İslam Âlemine Hücum Eden Haçlı Orduları Ve Müslümanlara Düşen Görevler

11 Eylül olayları sonrası Amerika ve Avrupa’daki Hristiyan şövalyeleri İslam âlemine yeni haçlı seferleri düzenlemeye başladılar.

Evvela Afganistan vuruldu; maalesef Türkiye de buna katıldı. Bu haçlı seferlerinden Pakistan da nasibini aldı. Bağımsızlığını neredeyse kaybetti.

2003’de ABD Başkanı Bush ve İngiliz Başbakanı Blair’in itirafıyla Irak’ta ikinci haçlı seferi başlatıldı ve bir millet yok edilmeye mahkûm edildi.

Bu arada Somali ve Sudan’a karşı haçlı seferleri yapılıp oralardaki İslamî yapı yıkılmaya çalışıldı.

Haçlı seferlerinin asıl amacı Türkiye idi. Türkiye’ye karşı ilk haçlı seferi Gezi olayları ile yapıldı ve hedef Mısır gibi kukla bir Cumhurbaşkanı ve Başbakan getirmekti. Allah muvaffak eylemedi.

Türkiye’de başarılı olamayınca Mısır’a yöneldi Haçlı Seferleri ve Sisi denilen münafıkı iş başına getirdiler.

15 Temmuz’da Türkiye’ye karşı en şiddetli Haçlı Seferi düzenlediler; ama muasır Selahaddin Çelebi ve Müslüman milletimiz buna geçit vermedi.

Şu anda ekonomik haçlı seferi Türkiye’ye karşı ilan edildi. Ancak muvaffak olamayacaklar. Neden mi? Dinleyiniz.

 

1.1        Avrupa’ya Bakışımız Nasıl Olmalı?

Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir:

Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyz ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi’ san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takib eden bu birinci Avrupa’ya hitab etmiyorum. Belki felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zannederek, beşeri sefahete ve dalalete sevkeden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitab ediyorum. Şöyle ki:

     O zaman, o seyahat-ı ruhiyede, mehasin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan malayani ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa’nın şahs-ı manevîsine karşı demiştim (Lem’alar, 115).

Burada biz Nur talebelerinin dikkatlerini bir noktaya çekmek istiyorum. Bize göre Avrupa ikidir:

Birincisi, başta İslamiyet ve Hıristiyanlık olmak üzere büyük ve hak dinlerden ilhamını alan ve bütün insanlığa yararlı bilim ve teknolojiye beşiklik yapan Avrupa’dır ki, biz bu Avrupa’nın alkışlayıcıları ve hayranlarıyız. Bu noktada olumsuz bir düşüncemiz olamaz.  Hz. Peygamber’in “Hikmet Mü’minin yitik malıdır; nerede bulursa onu almaya en layık olan Mü’mindir.” Manasındaki hadisi bizim için çok önemli rehberdir. Bu noktada Üstad bir asır öncesi bu tesbiti yapmıştır:

Elhasıl: Zünub ve mesavi-i medeniyeti, (adet ve ahlâk-ı seyyieyi) hudud-u hürriyet ve medeni­yetimize girmekten seyf-i şerîʻatla yasak edece­ğiz. Tâ ki, medeniyetimi­zin gençliği ve şebabiyeti, zülâl-i ayn-ül hayat-ı şerîʻatla muhafaza olsun. Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır ki; onlar Avrupa’dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber, her kavmin mabihil-bekası olan âdât-ı milliyeyi muhafaza ettiler. Bizim âdât-ı milliyemiz İslâmiyet’te neşv ü nema bulduğu için, iki cihetle sarılmak zarurîdir.

(Misbah, Dağ Meyvesi Acı da Olsa Devadır, 19.9.1324/2.10.1908, Sayı: 2; Sayfa: 11 vd.)

İkincisi ise, Avrupalıların kendilerinin de şikâyet ettiği ve sakat bir kısım görüşlerle ahlaki çöküntünün çehresini teşkil eden Avrupa’dır ki, Batılı aklı başında insanlar da bundan şikâyetçidirler.

Burada özellikle Kur’an’ın bir çağrısını hem Müslümanlara ve hem de gayr-i Müslimlere hatırlatmak istiyorum. Kur’an-ı Kerim Bakara Suresinde şöyle buyuruyor: “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. Kur’an, 2: 4. Bu ayeti açıklayan Bediüzzaman Hazretleri meseleyi şöyle açıklamaktadır:

“Ey ehl-i kitap! Geçmiş olan enbiya ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile Kur’ân’a da iman ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) gelmesini müjdeledikleri gibi, onların ve kitaplarının doğruluğuna olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur’ân’da ve Hazret-i Muhammed’de (a.s.m.) bulunmuştur. Öyleyse, Kur’ân Allah’ın kelâmı ve Hazret-i Muhammed (a.s.m.) de resulü olduğunu evleviyetle ile kabul ediniz ve etmelisiniz.” (..)

“Ey ehl-i kitap! İslâmiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zira size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, inançlarınızı ikmal ve yanınızda bulunan dini esaslar üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân, bütün geçmişteki bütün mukaddes kitapların güzelliklerini ve eski dinlerin temel esaslarını cem etmiş olduğundan usulde muaddil ve mükemmildir. Yani, tâdil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın değişmesi tesiriyle değişmeye maruz olan füruat kısmında müessistir. Bunda aklî ve mantıkî olmayan bir cihet yoktur.” Bediüzzaman, Said Nursi, İşarat al-İ’caz, Envar İstanbul 2005, sh. 49-50.

1.2        Hz. Peygamberin Müjdesi

Ahmed ibn- Hanbel Müsned adlı hadis kitabında, Ebu Davud, İbn-i Mace ve İbn-i Hibban Sünen adlı eserlerinde Ahir zaman ile alakalı çok önemli bir hadis nakletmektedirler ki, bu hadisi belli yerlerde Bediüzzaman da kullanmaktadır:

“Bir gün gelecek Hıristiyanlarla (Rum ile) tam bir emniyet içinde barış yapacaksınız. Siz ve onlar yani Müslümanlar ve Hıristiyanlar, kendilerinin dışında müşterek bir düşman ile birlikte savaşacaksınız. Galip gelecek ve çok kazanımlar elde edeceksiniz. Sonra tepeli bir çayıra konaklayacaksınız.” Ebu Davud, 4292;  Ahmed ibn- Hanbel, 4

Bir kısım İslam Âlimleri bunun Har-Magedon veya Armageddon adıyla Hıristiyan âlemi tarafından bilinen ve hayır ile şerri birbirinden ayıracak ve dünyanın sonunu getirecek savaş olduğunu açıkladıkları kıyamet alameti olay kastedildiğini zikretmektedirler. Bunu bazıları Avrupa ve Amerika ile Müslüman âlemi arasında çıkacak büyük bir savaş olarak da izah etmektedir. Ancak biz bunlara katılmıyoruz. Bediüzzman’a göre bu ortak düşman dinsizlik cereyanıdır. Doğru yorumun Bediüzzaman tarafından yapıldığına inanıyoruz[1]. O şöyle özetliyor:

“İşte böyle bir sırada, dinsizlik cereyanı pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın ma’nevî şahsiyetinden ibaret olan hakîki İsevîlik dîni ortaya çıkacak, yâni Rahmet-i İlâhîyenin semâsından nüzûl edecek; hâl-i hazır Hıristiyanlık dîni o hakîkata karşı tasaffi edecek, hurâfelerden ve tahrifattan sıyrılacak, İslâmın hakikatleriyle ile birleşecek; ma’nen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâb edecektir… Ve Kur’ân’a iktidâ ederek, o İsevîlik şahs-ı ma’nevîsi tâbi’; ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; Hak Din bu iltihak neticesinde büyük bir kuvvet bulacaktır.

Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan İsevîlik ve İslâmiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak isti’dâdında iken, göklerde cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinâd ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadir-i Külli Şey’ va’d etmiş, elbette yapacaktır.

Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakîki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun manevi yakınları ve havassı, nûr-u îman ile O’nu tanır. Yoksa açık bir şekilde herkes onu tanımayacaktır”. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, On Beşinci Mektup, 57.

Kanaatimize göre bu birleşmenin vakti çok yakındır. Bu sebeple alabildiğine müsbet hareket etmek ve İslam’ın güzelliklerini gayr-i Müslimlere anlatmak bizim vazifemizdir. Aklınıza şu soru gelebilir: Bu konuda bazı işaretler görüyor musunuz? Evet, gelecek başlıkta bunu özetleyeceğiz.

1.3        İkram ve İstidracın aynı tarihde birleşmesi

Avrupa ve Amerika’nın bütün Haçlı Seferlerinin başarısın olacağına ve Müslümanların galip geleceğine dair hem Hadisin işareti ve hem de de başka müşdeler var.

İkrâm-ı İlahî:

Âhirzamandan haber veren mühim bir hadîs:

لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِهِ

Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى (şedde sayılır، tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırk iki (1542) ederek nihayet-i devamına îma eder. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ

ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi bin beşyüz altı (1506) edip, bu tarihe kadar zahir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder. والْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ

     حَتَّى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِهِ (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırk beş (1545) olup، kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ

Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beşyüz (1500) tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette bin beşyüz altı’dan tâ kırk iki’ye, tâ kırk beş’e kadar üç inkılab-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir.

     Fatiha’da “sırat-ı müstakim” ashabının taife-i kübrasını tarif eden اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi (1506-1507) ederek tam tamına ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur’aniyede “sırat-ı müstakim” kelimesi, bir mana-yı remziyle Risalet-ün Nur’a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile Risalet-ün Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i a’zamın âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def’aten birden ihtar edildi.

اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ (Kastamonu Lahikası, sh.27-29)

İstidrâc: Andrew Berwick denilen katilin Londra’da 2011 tarihinde neşrettiği A European Declaration of Independance adıyla neşrettiği 1000 sayfalık Manifestosundaki tesbitler:

Sadece ilk kısmını tercüme edelim:

1955-1999 arası diyalog devri idi. İslam ile Avrupa’nın savaşının üç aşaması olacak:

Birinci Aşama: 1999-2030 arası Avrupa’nın İslam ile savaşı başlayacak. Neticeleri:

  • İslamiyet Avrupa’da % 2 ila % 30 arasında gelişecek.

Şimdilik bu aşamayı zikretmekle yetinelim.

Phase of Dialogue, 1955-1999

European Civil War, Phase 1 – 1999-2030

–  Islam, 2-30% based on country

–  Open source warfare, military shock attacks by clandestine cell systems.

–  Further consolidation of conservative forces.

European Civil War, Phase 2 – 2030-2070

–  Islam, 15-40% based on country

–  Consolidation continues, more advanced forms of resistance groups.

–  Preparation for pan-European coup d’états.

European Civil War, Phase 3 – 2070-2083

–  Islam, 30-50% based on country

– Pan-European coup d’états. Cultural Communism/multiculturalism defeated in the first

European country followed by the rest.

–  The implementation of a Cultural Conservative political agenda begins.

–  Execution of cultural Marxist/multiculturalist category A and B traitors initiated.

–  Deportation of Muslims initiated.

Here is an estimate (conservative estimate):

European Civil War, Phase 1 – 1999-2030 (Islam 2-20%)

–  5-13% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through armed struggle.

–  20-35% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through democratic struggle.

–  50%+ oppose mass Muslim immigration.

European Civil War, Phase 2 – 2030-2070 (Islam 15-50%)

–  15-20% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through armed struggle.

–  40-50% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through democratic struggle.

–  60%+ oppose mass Muslim immigration.

European Civil War, Phase 3 – 2070-2083 (Islam 30-60%)

–  20-25% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through armed struggle.

–  50-60% of native Europeans and other non-Muslims support many of our goals through democratic struggle.

–  70%+ oppose mass Muslim immigration.

Muhterem Kardeşlerim! Hem hadis ve hem de bu araştırma gösteriyor ki, 2083 yılına kadar Avrupa ve Amerika’da İslamiyet yayılacak ve Müslümanlar hep galip gelecek inşallah. Ne Hollanda’nın Wilders’ı, ne Fransa’nın Fino’su ve ne de Almanya’nın Merkel’i, İslamın Avrupa’da yayılmasını engellemeyecektir. Yeter ki, İslamiyeti doğru anlatalım; birlik ve beraberlik içinde olalım.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

[1] http://en.wikipedia.org/wiki/Armageddon; Muhammed Hassan, Nihaye al-Âlem; Meta ve Eyne, www.mohamedhassan.org/alkhotab%20wa%20aldoros/written/..%5C..%5CFiles%5CLessons% 5CWrited%5Cnehyat.doc

1 tane yorum yapılmış

  1. erdem dedi ki:

    Sayın Ahmet hocam tebrikler.. Hangi zamandayız? Dünya nereye gidiyor, müslümanlar olarak neler yapmalıyız ? İşaret etmişsiniz . Allah razı olsun.Bu gerçekleri görürsek daha sağlıklı düşünebiliriz.

Sende yorum yazabilirsin