İhlâs nedir?

İhlâs bir kalp amelidir. Yapılan bir amelde sadece Allah’ın rızasını gözetme niyetidir. Cenâb-ı Allah, niyet ve amele göre insana değer verir.

“O, sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalplerinize ve kalbi temayüllerinize bakar”1,

“Amelinizde Rıza-i İlâhî olmalı”2, Cenâb-ı Allahın rızası üzerinde hareket etmekle olur. Yani O’nun emirlerine riayet etmek, O’nun sevdiğini sevmek ve eşref-i mahlûkat olan Resûlullah’ın (asm) ahlâkına her şeyimizi benzetmekle olur.

Allah’ın Kitabı’na uyan her Müslüman, Allah’ın Kitabı’yla amel edecektir. Kur’ân-ı Kerîm’in ihtiva ettiği bütün inanç esaslarına iman ettiği gibi, gerek ahlâkta, gerekse ibadette sair bütün hükümlerine de inanacak ve onları hayatına uygulayacaktır.

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-ı imaniyenin kemalâtını efalimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler…”3

Onun için her Müslüman bildiği doğruları evvelâ kendi yaşamalıdır. Temel prensip olarak, Kur’ân hizmetinde bulunan kardeşlerimizi tenkit etmemek ve gıpta damarlarına dokunmamak lâzımdır.

Müslümanların birlikte hareket etmesinin önündeki en büyük engel, duyguların kontrol edilememesi ile ortaya çıkmaktadır. Müslüman aslında yüksek bir himmet ve gayret sahibidir. Ancak himmet ve gayretler bazen ehliyetsiz kişilerin elinde yanlışa alet olabilmektedir. İnsanın tabiatında var olan rekabet etme duygusu, İslâm cemaatleri arasına girince dinî bir vecibe olan işlere, ihlâssızlık şeklinde yansımaktadır.

Oysa, ihlâs yapılan bir amelde sadece Allah’ın rızasını gözetme niyetidir. Bu temel niteliğin bozulmasını Bediüzzaman, “Müslümanların zillet ve mağlûbiyete düşme sebebi” olarak görmektedir.

Bu duygunun özellikle dinî hizmet ve çalışmalarda nefislerimize tahakküm etmesini ortadan kaldırmak için müellifin şu tesbitleri dikkate değerdir:

“Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıpta, haset ve kıskançlık olmamalı. Ve hakikat nokta-i nazarında olamaz… Kıskançlık eden ya riyakârdır; a’mâl-i saliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor. Veyahut sadık cahildir ki, a’mâl-i saliha nereye baktığını bilmiyor.4 İşte burada muhtaç olduğumuz sır, tamamen ihlâstır.

İnsan hatadan hali değildir. Günah ve hata insan olmanın sonucudur. Herkesin hem insanlara, hem de Allah’a karşı eksikleri olabilir, kişinin hatalardan pişmanlık duyması önemli bir fazilet olduğu gibi, başkaları tarafında da imkân nispetinde sarfınazar ederek, iyilik ve faziletleri dikkate almaktır.

Güzel söz, tatlı dil, eksik ve kusurları dolaylı yollarla ifade etmektir. Hz. Peygamber’in (asm) hayatında bunun mükemmel örnekleri vardır. Efendimiz (asm), kusurun adresini vermez, “insanlardan bazıları şöyle şöyle yapıyorlar…” diyerek insanları rencide etmemeyi tercih ederlerdi.

O halde isabetli adım, eksiklerin lütufla ıslahına çalışılmasıdır. Bu yol birleştiricidir. Diğeri ise, ekseriyetle ayrılmaya ve ihlâssızlığa sebebiyet veriyor.

Rüstem Garzanlı
14.05.2017

Dipnotlar:

1- Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539). 2- 21. Lem’a. 3- Emirdağ Lâhikası. 4- 21. Lem’a.

Sende yorum yazabilirsin