İnadına Mehmet, inadına Hatice…

-Delfiiin, kızım bana bir bardak su getirir misin?-Ay çok meşgulüm babaanne, Püren’e veya Ildır’a söylesen olmaz mı; hazır elleri değmişken bir bardak da bana getirsinler lütfen!

Bu konuşmadaki tuhaflığı bulunuz bakalım? Bana göre, babaannenin torunundan su istemesidir; bir başkası ise ninesine su götürmek yerine “angarya“yı daha küçük kardeşlerine yıkmaya kalkışan torunu ayıplayacaklardır. Onlardan çok daha küçük bir mutsuz azınlık ise, “Delfin’den isim mi olurmuş ayol, ne günlere kaldık; fesübhanallah!” diye homurdanmakla yetinecek…

Zaman muhabiri Zeynep Kaçmaz güzel bir haber dosyası hazırlamış; aslında dosya değil de uygulamalı sosyoloji semineri de sayabiliriz bu önemli haberi; diyor ki, aileler çocuklarına farklı, eşi-menendi olmayan isim vermeyi önemsemeye başladılar; bazı aileler ise daha kestirmeden giderek, telâffuzu güzel, müzikal değeri yüksek isim arıyorlar. “Farklı isimler, ebeveynlerin ideallerini yansıtıyor“muş; peki, nedir o ideallar acaba?

Birkaç örnek: Oğlan olursa Sonat, Ulaç, Keyhan, Abay, Andaç, Pozan, Berke, Utkan; kız olursa Su, Renk, Bade, İlçim, Delfin, Dirim, Deren, Ceren, Bilun, Ildır, Durul, Erce, Püren, Dilmen, Artun, Belin, İzgi, Beliz, Beste. Bir başka eğilim ise kız-erkek fark etmeden konulabilen isimler: Ada, Ümür, Özgü, Destan, Ilgın, Ogan, Doruk, Doğa, İlter, Bilhan, Vurgun…

Psikologlar bu gidişatı, ailelerin hep istediği ama gerçekleştiremediği idealleri temsil ettiğini söylemişler. Delfin, yunus balığı demek (Bizim memlekette galâtı “Yunis”tir bu kelimenin) “Benim kızım büyüyüp yüzmede olimpiyat şampiyonu olsun inşallah” ise muradımız, eh… Yoksa niçin Batı dillerinden isim alıp evladımıza veririz ki?

Nâçizâne tesbitim şöyledir: Türk toplumunun şöyle-böyle üçte biri hızla lâdinileşiyor, bilerek veya bilmeden seküler hayat tarzını benimsiyorlar ve evlatlarına elbette İslâmî veya dînî isim vermekten hazetmeyeceklerdir. Onları yermek, eleştirmek değil meramım. Başka bir şey söylüyorum: “% 99’u Müslüman toplum” efsânesinin çöküşüdür bu ve pek tabiidir; “Ah sekülerleşiyoruz, ne fenâ!” diye yerinmek gerekmez. Demokratik toplum, “Senin dinin sana, benimki bana” kabulünün öteki adıdır. Dindarlık alâmetlerinden ve uygulamasından hazetmeyen insanların isim konusunda dünya görüşlerine uygun kelimeler seçmesi, bu açıdan su gibi haktır.

Çocuğa isim vermek, bir canlının adını koymak çokça şuur ve sorumluluk gerektiren bir fiil; çocuğun istikbâli için bir dua, niyaz, temennî. Parmak izi, kimlik… Müslüman dünya görüşüne sahip olanlar evlatlarına elbette ki İslâmî hâtıralar, kavramlar, örneklikler ve timsâller getiren isimleri seçerler fakat kulağa hoş geliyor (Saunding well!) diye, müzikal tınısı iyi diye isim konulmaz; “Ay başka kimsede bulunmasın, orijinal olsun” diye “acar” isim aramak da biraz sonradan görmelik oluyor galiba; işin o kısmı, ebeveynler alınmasın ama biraz ayran gönüllülüktür.

Zamanla isimlerin de modası değişir fakat bazı şeylerin özü değişmez. Yazarınız bu mevzuda düpedüz mürtecî veya daha hafif ifâde ile inadına muhafazakâr, inadına gelenekçidir. Kendisine Ahmet adını verenle öğünür meselâ, inanır ki “Ahmetlerde Ahmediyyet olur“.

Kelimelere, manav tablasında tazelik arayan birinin yaklaşımıyla bakamayız (“Marul” kıza mı iyi gider, oğlana mı meselâ?) Doğru kelimeler mücevherdir, zamanla sâkıt olmaz kadr ü kıymetten. Ve bizim yapıp ettiklerimiz has isimleriyle mâlum olur. Medeniyet dediğiniz de, eninde sonunda bir kelimeler kadrosuna yani lugâte kadar ircâ edilebilir. Dolayısıyla evladımıza ne isim verdiğimiz evvel bizi, sonra evladımızı ilzâm eder; dikkat ve sorumluluk gerektirir. Genç ana-babalar bu kadarını bilsin, sonra yine dilediklerini yapsınlar!

Aklıma gelmişken teklif ediyorum: Medeni kanunumuza, 18 yaşına gelen herkesin, mahkemeye gerek kalmadan bir kereliğine ismini değiştirebilme hakkı konulmalıdır; en azından rüştünü isbat edince çocuğa isminden hoşnud olup olmadığını sormuş oluruz bir bakıma!

A. Turan Alkan / Zaman Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin