İnsanın en birinci üstadı validesidir

“Bir çocukla konuşup söz anlatmak, bir feylesofla konuşmaktan aşağı değildir.”1 diyen Bediüzzaman Hazretleri ebeveynlerin özellikle de vâlidelerin sorumluluğunun ne derece ehemmiyetli olduğunu ifade etmiştir.

“Rahmet-i Rabbâniyenin en hürmetli, en halâvetli, en lâtif ve en şirin bir cilvesi olan şefkat-i vâlide, hakâik-i kâinat içinde en muhterem, en mükerrem bir hakikattir. Ve vâlide, en kerîm, en rahîm, öyle fedakâr bir dosttur ki, o şefkat saikasıyla, bir vâlide, bütün dünyasını ve hayatını ve rahatını, veledi için feda eder.”2Bu fedakârlığı yaparken de ne bir riya ne bir gösteriş vardır ne de bir beklenti içerisindedir. “Evet, bir vâlide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtrîyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyyesini, hem hayat-ı ebediyyesini onunla kurtarabilir.”3

Evlâtlarına karşı böyle ehemmiyetli bir vazifesi bulunup her türlü fedakârlığı göze alan ve evlâtları için bütün sıkıntılara göğüs geren vâlideler, “Oğlum paşa olsun, diye bütün malını verir, hâfız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor.”4

 Hâlbuki “Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imânî alamazsa, sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve îmânın erkânlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslâmiyet’i kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa, peder ve vâlidesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir.”5 Yalnız dünyevî fenlerle terbiye olup peder ve vâlidesini dindar görmeyen evlât, dünyada yabanilik verdiği gibi ahirette de peder ve vâlidesine dâvâcı olmasına sebep olabilir. Çünkü “Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor.”6 Çocuğun “Niçin benim îmanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ etmesine neden olur. Bundan ötürü de“O çocuk, dünyada peder ve vâlidesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur.”7

Elhâsıl: “İnsanın en birinci üstadı ve te’sirli muallimi, onun vâlidesidir.”8 Her dâim bu vazife ile yükümlü olan vâlideler, bilhassa çocukluk döneminde verdiği dersleri ve telkinâtları evlâtlarının ruhuna bir çekirdek gibi işlemeli ve her dâim bunun şuurunda olmalıdır. Üstad Hazretleri bile seksen sene ömründe, seksen bin zâtlardan ders aldığı hâlde, kasem ederek, en esaslı ve sarsılmaz dersin merhum vâlidesinden aldığı telkinât ve mânevî derslerin olduğunu ve o derslerin fıtratında çekirdekler hükmünde yerleştiğini ve sair derslerin o çekirdekler üzerine bina edildiğini ifade etmiştir.

Said YÜKSEKDAĞ

said_yuksekdag@hotmail.com

Twitter: @SaidYuksekdag

Dipnotlar:

1) İşârâtü’l İ’caz, Said Nursî, s. 348, Yeni Asya, 2013.

2) Mektûbat, Said Nursî, s. 68, Yeni Asya, 2013.

3) Lem’alar, Said Nursî, S. 461, Yeni Asya, 2013.

4) A.g.e. s. 462.

5) Emirdağ Lâhikası, Said Nursî, s. 86, Yeni Asya, 2013.

6) Lem’alar, Said Nursî, s. 462, Yeni Asya, 2013.

7) Emirdağ Lâhikası, Said Nursî, s. 86, Yeni Asya, 2013.

8) A.g.e. s. 462

Sende yorum yazabilirsin