İman Hizmetkarları Şahsi Ve Manevi Zevklerle Meşgul Olmazlar

Zaman iman kurtarma zamanıdır çünkü:

“Bu zaman, eski zaman gibi değildir. Eski zamanda iman kurtaran on el var idiyse, şimdi bire inmiş. İmansızlığa sevk eden sebepler eskiden on ise, şimdi yüze çıkmış. İşte böyle bir zamanda imâna hizmet için, dünyaya el atmadım dünyayı terk ettim.” (Sözler sh: 760)

Ben tahmin ediyorum ki eğer Abdülkadir Geylani (r.a) ve Şah-ı Nakşibend (r.a) ve İmam-ı Rabbanî (r.a) zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i İmaniyenin ve akaidi islamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi. Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız cennete gidilmez, fakat tasavvufsuz cennete  giden pek çoktur. Ekmesiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir,hakâiki imaniye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise: Cenab-ı Hakkın rahmetiyle kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak, elbette kâr-ı akıl değildir. İşte otuzüç aded Sözler, böyle Kur’anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.

Mâdem hakikat budur; esrar-ı Kur’aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi’ bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.” (Mektubat sh:23)

“Her şakirdin vazifesi yalınız kendi imanını kurtarmak değil, belki başkasının imanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. Oda hizmete ciddi devamla olur.” Kastamonu Lâhikası sh: 202)

Sözler namındaki envar-ı Kur’aniye ise, en mühim ibadet olan ibadet-i tefekküriye nev’indendir. Şu zamanda en mühim vazife, imana hizmettir. İman saadeti ebediyenin anahtarıdır.”Barla Lâhikası sh: 328)

“Bu zaman imanı kurtarmak zamanıdır. Seyr-i sülük-ü kalbi ile tarikat mesleğinde bu bid’alar zamanında çok müşkülat bulunduğundan. Nur dairesi hakikat mesleğinde gidip, tarikatlerin faydasını te’min eder.”Emirdağ Lâhikası-I sh:242)

Hadis-i şerifte vardır ki, bir adam seninle imana gelmesi, sana sahra dolusu kırmızı koyundan daha hayırlıdır.” (1) “Bazan bir saat tefekkür bir yıl ibadetten daha hayırlıdır.” (2)(Emirdağ Lâhikası-I sh: 104

“İmanın rükünlerinden birisinde hasıl olacak bir şübhe veya inkâr, dinin teferruatında yapılan lâkaydlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır. Herşeyden ziyade imanın esasatıyla meşgul olmak kat’î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir. Bu, Türkiye’de böyle olduğu gibi; umum İslâm dünyasında da böyledir.” (Sözler sh: 749)

Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ana hizmet için, Mekke’de olsam da buraya gelmek lâzımdı. Çünki en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara mübtela olsam ve
zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur’andan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.”(Emirdağ Lahikası-I sh: 195)

Risale-i Nur iman kurtarması cihetiyle o dar dairesi madem hayat-ı bâkiye ve ebediyeyi kurtarıyor. Bir milyon talebesi bir milyar hükmündedir. Yani bir milyon değil, belki bin insanın hayat-ı ebediyesini temine çalışmak, bir milyon insanın hayatı faniye-i dünyeviye ve medeniyetine çalışmaktan daha kıymettar ve mânen daha geniş olması, Eski Saidin o rüya-yı sâdıka gibi olan hissi kablelvuku ile o dar daireyi bütün Osmanlı memleketini ihata edeceğini gördüm.” (Emirdağ Lâhikası –II sh: 112)

“Madem bin seneden beri iman ve Kur’an aleyhinde teraküm eden Avrupa feylesoflarının itirazları ve şübheleri yol bulup ehl-i imana hücum ediyor. Ve bir saadet-i ebediyenin ve bir hayat-ı bâkiyenin ve bir Cennet-i daimenin anahtarı, medarı, esası olan erkan-ı imaniyeyi sarsmak istiyorlar. Elbette herşeyden evvel imanımızı taklidden tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz.”

(Şualar sh: 166)

“Bu zamanda en büyük ihsan, bir vazife imanı kurtarmaktır, başkalarının imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.”

(Emrdağ Lâhikası-I sh: 62)

“Biçare hocalar, Nurların kıymetini bilmiyorlar değil, belki derd-i maişet o heyet-i ulemadaki büyük hocalara itimad edip ve kendi tahsil ettiği ilm-i dini kendi imanını kurtaracak derecesindedir zanniyle lâkayt kalıp ruhsatla amel etmeye kendilerine fetva veriyorlar.” ( Emirdağ Lâhikası-I sh:214)

«Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannedi­yorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtar­mak yolunda dünyamı da feda et­tim, âhi­retimi de…. Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin –adedini de bilmiyorum ya, öyle diyor­lar. Af­yon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha zi­yade– ima­nını kurtar­maya ve­sile oldu. Ölmekle yalnız ken­dimi kurtaracaktım fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşak­katlere tahammül ile bu kadar imanın kur­tulma­sına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamd ol­sun.» (Tarihçe-i Hayat sh: 629)

“Hususi vasifemiz de Kur’anın imanî hakikatlerini tahkiki bir surette ehli imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebediden ve daimî berzahî hapsi münferitten kurtarmaktır.”  (Şualar sh: 313)

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin