılması düşük bir maliyetle gerçekleşemez.

Yeryüzündeki üretim faaliyetlerinde ise birbirine zıt birçok özellik, bir arada görünüyor. Çok sayıda olduğu hâlde son derece düzgün bir şekilde, son derece düzgün bir şekilde olduğu hâlde çok süratli, çok süratli olduğu hâlde gayet estetik bir güzellikte, gayet estetik bir güzellikte olduğu hâlde müthiş kolay bir yapılışla, müthiş kolay bir yapılışla olduğu hâlde inanılmaz kaliteli bir tarzda, inanılmaz kaliteli bir tarzda olduğu hâlde, akıl almaz bir düşük maliyetle, basit ve ucuz maddelerden ortaya çıkıyor tüm bu oluşumlar. Acaba bunu ne ile açıklayabiliriz?

Açıkçası hiç de karmaşık, düzensiz ve rastgele hareket eden ve iş birliği yapmaktan aciz unsurların ve şuursuz mekanizmaların kendiliğinden ortaya çıkan işleri gibi görünmüyor. Eğer öyle olsaydı, bu kadar çok sayıda olamazdı diye akla geliyor.

Yeryüzünde 10 milyon canlı türü var ve bu türlerin trilyonlarla ifade edilen ferdleri, sanki görünmez bir fabrikanın seri üretiminden fırlayıp hayat sahnesine hızlıca atılıyor gibi, her taraftan irili ufaklı canlılar meydana geliyor, her köşeden hayat fışkırıyor. Böyle bir şeyi gözünüzde canlandırmak bile çok zor gelmiyor mu size? Peki tüm bu oluşumları binlerce (belki milyonlarca belki daha da fazla) yıl boyunca sürekli olarak gerçekleştirmek, ne kadar zor bir iştir acaba? Fakat ne ilginçtir ki, bu derece çok sayıda ve çeşitlilikteki canlıların, hiç de öyle zorlukla oluştukları göze görünmüyor. Yapılmaları için, çok uzun bir zamana da ihtiyaç olmuyor. 

Ayrıca yine gözden kaçırılmaması gereken acaip bir şey ki, ibretli ve hikmetli sebeplerini gayet kuvvetli hissettiren, çok nadir istisnalar haricinde, hemen hepsi kusursuz bir mükemmellikte yapılıyorlar.

Sanki bu kadar nadir gerçekleşen “düzensiz zannedilen oluşumlar” ve yüzeysel bakan gözümüze “kusurlu görünen o istisnaî canlılar”, kulağımıza bağırarak fısıldıyor:

“Bizler kusurlu bir tasarım ve üretim hatası değiliz! Bizde kasıtlı bir hikmet var. Eğer biz serseri tesadüfün ve şuursuz tabiatın elinden çıkmış olsaydık, bizim gibi aynı tezgâhta yapılan arkadaşlarımızın çoğu, bize benzeyeceklerdi! Düşünün ve ibret alın!” 

Bakınız Darwin “Türlerin Kökeni” isimli meşhur kitabının “Teorinin Zorlukları” bölümünde neler yazmış:

“Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün tabiat bir karmaşa hâlinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Belki de bu, benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.” (Charles Darwin, Türlerin Kökeni (Origin of Species), s. 172, 280)

Eğer gerçekten ileri sürüldüğü gibi tabiat ve maddî sebepler gibi şeyler canlıları kendi başlarına yapıyor olsalardı, bu çoklukta üretemezlerdi, böyle kolayca oluşturamazlardı, bu kadar az zamanda yapamazlardı ve bu derece kusursuz vücuda getiremezlerdi diye düşünmemiz gerekiyor.

Belki yüz tanesinden, hatta bin tanesinden ancak birkaç tanesi doğru düzgün oluşup, diğer ferdler veya başka türler çoğunlukla birçok yerlerinde şekil bozukluklarıyla zorlukla ortaya çıkmalıydılar veya hiç oluşamamalıydılar diye kolayca öngörebilmeliyiz.

Böyle bir hâlde bunu da rahatça söyleyebilmemiz gerekir ki: Bu durum ve şu vaziyet, eşyanın tek bir yerden yapılıyor olmasından ve bir tek merkezden idare edilmesinden ve tek bir kişinin icadı ve işi olmasından kaynaklanıyor olmalı ki, işler böyle gerçekleşiyor. Tüm ihtişamıyla ortada görünen bu mükemmel tablonun doğru açıklaması, başka olamaz. Böyle bir kabul, göz önünde görünen bu durum karşısında yapılacak en mantıklı ve bilimsel nitelikte çıkarımdır. Eğer böyle olmamış olsaydı, 2 liraya aldığımız bir meyvenin, 200 liraya bile alamayacağımız kadar zor bulunması gerektiğini, hatta belki o meyvenin oluşma imkânı bile bulamayacağını tahmin etmek hiç de güç görünmüyor.

Şimdi Risale-i Nur’un Şualar isimli kitabının 2. Şua’sında ve bazı yerlerde detaylı analizi yapılan bir meselenin üzerinden devam edeceğiz.

Eşyanın yapılması, ya yoktan var edilerek olabilir veya madde parçacıklarının bir araya getirilmesiyle gerçekleşebilir.

1- Eğer eşyanın tek birinin icadı olduğu ve eşyayı yoktan var ettiği kabul edilse, o birinin herhâlde her şeyi bilebilen bir ilmi ve her şeye sözü geçebilen bir kudreti bulunacak. Böyle biri tarafından yapılacak bir eşyanın bütün planları, işleyiş şekilleri ve tasarımının görsel ölçülerinin bilgisi, elbette kendi ilminde manen mevcut bulunacak. Bu durumdaki bir eşyanın, maddî olarak vücuda gelmeden önce (âdeta manevî bir vücudu hükmünde) ilmî bir varlığı ve sahip olduğu manevî kalıpları mevcut olacak.

Madde parçacıkları, o manevî kalıbın belirlenmiş sınırlarına yerleştirilecek ve sınırların dışına taşmalarına müsaade edilmeyecek. Böylece düzenli işleyiş ve şekillerini koruyabilmeleri mümkün hale gelecek. Bir mimarın eserinin maddî olarak vücuda gelmesinden önce, o eserin plan ve proje çizimi ve hatta zihnindeki tasarımı, o mimarî eserin manevî ve ilmî bir varlığı gibidir. Bu tarzda bir yapılışta, görsel planda varlığı görünmeyen ama aslında tasarımcının ilminde manevî bir varlığı, planı, programı ve şekli mevcut olan o eşyaya maddî bir vücud vermek ise, oldukça basit bir iştir.

Bu yapılışın ne kadar kolay olduğu, Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde şu iki mükemmel misalle anlatılmıştır:

* Görünmez mürekkeple yazılan yazının kâğıdının üzerine, o yazıyı görünür hâle getiren maddeyi sürmekle yazıyı göstermek ne kadar kolay ise,

* Bir fotoğraf makinesinin içindeki fotoğraf filminin üzerindeki şekillerin kâğıt üzerine aktarılması ne kadar kolay bir işlem ise; kendi ilminde planları, programları, şekilleri ve miktarları belirlenmiş olan eşyayı yokluktan varlık sahasına çıkarmak da, ilahî sanatkâr açısından öyle kolay bir iştir.

2- Eğer o tek şahsın, eşyayı madde parçacıklarından bir araya getirdiğini düşünürsek, herhâlde o şahıs maddenin bütün parçacıklarını emrinde çalıştırabiliyor ve istediği gibi kullanabiliyor olacak.

Böyle birinin emri altında çalışan madde parçacıkları, o şahsın iradesi ve ilmi ile ve işleyiş prensiplerini belirlediği hareket kanunlarının altında ilerleyecekler. Âdeta bir komutanın, emri altındaki bütün askerlerini tek bir komutla kolayca harekete geçirmesi ve hepsinin o emri aynı anda yerine getirmesi gibi.

