İşarat’ul i’caz kitabına ulaşamazlar

Efe Akyaman’dan

Cizreli büyük alim şeyh seyda hazretlerinin halifesi abdussamed efendi: ben bugüne kadar yazılmış olan kur’an tefsirlerinin hepsini inceledim. İddia ediyorum ki; hepsini toplayın Bediüzzamanın işarat’ul i’caz kitabına ulaşamazlar… Bediüzzaman hazretlerine dil uzatmak ve hizmetini tenkit etmek dinsizlik ve imansızlık hesabına geçer…

Abdussamed Efendi, Doğuda çok tanınan ve çok sevilen ünlü bir şeyh olan Şeyh Seyda Hazretlerinin en önemli talebesi, asistanı ve halifesidir. Aslen Diyarbekir’lidir. Doğunun tanınmış fıkıh ve tefsir âlimi olarak, Fransızca, matematik, geometri ve mantık gibi müsbet ilimleri de çok iyi bilen bir insandır…

Abdüssamed efendi Etrafı kalabalık, kendisine hizmet eden insanları, geleni gideni çok bir alimdir. Birgün Abdussamed Efendi’ye Cemaat içinde ziyaretine gelen bir öğretmen; Hocam Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur kitaplarını okuyor musunuz? deyince Evet, okuyorum der ve devamla, Risalei Nur’lar bu zamanın fitnesini ve İslâm’a gelen tenkitleri bertaraf ediyor. İmansız ve Kur’ân’sız kalmış, aklı ve fikri kirlenmiş insanlar bu kitapları çok okumalıdırlar” der…

Yanında oturan kişilerden biraz yaşlıca, bıyıksız ve fötr şapkalı birisi söze karışarak: “Efendim,” der. “Ben malûmunuz emekli müftüyüm. O zatta ve onun eserlerinde öyle üstün ve çekici bir taraf görmedim. Neden övüp duruyorsunuz deyince, Abdussamed Efendi, kızarak sert bir çıkışla; “Müftü Efendi bizler tarikat ehli, hoca ve din adamları olarak, camiye ve cemaatimize gelen dindar insanlarla meşgul oluyoruz. Onların zaten imanları var. Yaptığımız şey, onların imanlarını kuvvetlendirmektir. Ama asıl önemli olan hizmet, camiye ve cemaate gelmeyen, sokak ahlâksızlığına düşmüş veya inkârla imanını kaybetmiş kişileri kurtarmaktır. İşte Bediüzzaman Said Nursi eserleriyle ve hizmetiyle, bu tip insanları kurtarmaya çalışmıştır. Bediüzzaman Said Nursi’ye dil uzatmak ve hizmetini tenkit etmek, dinsizlik ve imansızlık hesabına geçer. Dikkat et hata ediyorsun. Anlaşılan sen Bediüzzaman Said Nursi’yi ve eserlerini hiç tanımamışsın. İlk yapacağın şey derhal Risale-i Nur’dan istifade etmek olsun.”

Bir müftünün; dünyaya mal olmuş iman ve Kur’ân hizmetlerinin sahibi Bediüzzaman Said Nursi’yi ve Risale-i Nur eserlerini tenkit etmesi, oradaki insanları son derece rahatsız etmişti. Ayrıca, bıyıksız, fötr şapkalı bir müftü tipine de ilk defa rastlıyordu. Abdussamed Efendi devam ederek: “Ben bugüne kadar yazılmış olan Kur’ân tefsirlerinin hepsini inceledim. İddia ediyorum ki hepsini toplayın, Bediüzzaman Said Nursi’nin yalnızca ‘İşarat’ül İ’caz’ isimli bir kitabına ulaşamazlar. Risale-i Nur ‘tuluattır, sûnuhattır’. Kalbe doğmuş ve yazdırılmış bir tefsirdir. Kesbî değil, vehbî bir çalışmadır. Yani çalışarak elde edilen bir ilimle yazılmamış, tamamen izn-i İlâhî ile yazılmıştır. Zaten kitapları okuyan her akl-ı selim, ele alınan mevzulara ve verilen cevaplara bir insan dehasının yetmeyeceğini görecektir.”

Abdussamed Efendi, karşısında kendisini dinleyen müftü efendinin tatmin olmadığını anlamış olacak ki: “Müftü Efendi,” dedi. “İyi dinle sana bir de hatıra anlatacağım. Bu hatırayı bir iki defa anlatmıştım. Ama simdi sırası geldi, yeniden anlatmam lâzımdır.

“Ben Cizre’de Şeyh Seyda Hazretlerinin medresesinde okuyordum. Ayni zamanda Şeyh Hazretleri gelmediği vakit de onun yerine hocalık yapıyordum. “Bir gün medresemizde yatsı namazını kılmış, sohbet ediyorduk. Şeyh Hazretleri kendi mescidine çekilmişti. O esnada, bir ilçede müftülük yapan ve ayni zamanda Şeyh Hazretlerinin talebesi olan bir arkadaşım geldi, sohbete karıştı. ‘Arkadaşlar dedi. ‘Beni dinleyiniz sizlere çok önemli bir şey söyleyeceğim. “Hepimiz sustuk. Müftü Efendiyi dinlemeye başladık. Benim hanimim boş olsun ki, Bediüzzaman Said Nursi ahirzamanda beklenen zattır Mehdiyi Azamdır. Hizmetiyle ve çalışmalarıyla o cemiyete huzur getirecektir ve gençliği imansızlıktan o koruyacaktır.”

Beklenmedik bu iddia ve tespite hepimiz de büyük tepki gösterdik. Yahu sen aklini mi kaçırdın? Neden hanımını boşuyorsun. Ya değilse? Senin hanim gitti diye itirazda bulunduk. Sonra bu çok önemli meseleyi biz bilemeyiz. Bizlerin ilmî seviyesi buna yeterli değil. Bunu ancak Şeyh Hazretleri bilir. Bu konuyu gidip, ona soralım! Acaba o ne diyecek? Kalktık müftü efendi ve ben, Şeyh Hazretlerine gittik. Vakit de epeyce geçmişti. Şeyh Hazretleri, her vakit kendisinin rahatsız edilebileceği konusunda bana müsaade vermişti. Ben her vakit kapısını çalıyordum. Mescidine gittik. Mum yanıyor, Şeyh Hazretleri ayakta, elini bağlamış ve kıbleye doğru dönmüş birisiyle konuşuyor. Ama konuştuğu kişi ortada yoktur. Pencerede bir müddet, büyük bir heyecan içinde bu hâli müşahede ettik. Dinledik ki, Şeyh Hazretleri soru soruyor, o görülmeyen zat da cevap veriyor. Ama ne cevaplar…

Kendisini göremediğimiz bu zat kimdir, diye merak içinde kaldık. Şeyh Efendinin bu konuşması bitince kapıyı dövdük ve içeri girdik. Şeyh Hazretleri: Gelin evlâtlarım, dedi. ‘Ne için geldiğinizi biliyorum. Müftü efendinin nikâhı sağlam ve hanımı boş olmamıştır.Çünkü Bediüzzaman Hazretleri beklenen zattır. Sizin de müşahede ettiğiniz konuşmayı, Bediüzzaman Hazretleriyle yapıyordum. O, simdi Barla’dadır. Ben, kendisine müşkillerimi ve sorularımı arz ettim O da cevap verdiler. Bu 10 yıldır sürmektedir. O yalnızca benim değil bütün âlem-i İslâmın üstadıdır. Ben huzur-u ilâhîye, O zata talebe olmanın şerefiyle çıkmak istiyorum. Şeyh Efendi ağlamaya başladı. Bizler donakalmıştık. Ama ne yazık ki bu muhterem insan, hürmet ve saygı göreceği yerde, hayati hapis ve sürgünlerle geçti. Fakat o dünya makamını şöhretini bir tarafa bıraktı, Kur’ân ve iman hizmetinde fani oldu, bakî bir hizmet vücuda getirdi. Bize şimdi düsen, bu hizmetten istifade etmek ve bu hizmet ehillerine dua etmektir…

Müftü Efendi kalktı, Abdussamed Efendi’nin eline sarıldı. Affedersiniz şeyhim, dedi. Hata ettim. Beni bağışlayın lütfen. Abdussamed Efendi ise: Seni Allah bağışlasın, diye cevap verir. Bu ibretli hatıra karşısında oradaki tüm cemaat donakalır…

Bu hakikatı sizinle paylaşan: Abdülkadir HAKTANIR

Sende yorum yazabilirsin