Bir canlının vücudunu oluşturmak için geldiklerinde ise, o şahsın ilminde mevcut bulunan plan ve programın manevî kalıbı içine, belirlenmiş şekiller ve miktarlar ölçüsünde girecekler ve duracaklar. Hudutlarından taşmayacaklar, düzeni bozmayacaklar, işleyişi aksatmayacaklar, hassas dengeyi ihlal etmeyecekler.

Bu ifadeler size tanıdık geldi mi? Etrafınızdaki kâinatın işleyiş şekline ne kadar da benziyor, öyle değil mi? Sakın bu kâinat, tam da bu şekilde işletiliyor olması nedeniyle böyle görünüyor olmasın!

Eğer eşyanın oluşumunu tabiat ve maddî sebeplerin gerçekleştirdiği kabul edilse, o eşya ve oluşumlar, modern bilimin de kabul ettiği gibi yoktan ve hiçten icad edilmeyecek. Çünkü eserleriyle ve işleyiş tarzıyla, her şeyi kuşatan bir ilmi ve her şeye hükmü geçen bir kudreti bulunduğunu gösteren tek bir yaratıcının varlığı haricinde, tabiat ve maddî sebeplerin işlettiği mekanizmalar, elbette yoktan var edemezler. O hâlde etraftaki maddeleri bir araya toplayıp öyle çalışacaklar.

Tabiîdir ki, en basit bir canlının vücudundaki element çeşitliliği ve vücudunda bulunan unsurların hassas ve belli ölçülerde bir araya getirilmesi gerekliliği düşünüldüğünde, bu toplama işi oldukça zahmetli ve zaman alıcı olacaktır. Hem bir araya getirebildiklerini farz ettiğimizde dahi, böyle bir oluşumu meydana getirebilmek için manevî ve ilmî kalıpları olmadığından, o canlının bütün organları ve hücreleri sayısınca somut kalıplara ve gelişmiş fabrikalara ihtiyaçları olacaktır.

Yoksa getirdikleri türlü çeşit maddeyi, vücudun oluşumu için gerekli olan belirlenmiş miktarlarında nasıl durduracaklar? Durdursalar da, daima tazelenmekte olan ve o vücuda gelip çalışan maddeleri, sürekli düzenli bir şekilde nasıl çalıştıracaklardır? Bir adım daha ileri gidelim. Hadi çalıştırdılar diyelim. Peki o canlının vücudunun işleyişine yabancı olan ve dışardan sürekli o vücudun içine giren yeni madde parçacıklarına, devamlı ve aksamadan çalışması gereken o vücudun çalışma sisteminde üstlenecekleri vazifeleri nasıl öğreteceklerdir? Bunların hiçbirini yapamayacakları çok açıktır. Öyleyse, kesin bir şekilde ortaya çıkıyor ki, sebepler veya tabiat, bu eşyaya mucitlik iddiasında bulunamayacaklardır. Demek onları çalıştıranın bir başkası olduğu, mecburiyetle kabul edilecektir.

Eşyanın tek bir elden yapılmasının işi ne kadar kolaylaştırdığını, çok sayıda ellerin işe karıştıkça karıştıracağını ve zorlaştıracağını anlamamızı çok kolaylaştıran ve eser metninde geçen iki misali tekrar hatırlayalım.

  1. Misal: Yüz askerin bir tek subayın emir ve idaresine verilmesi gayet kolaydır ve düzeni netice verir. Fakat bir askerin idaresi, aynı anda yüz subaydan birden istenilse, her biri birbirinden bağımsız hareket etmek, emir ve hükmetmek isteyen o subaylar, zorluğa ve karmaşıklığa sebep olurlar. Bunu o askerin üzerinde bulundurduğu askerî teçhizat için de düşünebiliriz. Tek bir merkezden ve bir tek fabrikadan yapılmaları ne kadar kolaylığa sebeptir. Âdeta tüm ordunun teçhizatının yapılması, bir tek askerin teçhizatının yapılması kadar kolaydır. Eğer her birinin teçhizatını başka fabrikanın yapması istenilse, yani çok sayıdaki fabrikalardan yapmaları talep edilse, her bir askerin teçhizatı, bütün ordunun teçhizatı kadar, belki daha da zor olacak. Çünkü o bir tek asker için de, orduya lâzım olan aynı fabrika yine gerekiyor.
  2. Misal: Bir ağacın tek bir merkezden gönderilen maddelerle beslenen meyvelerin her birine gerekli olan gıda maddelerinin, her biri için farklı merkezlerden gönderilmesinin istenmesi, her bir meyvenin o ağaç kadar zor yapılması anlamına gelir. Çünkü koca bir ağacın hayatı için gerekli olan maddeler, bir çekirdek veya bir meyve için de aynen gerekiyor.

Demek ki, düzenli bir sistemin parçası olan her bir unsurun tek bir merkezden idare edilmeleri, o unsurların her birinin çok sayıdaki merkezlerden, hatta ayrı ayrı merkezlerden idare edilmelerinden çok daha kolaydır.

Artık çok parlak ve açık bir şekilde görülüyor ki, bütün eşyanın birinin icadı olması, çok büyük bir kolaylığı ve zorunluluğu yanında taşıyor. Çok sayıdaki karmaşık maddî sebepler tarafından yapılması ise âdeta imkânsızlık derecesinde zorluğu beraberinde getiriyor.

Detaylı tetkiklerle anladık ki, her şeyin bir tek merkezden yapılması, maliyeti düşürüyor, adedi artırıyor, işi kolaylaştırıyor, süreyi kısaltıyor, düzenliliği, estetiği ve kaliteyi en iyi dereceye çıkartıyor. Aynen tam da gözümüz önünde her an şahit olduğumuz bu dünyanın mevcut şekli gibi bir şekil alacağı muhakkak olduğundan, dünyamızın tek bir merkezden idare edildiğini düşünmememiz için mantıklı hiçbir sebep kalmıyor. Bunun zıddının, yani tabiat ve çok sayıdaki sebepler tarafından yapıldığı tasavvur edilen bir dünyada ise nadiren ve çok zamanda, zorlukla meydana gelen eşya ve tüm canlılar; gayet kıymetsiz, sıradan, çoklukla bozuk, düzensiz, sanatsız ve estetiksiz, kalitesiz bir şekilde olacaktı. Koca dünya berbat bir hâlde görünecekti.

Madem bu dünya gayet güzel ve düzenli görünüyor. İçindeki canlılar da hayranlık uyandıracak bir mükemmellikte, görsel estetiğe sahip bir şekilde kolayca, çoklukla ve az zamanda meydana çıkıyorlar.

O hâlde gözünün gördüğüne inanan herkesin tereddütsüz kabul etmesi gereken bir gerçek vardır:

O da, bütün eşyanın aynı merkezden icad ve idare edildiği ve tek ve bağımsız bir yaratıcı olarak kabul edeceğimiz biri tarafından bu dünyanın yaratılmış olduğu ve başka bir alternatifin düşünülemeyeceğidir. Aksini düşünebilmek için, gördüğümüz her şeyin şeklini değiştirmek, dünyanın üzerindeki mükemmel yaratımlı, görsel estetikli tüm canlıları kaldırıp atmak ve onun yerine anlamsız, önemsiz ve kalitesiz, estetikten yoksun oluşumlarla doldurmak gerekir ki, ancak o zaman tevhid hakikatinin haricinde bir başka sebep, işin içine girme şansı elde edebilsin.

Şu anki şekliyle gözümüz önünde görünmeye devam eden bu güzel dünyamızın ve muhteşem kâinatımızın hiçbir köşesinde, hiçbir maddî sebebe ve tabiata, en küçük bir icad ve müdahale hakkını kesinlikle vermiyoruz!

“Her Şey İlahî Kudretle Nasıl Meydana Geliyor?” Eğitim Programı Ders Videosu:

https://youtu.be/VY53xPR-jjc

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızı www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.  

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin